Mesih - Mehdi Haberleri ve Değeri

Ali Bulaç

Mesih’in nüzulü ile Mehdi’nin zuhuru arasındaki ilişkilerin mahiyetine dair rivayetler ve nakledilen haberlerden açıkça anlaşılıyor ki, her ikisinin yeryüzünde görünmesi eşzamanlı olacaktır; iki zat birbirleriyle karşılaşacak, hatta ortaklaşa hareket edip yüklendikleri misyonu yerine getireceklerdir. El Berzenci’nin kaydına göre küçük bir bilginler grubu, “İsa’dan başka Mehdi yoktur,” demişlerse de bu genel kabul görmemiştir.

Kronolojik olarak Mesih veya İsa (a.s.), Din’in tebliğiyle kemale erdiği (Maide, 5/3) Son Peygamber’den önce gelen bir peygamber idi; Hıristiyanların iddia ettiklerinin aksine herhangi bir ilahlık vasfı yoktur, kendisi de bu yönde bir iddia veya bir söylemde bulunmuş değildir (Maide, 5/118); kaynaklarda yer alan gayb haberlerine veya Kur’an’daki müteşabih ayetten yapılan çıkarımlara göre bir daha yeryüzüne gelecek, ref’edildiği makamdan aramıza inecek, bu cari yasaları aşan (harikulade) hadise yine beşeri bir varlık olarak tahakkuk edecektir. Bazı rivayetlere göre yeryüzünde 40 gün kalacaktır.

Haberlerin çizdiği genel çerçeve içinden bakıldığında, Hz. İsa bir daha dünyaya gelecek olursa –ki bunun nüzul şeklinde olacağı belirtilmektedir- yine “bir peygamber” olarak mı geleceği, kendine has bir üslupla mı tebliğ yapacağı önemli bir konudur. Konuyla ilgili her biri birer haber-i ahad olan hadislerden, nüzulü durumunda Hz. İsa’nın, görevinin Hz. Muhammed (s.a.)’in tebliğ ettiği dinin yani İslamiyet’in hükümlerini ve mesajını teyid ve takviye etmekle sınırlı olduğuna işaret ettiği anlaşılmaktadır. Başka bir ifade ile Hz. İsa, yeni bir vahiy getirmeyecek, yeni bir Şeriat vaz’etmeyecek, hatta İncillerde kendisine yapılan atıflarda işaret edildiği üzere kendisinden “önceki Şeriat’ı veya peygamberleri yıkmaya değil, itmam etmeye geldim” bile demeyecektir (Matta, 5: 17). Çünkü zaten muharref olmayan bir Kitap (Kur’an-ı Azimuşşan) ve hükümleri apaçık olan Münzel bir Şeriat vardır ki, bu Hz. Muhammed (s.a.)’in şeriatıdır.

Haberlere bakıldığında Hz. İsa, İslam’ın muhkem esaslarını teyid edecek, Mehdi’ye tabi olacak ve bu arada “Haç’ı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak ve malı bolca dağıtacaktır. Mal o kadar bol olacak veya dağıtılacaktır ki, onu kabul edecek kimse kalmayacaktır” (Buhari, Enbiya, 49; Müslim, İman, 242; Ebu Davud, Melahim, 14; Tirmizi, Fiten, 54; İbn Mace, Fiten, 33).

Haberlerin Hakikat Değeri

Daha önceki bölümlerde sahiheyn sahiplerinin bu haberlere iltifat etmediklerini yazmıştım. Demek istediğim, kayıtların büsbütün yer almadığı değil, doğrudan gaybten haber vermekle ilgili hüküm bildiren haberlere karşı bu iki muhaddisin rezerv olarak korudukları hassasiyetti, yoksa tabii ki hadis piyasasında her iki zatın misyonlarıyla ilgili dolaşım halindeki yaygın haberleri mecmualarına almışlardır. Kesin haberle, habere konu olan kişilerin gaybte işleyecekleri fiilleriyle ilgili haberler aynı şey değildir. Mesela biz,  Yuhanna kehanetinden hareketle Kenan ilinde vuku bulacağına inanan Protestanların, bahusus Evanjeliklerin iddialarını, Armagedon savaşıyla ilgili kehanetlerini, kehanetin bir an önce tahakkkuku için “tanrıyı kıyamete zorlamak” üzere siyonizmle giriştikleri katliamları anlatırken, bu onların inançlarını, komplo teorilerini doğru kabul ettiğimiz anlamına gelmiyorsa, bir muhaddisin ortalıkta dolaşan haberleri kendi objektif ölçüleri dahilinde sahih kabul edip mecmuasına dercetmesi de rivayetin hakikati ifade ettiği anlamına gelmez.

Diyelim ki, Sünenlerdeki gibi Buhari ve Müslim de mecmualarına Mesih’in gelişi ve Mehdi’nin zuhuruyla ilgili kendi ölçülerine göre “sahih” saydıkları haberleri aldılar, bu yine de yani Kütüb-ü Sitte veya Kütüb-ü Tıs’a’da yer alan hadislerden hareketle Mesih’in ineceği, Mehdi’nin zuhur edeceği konusu iman için mesnet teşkil etmez; zira hadis usulünde imamların neredeyse icma ile vaz’ettikleri prensip şudur: Haber-i ahad haberler iman, sıhhat derecelerine göre fıkıhta ve fıkhi içtihatlarda kaynak olur, ama itikat/iman konularında kaynak değildir.

Mesih veya Mehdi bir akait/kelam konusudur, muhaddis bu konuda hüküm veremez, muhaddisin rivayetine itibarı varsa, hükmü kelamcı verir ve belki Sahiheyn dahil, hadis rivayetlerinin bir de “metin kritiği”ni yapma mecburiyeti var, aksi halde bugünkü halleriyle “sened” yönünden sahih olduğu varsayılan haber ve rivayetleri Allah Resulü’nün sünneti” kabul etmek büyük hata, Sünnet düşmanlarının ekmeğine yağ sürmek olur. Biz de diyoruz ki Sünniliğin dört kurucu imamı ve iki kelam ekolunün kurucusu Mesihin inişini, Mehdi’nin zuhurunu iman konusu görmemiştir.

Ahmet ibn Hanbel’in Müsnedi’nde yer alan rivayetlere gelince, bu büyük muhaddis, topladığı hadisleri, Buhari ve Müslim gibi tek tek kritik edip mevzuları sahihlerinden ayıracakken ömrü vefa etmedi, vefat etti, sonra her ne topladıysa olduğu gibi yayınlandı. Bugün elimizde hem sened hem metin yönünden kritik edilmeyi bekleyen 52 ciltlik bir Ahmet İbn Hanbel Müsnedi var. Bu “haşu”dar, ne bulduysan doldur hükmünde nakiller, antropolojik malzeme stokudur.

Düz düşünen Selefiler, sened ve metin yönünden dikkatle kritik edilmesi gereken bu antropolojik malzemeden hareketle herkesi tekfir ediyorlar, tekfir ettiklerini öldürebiliyorlar; Müslümanlarla emperyalistler/siyonistler arasında kanlı savaş sürerken, Amerika ve İsrail’in yanında saf tutabiliyorlar.

Mesih ve Mehdi Ne Yapacak?     

Haberlerde kullanılan metaforlar, hakikatte İslamiyet’in hakimiyetinin tesisine birer atıftır. Şöyle ki:

  1. Haç, Haç’ın kırılması, teslis (üçleme), teslisin tasfiye edilip tevhide inkılabı.
  2. Domuz asli şeriatın hükümlerinden inhiraf; domuzun öldürülmesi, haram yeme ve haram yiyiciliğin engellenip yürürlükten kaldırılması.
  3. Cizye, Müslümanların hakimiyeti altındaki muharip gayr-ı Müslimlerin vergisi; cizyenin kaldırılması, Hıristiyanların Müslüman olması ve artık cizye veren zımmiler olmaktan çıkması demektir.
  4. Malın bollaşması ve herkese ulaşması, yeryüzünde gelir adaletsizliğinin sona ermesi, yoksulluğun kökünün kazınması ve herkesin insanca yaşayabileceği maddi imkanlara kavuşması anlamına gelir.
  5. Olağanüstü bolluğa rağmen mala ve servete karşı isteksizlik, artık refahın yerini felahın, maddiyatın yerini manevi ve ahlaki gayelerin tahakkukunun yer aldığı anlamına gelir.

Bütün bunlar İslam’ın, hakimiyet ve zaferini ilan etmesiyle mümkün olacaktır. Öyle ki Müslümanların emiri, İsa bin Meryem’e “Buyurun bize namaz kıldırın” diye teklifte bulunacak, Hz. İsa “Hayır siz birbirinizin emirisiniz. Bu, yüce Allah’ın İslam ümmetine ikramıdır” deyip kendisi onun arkasında namaza duracak, başka bir ifadeyle Hz. İsa, Mehdi’ye tabi olacaktır.

İslam kelamı ve Hıristiyan teolojisi açından bakıldığında, hadislerde haber verilen İsa’nın nüzulünün Hıristiyanların beklediği Mesih’in gelişinden hayli farklı olduğu anlaşılmaktadır. Zira, müesses Hıristiyan inancına göre İsa, Tanrı’nın oğlu, Tanrı’nın kendisinde bedenlendiği kutsal varlık ve zaten vahyin kendisidir. Onun gelişi göklerin krallığının tesisini sağlayacaktır. İslami kaynaklarda yer alan haberlere bakıldığında ise

  1. İsa, İslamiyet’i ve İslam Şeriatini yeniden tesis edecek;
  2. Sadece Hz. Muhammed’e değil, onun soyundan gelen Mehdi’ye tabi olacak;
  3. Böylece Yahudi ve Hıristiyanların gelecekle (istikbal)le ilgili bütün beklenti, iddia ve varsayımları berhava olmaktadır.

Burada Yahudileri hakim kılacak, Vadedilmiş Toprakları Yahudilere tahsis edecek Kral Davut ve oğlu Kral Süleyman’a, Hristiyanları yeryüzünde faik kılacak kurtarıcıya ve elbette Yuhanna kehaneti olan Armagedon tehdidine ve felaketine karşı Müslümanların tedbiren alternatif bir Mesih-Mehdi profili geliştirme lüzumunu hissettikleri fikrini akla getirmektedir.

Peki, bugün için Mesih ve Mehdi ne anlam ifade eder, Perşembe yazısında bu soruya cevap aramaya çalışalım.