Bulunduğumuz coğrafya, bitmek bilmeyen bir çatışma ve savaş sarmalının içinde. Sonuçta bunların her biri güç dengelerini değiştiriyor ve o ana kadar belli bir güven etrafında inşa edilmiş ittifakları da sarsıyor. Dün varlığı önemsiz gibi görülen bir ittifak, bozulduğu ya da zayıfladığı zaman yeni çatışmaların kapısını açabiliyor.
BİTMEYEN SAVAŞ
ABD ve İsrail'in birlikte İran’a saldırmasıyla başlayan savaş, sekizinci ayına girdi. Kuşkusuz ilk altı haftanın yoğunluğu geride kaldı. Ancak enerji krizi başta olmak üzere dünyayı etkileyen boyutlarıyla bir şekilde devam ediyor. Müzakere ve karşılıklı hamlelerin ortaya çıkardığı gerilim hattında.
Bu savaşın ortaya çıkardığı düzensizlik halinin, bölgede yeni bir düzen oluşmasına yönelik arayışları hızlandırdığını görüyoruz. Bunlar eski ittifak ya da dostlukları tamamen geride bırakan yaklaşımlara sahip olmasa da, pek çok bakımdan yeni tez ve hedeflere sahip.
MEKKE İTTİFAKI HIZLI YOL ALIYOR
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke İttifakı, bu noktada beklenenden çok daha hızlı biçimde yol almaya veya başka bir ifadeyle rol üstlenmeye başladı.
Elbette bir anlaşma daha imzası kurumadan ve kurumsal yapısı şekillenmeden tanımladığı hedeflere kolayca ilerleyemez. Nitekim imza sahipleri de bu yönde beyanları ilk aşamada sıkça tekrarladı. Ancak bölgemizde yaşanan sıcak gelişmeler, bu üç devletin var olan kapasitesinin daha erken harekete geçebileceği yönünde gelişmeler ortaya çıkardı.
SALDIRI PAKTI MI?
Üç ülkenin dışişleri ve savunma bakanlarının, ayrıca en üst düzeyde askeri yetkililerinin bir araya gelmesi, ittifakın kurumsal yapısının beklenenden daha hızlı şekilleneceğinin sinyallerini verdi. Ankara’nın verdiği mesajlar da hem bölgesel gelişmeleri, hem de bu kurumsallaşma sürecini ifade ediyordu.
Suudi Arabistan’ın Husiler tarafından uğradığı saldırıların ardından bu ülkeye destek sağlanması yönünde verilen mesaj, şu dakika itibarıyla bir sorumluluk ifade ediyor elbette. Ancak bunun hemen aktif hele geleceği, hatta bir karşı saldırının hazırlığı olacağına dair yaklaşımlar gerçeklikten çok uzak.
FİDAN’IN ÇİZDİĞİ ÇERÇEVE
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Macaristan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Anita Orban ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında bu yönde önemli mesajlar verdi. Riyad'da 5 Ekim'de düzenlenen Ortak Savunma için Mekke Anlaşması Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Toplantısı'na dikkat çekerek şunları söyledi:
"Olağanüstü toplantıya katılmamızın ana nedeni aslında özellikle Suudi Arabistan'ın maruz kaldığı saldırıların görüşülmesiydi. Diğer taraftan alınması gereken kurumsallaşmayla ilgili bir takım ciddi kararlar vardı. Özellikle askeri karargahın yapısı, sekreteryanın durumu, yeni sekreterin atanması gibi başlıca konular, kurumsallaşmayla ilgili maddeler arasındaydı."
FİDAN “UCUZ SİYASİ RETORİKLER”
Bakan Fidan, kurumsallaşma ve pratik adımların çok hızlı bir şekilde atılmasına da dikkat çekti: "Taraflar, bu konuda ciddi olduklarını, somut sonuçlar görmek istediklerini, ortaya koydukları iradeyle de göstermiş oluyorlar."
Asıl tartışılan ve Türkiye kamuoyunda da zaman zaman yükselen eleştirilere ise şu cevabı verdi Hakan Fidan:
"Burada zaman zaman ortaya konan ucuz siyasal retoriklerin gerçeklikle örtüşmediğini de ifade etmek istiyorum. Yemen'de Yemen meşru hükümet güçleri mevcut mücadeleyi devam ettirmekte. Suudi Arabistan onlara destek veriyor. Ama diğer taraftan da olayın barışla, diyalogla çözümlenmesi için biz elimizden geleni de yapıyoruz. Bu anlaşmaya taraf olan ülke saldırıya uğradığı zaman siz savunması için yanında olursunuz. Bu bir saldırı anlaşması değil. Türkiye, başka bir ülke toprağına asker gönderip orada bir saldırı yapmayacak."
Anlaşmanın TBMM’ye gönderilmesine dair çalışmaların da nihayete erdiği bilgisini paylaşan Fidan, en kısa sürece sevk edileceğini de belirtti.
İSRAİL VE MEKKE İTTİFAKI
Bölgesel düzeyde çok ciddi belirsizliklerin yaşandığı bir dönemde, üç ülkenin böyle bir ittifak içinde olmasına başından itibaren en büyük itirazın İsrail’den geldiğini hatırlamakta yarar var.
Birbiriyle dayanışma içinde olan ve bir diğerine yönelik saldırıyı kendisine yönelik sayan bir anlaşmayı anında bir saldırganlık paktı gibi değerlendirmek de ancak İsrail’in paranoyalarına uygun bir yaklaşım.
ÖN ALICI İTTİFAK
Birlikte hareket etmenin, kurumsal yapılar oluşturmanın elbette zorlukları var. Ancak nedense şu bakış açısını dile getirenlerin sayısı çok az. Böyle bir güçlü ittifak pek çok sorunun ortaya çıkmasını daha büyümeden engelleyecek bir kapasite ifade ediyor aynı zamanda.
Bölgeyi kendi yarattıkları sorunlar üzerinden adeta esir alan bazı ülkelerin itirazı tam olarak burada ortaya çıkıyor. Türkiye, sorunlardan beslenen ve çatışma halinde olan bir dış politikayla değil, bölgede barış sağlayan bir kavram setiyle hareket ediyor.
Farkı görmek bu kadar zor olmasa gerek.