Kürtlerin geleceğine ve zamana dair...

Ali Bayramoğlu

Ortadoğu güzel, cazip, tarih dolu ama tutunması ve halkların yaşaması zor bir diyardır. Toplumsal dokusu çoğul, siyasi yapıları ise monolitik niteliktedir.

Dört ülkeye bölünmüş Kürtler, bu zorluğu yaşayan halkların başında gelir. Hem yaşadıkları ülkelerin yıllar yılı süren baskıcı rejimleriyle baş etmek zorunda kalmışlar hem de bu ülkelerde doğan Kürt siyasi hareketlerin zaman zaman karşı karşıya gelmesi nedeniyle yorulmuşlardır.

Bugün bu bölgede pek çok çatışma ekseni yan yana yaşamakta ya da iç içe geçmiş durumda.

Arap-İsrail gerginliği, Sünni-Şii gerilimi, Kürt yaşam alanı meselesi, İslami hareket-seküler düzen makası ve bunların alt bileşenleri bunlar arasında..

Eksenler zamanın ruhuna göre şekil alıyor ama ana doku olan çoğulcu toplum-monolitik yapı denklemi pek değişmiyor.

Soru malum...

Gelecek nasıl şekillenecek?

Özellikle bugün en hareketli topluluğu oluşturan Kürtler bakımından yol nasıl alınacak?

Üç ufuk var.

İlki, her ülkede Kürtlerin uzun süre yaptıkları gibi kendi bağımsızlıkları için mücadele etmesi.

İkincisi, ortak bir Kürt ülkesi hayali...

Üçüncüsü ise Kürtlerin yaşadıkları her ülkeye farklılıklarını ve varlıklarını koruyarak entegre olması.

Bu ufukların ikincisi tarihsel olarak muhtemelen hiç kaybolmayacaktır. Kürt hareketleri arasındaki rekabetin bir yönü, bir boyutu da buraya açılır.

İlki ise fiilî imkânlar veya bölgesel ve uluslararası güç dengeleri bakımından da ihtimal olmaktan çıkmış, tarih dışı kalmaya başlamıştır; hatta kalmıştır.

Üçüncü ihtimal ise her anlamda şimdiki zamanı temsil eder ve geleceğe kapı açan gerçekçi bir yol oluşturur.

Biraz açalım.

İlk ufuk, Soğuk Savaş zamanına denk düşer; o dönemde imkân, destek ve karşılık bulmuştur. Kürtlerin çeşitli ülkelerde bağımsız olma çabaları ve silahlı hareketleri bu dönemin ruhuna uygundu.

İkinci ufuk Sovyetler’in çökmesiyle açıldı. Dengelerin değişmesi Kürt hareketlerine de yansıdı. İki bakımdan...

Bir yandan özgürlükler alanının kısmen genişlemesine paralel olarak Kürtlerin siyasi alanı da gelişti ve sivilleşti. Siyasi partiler, sivil örgütler ve özerk alanlar bu evrenin dinamikleri arasındadır.

Diğer yandan Kürt hareketleri, yeni döneme uygun bir söylem ve yapılanma üretmeye yöneldiler. PKK’nın çeşitli kongrelerdeki dil değişimi, Sovyet sosyalizminden uzaklaşması, çatışma yerine demokratik cumhuriyet vurgusuyla entegrasyon arayışına girmesi buna örnektir.

Üçünce ufuk, yani bugüne denk gelen evre, açıktır ki Kürt hareketlerinin ve Kürt halklarının hareket alanlarını yeniden tanımlamıştır. Silahlı mücadele ve ayrışma imkânları gerçekçi olmaktan çıkmıştır. Bunun yanında siyasal alanın yanına başka bir alan daha eklenmiştir: kültürel ve sosyal alan. Edebiyatıyla, sanatçılarıyla ve akademisyenleriyle Kürt kimliğinin tarihsel derinleşmesinin önü açılmıştır. Bu, Kürtlerin yaşadıkları her ülkede olmuştur.

Bunun anlamı nedir?

Açıkçası hem entegrasyondur hem de kendini kurma, bulunduğu alanı ve ülkeyi dönüştürme imkanıdır.

Başka bir ifadeyle Kürtlerle yaşadıkları ülkeler arasında etkileşim kapılarının açıldığı bir dönemde yaşıyoruz.

En azından ufuk ve gelecek buraya işaret ediyor.