İyi denemeydi ama

Vahdettin İnce

Suriye'nin Ahmed el-Şara başkanlığındaki yeni yönetimi ile SDG komutanı Mazlum Abdi arasında, SDG'nin feshini ve bölgedeki özerk yapının diğer bütün kurumlarının Suriye devlet sistemine entegrasyonunu öngören bir ittifak imzalandı. Bu bağlamda Kürtler ne kazandı ne kaybetti gibi sorular etrafında günlerdir çeşitli tartışmalar devam ediyor. Meseleyi bu düzlemde ele almak kanaatimce yanıltıcıdır. Bölgemize dayatılan yapay Ortadoğu sistemi kapsamında yaşanan gelişmeler tarihin, coğrafyanın ve sosyolojinin kuralları ile izah edilemeyecek kadar tarihimize, kültürel ilişki tarzımıza, kısacası bizi biz eden değerlere yabancıdır. Dolayısıyla bu tartışmalar bizi bir yere götürmeyecektir.

Bana göre şu veya bu tarafın kazancından veya kaybından ziyade, bu adım, Arap Baharı denilen kanlı sürece nokta konmuş olması anlamına gelir. Kabul etmek gerekir ki, Arap Baharı iyi bir denemeydi. Yanlış anlaşılmasın, bu deneme, süreci fiilen yürüten sahadaki kitlelerin eseridir demek istemiyorum. Mısır ve Tunus'ta olduğu gibi bizzat sahada olanlar da gelişmeleri kendilerinin yönlendirdiklerini düşünüyorlardı nitekim, ama çok geçmeden sadece kitleleri sürecin arkasında hizalamak için kendilerine mühlet verildiğini çok acı tecrübelerle öğrendiler. Rahmetli Mursi'nin ve hala zindanda tutulan hasta ve seksenli yaşlardaki Gannuşi'nin başına gelenler hem sistemin hem de sürecin patronunun kim olduğunu gösteriyor zaten. Görebildiğim kadarıyla amaçlarının gerçekleşmeyeceğini anladıkları için mevcudun korunmasına karar verdiler ve sonunda meydanların boşaltılmasını, çatışmaların durdurulmasını sağladılar. Bir süre bu çatışmasızlığın böyle devam etmesine izin verecekler anlaşılan. Dünya siyasetini planlayanların, yeni planı devreye sokmaktan vazgeçip mevcut planı korumaya karar vermeleri de bir bakıma iyi bir şeydir. En azından bizim açımızdan daha tehlikeli olan ikinci planlarını yürürlüğe koyamadılar. Mevcut egemen konumlarından geri adım atmadılar doğru, ama umdukları gibi ileriye de gidemediler.

Batı medeniyetinin en mümeyyiz vasfı planlamacılığıdır. Her şeyleri, attıkları her adım bir plan dahilinde gerçekleşir. Özellikle siyasal anlamda en az yüzyıllık planlar yaparlar. Zaten bu "yüzyıl kavramı" onlarda meşhurdur. Yüzyıllık planlarını yürürlüğe koyduktan hemen sonra, sonraki yüzyılın planını yapmaya koyulurlar. İstihbaratçılarının dilinden düşmez mesela yüzyıl söylemi. Yüzyıl önce, Kürt Lawrence'ı olarak bilinen Binbaşı Noel "Kürtleri Türklerden ayırmak için bize yüzyıl lazım" demişti. İngiliz siyasetinin, bu raporu okuduğu günden başlamak üzere bu yüzyılı planlamaya koyulduğundan kuşkunuz olmasın. Nitekim İsmet Paşa'nın da Lozan'dan dönerken yapılan anlaşmadan dolayı duyduğu sevincini ifade etmek için "yüzyıl kazandık" dediği rivayet edilir. Noel'in yüzyılı, Kürt-Türk farklılığını derinleştirip giderek bir çatışmaya dönüştürmek üzere bina edilmişken, seksen yıllık tek parti icraatlarına bakılacak olursa, İsmet paşanın yüzyılı da asimilasyon yoluyla farklılığı tamamen ortadan kaldırmak gibi beyhude bir çabayla Binbaşı Noel'in yüzyılına hizmet etmek olduğunu söylemek mümkündür.

Söylediğim gibi asıl planlamacılar, Arap Baharı denemesi ile başlatmak istedikleri yeni yüzyılı bir süreliğine buzdolabına kaldırdılar ve önceki yüzyıl planının şimdilik bir süre daha devam etmesine karar verdiler. Yani Sykes Picot planının devamına hükmettiler de o yüzden geçici bir sükûnet sağlandı.

Önceki yüzyılın planlaması, ümmeti, Batıya kafa tutamayacak şekilde bölüp zayıflatmak esasına dayanıyordu. Osmanlı buna direndi ama kültürel olarak meftunu olduğu batı karşısında askeri olarak kazanma şansı yoktu. Kaybetti. Bugün pek de batı hayranı olmayan bir yönetim var ülkemizde. Dolayısıyla batı menşeli süreçleri tersine çevirecek ve planları boşa çıkaracak bir iktidarımız var. Nitekim ümmetin biraz daha parçalanmasını öngören Arap Baharı sürecinin Suriye'de durması, durmak zorunda kalması biraz da Türkiye'nin bu duruşu sayesinde gerçekleşti. Böylece batılılar, mevcudun korunmasının küresel iktidarlarının devamı açısından daha iyi olacağını düşündüler ve bugünlerde tanık olduğumuz uzlaşmalar, anlaşmalar bunun göstergesidir. Ancak Türkiye'nin tavrı mevcudun korunmasından ziyade, süreci tersine döndürmeyi hedeflemelidir. Aslında Türkiye'nin "Türk, Kürt, Arap" söylemi, batının biraz daha parçalama niyetini akamete uğratmanın yanında mevcut bölünmüş durumun da zamanla ortadan kaldırma niyetinde olduğunu göstermektedir.

Neticede Batı kaybetmeye mahkûmdur. Tabiatın kanunudur, mevcudu korumanın derdine düşen kaybeder. Türkiye tek parti yüzyılını, yeni mevcudu koruma sürecini geride bırakmıştır.