İşgalcilerin kalbura çevirdiği ateşkesin ikinci aşaması

Ahmet Varol

Gazze’de 10 Ekim 2025’te kabul edilen ve hemen ardından resmi olarak yürürlüğe giren ateşkesin ikinci aşamasıyla ilgili görüşme sürecinin başlatıldığı açıklandı. Siyonist işgalcilerin sürekli zorluk çıkardığı sürecin ikinci aşamasına geçilmesi için bir adım atılması olumlu bir gelişmedir. Ancak görüşmelerden çıkacak sonuçların sahada bir karşılık bulması için birinci aşamayla ilgili tecrübenin iyi değerlendirilmesi gerekir. 

Ateşkes sürecinin ikinci aşamasına dair açıklamaların yapılmasıyla eş zamanlı olarak Gazze’deki Hükümet Medya Ofisi de, ateşkesin başlamasından itibaren geçen 95 günlük süre içinde işgal güçlerinin ateşkes ihlallerine ve şartlarına riayet etmemelerine dair kapsamlı bir rapor yayınladı. Bu rapor, ateşkes sürecinin sürdürülmesinin bir anlamının olması ve sahada karşılık bulması için işgal rejimi açısından da bağlayıcılığının sağlanmasının ne derece ehemmiyet taşıdığını gösteriyor. 

Ateşkesin şartlarına riayet etmeyi siyonist işgalcilerin kendilerinden beklememizin bir anlamının olmayacağını, onlarla şimdiye kadar imzalanan tüm anlaşmalarla ilgili tecrübeler çok açık ve net bir şekilde ortaya koymuştu. O yüzden işgalcileri anlaşmaya riayete zorlayacak bağlayıcı unsurların ve uluslararası boyutta baskı uygulamasının olması gerekir. 

Bu itibarla Filistin halkı ve direnişi işgalci siyonistlerle yapılan ateşkes anlaşmasından ziyade bu anlaşmanın uygulamaya geçirilmesini taahhüt eden garanti anlaşmasına itibar ediyordu. Ama ne yazık ki bu anlaşmaya imza atan ülkeler, sağlanan güvencenin tahakkuk etmesi ve işgalcilerin şartlara riayet etmeye zorlanması için göz doldurur bir şey yapmadı veya yapamadı. 

Bunun en önemli sebebi bizim gördüğümüz kadarıyla garanti anlaşmasına imza atan ülkelerden ABD’nin izlediği politikaydı. Çünkü anlaşmalara riayet konusunda siyonist işgal rejimi gibi ABD’nin de herhangi bir ahlâkî değer ve ölçüsü yoktur. Diğer üç ülke yani Mısır, Türkiye ve Katar ise ne yazık ki işgal rejimine doğrudan baskı uygulamak için ABD engelini aşamadı ve onun duyarsız tutumunu değiştirme konusunda başarılı olamadılar. 

Sözünü ettiğimiz 95 günlük raporda işgal güçlerinin bu süre içinde gerçekleştirdiği ihlaller hakkında ayrıntılı bilgiler yer aldı. Biz sadece birkaç hususa değinmekle yetineceğiz.

İşgalcilerin bu süre içinde doğrudan saldırı, yıkım veya askeri araçlarla meskun bölgelere girilmesi şeklindeki ihlallerinin sayısı 1244’e ulaştı. Yani günde ortalama 13 ihlal. 

Bu ihlaller sebebiyle gerçekleştirilen saldırılarda 449 kişi öldürülüyor, 1246 kişi yaralanıyor. Yani günlük ortalama yaklaşık 5 ölü ve 13 yaralı. Bu da fiili bir savaşın sürdüğünü gösteriyor. Sayı ateşkes öncesindeki katliamlara nispetle epey düşük olsa da insanlar her an işgalcilerin saldırabileceği endişesi içinde oldukları için bir hayat güvencesine kavuşamamış oluyorlar. 

İşgal güçleri içeriye insani yardım, yakıt ve barınma malzemeleri sokulması konusundaki taahhütlerini de yerine getirmedi. 

Anlaşmaya göre günde asgari 600 yardım kamyonu sokulmasının kabul edilmiş olmasına binaen belirtilen süre içinde 57 bin kamyon insani yardım sokulması gerekiyordu. Ama sadece 24.611 kamyon sokuldu ki bu da taahhüt edilen miktarın %43’üne tekabül ediyor. 

Anlaşmaya göre belirtilen süre içinde 4750 kamyon yakıt sokulması gerekiyordu, ama sadece 601 kamyon sokulabildi. Yani taahhüt edilen miktarın %12’sinden biraz fazla. 

Yeterli miktarda yakıt sokulmaması ise hastaneler dahil bütün kurumları olumsuz yönde etkiliyor. Çünkü bu kurumların çoğu gelen yakıtla çalışan jeneratörlerin ürettiği elektriğe bağımlı durumda. 

Evleri yıkılan iki milyondan fazla insanın kış şartlarında kalabileceği barınakların, konteynerlerin ve benzeri geçici konutların malzemeleri ise neredeyse hiç sokulmadı. Son derece zayıf malzemelerden oluşan çadırların çoğu yağmurlarda ve fırtınalarda tahrip oldu. O yüzden birçok çocuk donarak öldü. 

İşgal güçleri gıda malzemelerinin ise besleyici ve kaliteli olanlarının sokulmasını engelledi.