Vakıayı okumak ile olan bitenler karşısında tavır belirlemek birbirinin aynısı değildir. Vakıa her zaman bizim arzuladığımız gibi olmayabilir. Ama siyasi, ahlaki ve stratejik duruşumuzu vakıa değil kendi değerlerimiz belirler.
Vakıayı anlayabilmek için doğru okumamız gerekir. Bizim arzuladığımız ve temenni ettiğimiz gibi olmasa da onu olduğu görmemiz, ama ideal olana uygun değilse ideal olana çevirmenin yollarını araştırmamız gerekir.
Bugün İran’da yaşananlar birtakım yanlış politikalardan kaynaklanan sorunlarla ilişkili bir sosyal patlama olarak karşımızda dursa da siyonist işgal rejiminin ve ABD emperyalizminin olayları kendi fitne politikaları doğrultusunda istismar etmeleri ve İran’ın geleceğini rehin alabilecekleri siyasi durum oluşturmaya çalışmaları sadece İran için değil tüm bölge hatta tüm İslam âlemi için ciddi tehlikeler arz etmektedir. Dolayısıyla başka yerlerde İran’ın yanlış politikalarına karşı tavrımız olsa da burada, küresel emperyalizmin ve siyonist katillerin İran’ın geleceğini tahakküm altına alma amaçlı kirli politikalarına ve tehlikeli oyunlarına karşı durmamız gerekir.
İran’ın geleceğini rehin alma taktikleri İran’ı ve halkını ilgilendirdiği kadar bizi de yakından ilgilendirmektedir. Unutmamak gerekir ki Batı emperyalizminin İslam dünyasıyla ilgili haçlı zihniyeti ve Roma İmparatorluğu’ndan devraldığı dünya egemenliği ideali değişmemiştir. İslam’a ve Müslümanlara karşı savaşı ise sadece dünya egemenliği yönündeki idealiyle değil aynı zamanda tarihten devraldığı kin ve intikam duygularıyla ilişkilidir.
İran’da son dönemdeki olayların başlangıç aşamasında, ekonomik sebeplerin yanı sıra birtakım siyasi sebeplerle toplum içinde etkili bir muhalif unsur oluşmasının da önemli rolü olmuştur. Ama hadiselerin bu kadar hızlı bir şekilde geniş bir alana yayılmasında emperyalist güçlerin ve onların İslam dünyasındaki karakolu niteliği taşıyan siyonist işgal rejiminin sinsi oyunlarının büyük çapta etkili olduğu söylenebilir.
Bu etkinin işgal rejimi yöneticilerinin ve ABD Başkanı Trump ile yardımcılarının açıklamalarından kaynaklandığını sanmıyoruz. Bilakis bu açıklamaların tersi bir etki yapması ihtimali bile bulunmaktadır. Ama söz konusu rejimlerin önceden geliştirdikleri stratejileri ve politik oyunları devreye sokmalarıyla ve kuvvetli ihtimalle içeride ilişkili oldukları önemli unsurların daha etkin bir şekilde olayların içinde yer almalarını sağlamalarıyla mümkün olabilmiştir. Olayların patlak vermesine yol açan ekonomik sıkıntıların ortaya çıkmasının başta gelen sebeplerinden biri de ülkenin yıllardan beri ambargoya maruz kalmasıydı.
Ancak buna rağmen, İran’da sistemin kısa sürede değişebileceğini ve küresel emperyalizmin hazırladığı formülün hızlı bir şekilde uygulamaya geçirileceğini ümit etmeleri boşunadır. Bununla birlikte olayların uzaması ister istemez ülke yönetimini yıpratacak ve ekonomisinin daha çok zarar görmesine neden olacaktır.
Bu arada İran’ın, maruz kaldığı hadiselerin tekrarlanmasına imkan verecek sorunlarla birlikte yaşamaya devam etmek zorunda kalmaması için de bir değişime, reforma ve yeniden yapılanmaya ihtiyacı var. Ama bu değişim ve reformun Batı emperyalizminin dayatmalarına göre değil İran’ın kendi maslahatlarını önceleyen ve İslam dünyasıyla ilişkilerine olumlu yönde yansıyacak nitelikte olması gerekir.
Bu açıdan İran yönetiminin İslam dünyasıyla ilişkileri konusunda geçmişte yaptığı hataları artık açık ve net bir şekilde görmesi ve Müslüman halklarla ilişkilerini “ümmet bütünlüğü” çerçevesinde yeniden şekillendirmesi; ortak değerler üzerinden ittifakın, ihtilaflara dayalı ayrışmadan çok daha hayırlı sonuçlar doğuracağını kabul etmesi, İslam dünyasıyla ilişkilerini de bu anlayış üzere yeniden inşa etmesi gerekir.
İran’ın bugün, Batı emperyalizminin ve siyonist işgal rejiminin saldırgan ve fitneci politikaları karşısında kendisinin elinden tutacak olanların Müslüman halklar olacağı gerçeğini görmüş olması gerekir.