İran savaşındaki büyük resim: Trans-Hazar projesi

Bercan Tutar

İran'a yönelik saldırıda ABD ve İsrail'e yöneltilen en büyük eleştiri savaşın siyasi hedeflerinin net olmayışı. Oysa ABD ve İsrail'in jeopolitik amaçları gayet açık. İlk hedef İran'ın siyasi rejimini, olmazsa rejimin davranışını ve bu da olmazsa ülkenin siyasi güç haritasını değiştirmek. ABD ve İsrail bu hedefine ulaşana kadar durmayacak. Geri adım atabilirler fakat kaldıkları yerden sonra yine devam edeceklerdir. Çünkü ABD'nin asıl amacı İran üzerinden Hazar Havzası'nı kontrol altına almak. Bu yolla Çin'in Kuşak Yol Projesi'nin hayati damarlarından Trans-Hazar koridorunu baltalama olanağına kavuşacak. ABD bu hedefine ulaştığı zaman savaş sona erecek.
Dolayısıyla ABD'nin amacını şimdiden ilan etmemesi net bir stratejisinin olmadığı anlamına gelmemeli. Bu nedenle İran'a yönelik savaşın gelecekteki uluslararası düzen için ne anlama geldiğine odaklanmak gerekir. Çünkü savaşların ne kadar kötü veya iyi başladıklarına göre yargılanmadıklarını unutmamak lazım. Savaşın nasıl biteceği önemlidir. Özellikle de savaşı başlatan ülkenin silahlar sustuğunda savaştan önceki pozisyonuna göre daha güçlü mü yoksa daha zayıf mı olduğu kriteri ağırlık kazanır. Ve savaşın genel gidişatı bu ölçülere bakılarak değerlendirilir.

***

Haliyle şimdiden İran savaşının Irak savaşı ile aynı felaket yolda olduğunu söylemek için vakit daha çok erken. Zira stratejik dikkat dağıtıcılık büyük güçler arasındaki rekabetin tekrarlayan bir özelliğidir. Bu çerçevede İran'ın Nahçıvan'a yönelik saldırısında hem Bakü'nün hem Beyaz Saray'ın gösterdiği sert tepki bize birçok açık kanıt sunuyor.
Beyaz Saray, 5 Mart'ta Azerbaycan'a bağlı Nahçıvan'daki uluslararası havalimanına insansız hava araçları (İHA) ile düzenlenen saldırıyı kınadığı açıklamasında "Bölgedeki ortaklarımızın topraklarına yönelik saldırılar kabul edilemez ve bu saldırılar kararlı ABD desteğiyle karşılanacak" ifadelerini kullandı. Bu açıklamadaki anahtar kelime 'partner'di.
Bu açıklamadan da anlıyoruz ki ABD'nin İran savaşındaki temel hedefi Orta Asya ve Kafkasya'dan hem Avrupa'ya hem de Hürmüz Boğazı üzerinden Umman Denizi'ne kadar uzanan yeni bir stratejik harita çizmek. Azerbaycan ve Türkiye işte bu haritanın tam kalbinde yer alıyor.
Karabağ savaşı ile ilk adım atıldı. Ardından Zengezur Koridoru'na müdahale geldi. ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl Bakü ve Erivan'ı yanına alarak kendi adını verdiği 'Trump Uluslararası Barış ve Refah Güzergâhı' (TRIPP) koridorunu ilan etti.

***

Bu adımla ABD, Rusya ve Çin gibi jeopolitik rakiplerinin hâkim olduğu Hazar Havzası'na girmiş oldu. İran hamlesiyle de ABD, Kazakistan'ın devasa Tengiz ve Kaşagan sahalarındaki petrol ile dünyanın dördüncü en büyük doğalgaz rezervlerine sahip Türkmenistan'ın kaynaklarını Hazar'dan Bakü'ye ve oradan da Bakü-Tiflis-Ceyhan hattıyla Akdeniz'e ulaştırarak küresel pazarlara aktaracak.
İran satrancıyla ABD, Orta Asya ve Hazar'dan Aden Körfezi'ne kadar olan bölgede petrol, doğalgaz ve kritik madenler üzerindeki hegemonyasını sağlamlaştırmayı hedefliyor. Öte yandan asıl küresel rakibi olan Çin'in Tek Kuşak Yol (Modern İpek Yolu) projesini de Hazar Havzası'nın güneyindeki İran, doğusundaki Orta Asya ve batısındaki Güney Kafkasya üzerinden kuşatma ve kontrol imkânına da kavuşmuş olacak.
Coğrafyadan baktığımızda nedenler ve sonuçları aşağı yukarı tahmin etmek kolaylaşıyor. Ayrıca, Hazar projesinde ABD hem küresel rakiplerinin açmazlarını hem siyonist ihtirasları hem de bölgesel aktörlerin mezhebi ve etnik unsurlarını da yedek güç şeklinde devreye sokuyor.
Böylece İran üzerinden düğmesine basılan Hazar projesi yerine kamuoyu siyonist ihtiraslarla, Kürt kartı ve Şii-Sünni çatışması gibi yumuşak güç faktörlerine odaklanıyor. Küçük resme yoğunlaşınca da büyük resmi gözden kaçırıyoruz.