İnsan ve Medeniyet Hareketi, son günlerde kamuoyunda tartışılan “fon krizi” hakkında yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, yaşananların yalnızca şahıslar üzerinden değerlendirilmemesi gerektiği belirtilerek, meselenin haksız kazanç, aldatma, güvenin istismarı ve ekonomik hayattaki ahlaki sorumluluklar çerçevesinde ele alınması gerektiği vurgulandı.
Yaşananların toplumun tamamı için bir muhasebe vesilesi olarak görülmesi gerektiğine işaret edilen açıklamada, helal kazanç, dürüstlük ve adalet ilkelerinin ekonomik ilişkilerde belirleyici olması gerektiği ifade edildi.
“Helal Kazanç Vazgeçilmez Bir İlkedir”
İslam’ın çalışmayı, üretmeyi ve alın teriyle kazanmayı teşvik ettiği hatırlatılan açıklamada, helal kazancın Müslümanlar için vazgeçilmez bir ilke olduğu belirtildi. Kolay ve haksız kazanç arayışına karşı emek, sabır ve kanaatin önemine dikkat çekilerek, gerçek zenginliğin başkalarının haklarını ihlal ederek servet biriktirmekte değil, helal kazancın bereketinde ve adaletin gözetilmesinde olduğu kaydedildi.
Açıklamada, Kur’an-ı Kerim’de ölçü ve tartıda hile yapanlara yönelik uyarıların, yalnızca ticari işlemlerle sınırlı olmadığı; hak ve menfaatin söz konusu olduğu bütün ilişkiler için de geçerli olduğu ifade edildi.
Peygamber Efendimizin (sav) “Bizi aldatan, bizden değildir.” hadisine atıfta bulunulan açıklamada, dürüstlüğün Müslümanlar açısından yalnızca bir tercih değil, imanla bağlantılı ahlaki bir sorumluluk olduğu vurgulandı.
“Dini Söylemler Şeffaflığın Yerini Tutamaz”
Bir kazancın hukuken mümkün veya piyasa şartları bakımından geçerli olmasının, onun mutlaka helal ve adil olduğu anlamına gelmeyeceği belirtilen açıklamada, dini söylemlerin, kardeşlik bağlarının ve kişisel itibarın şeffaflık, denetim ve hesap verebilirliğin yerine konulamayacağına dikkat çekildi.
Hareket, yaşanan süreçte mağduriyetlerin giderilmesini, hakların sahiplerine iade edilmesini ve sorumlulukların hukuk çerçevesinde belirlenmesini temel talepleri arasında gösterdi.
“Yanlış Davranışlar İslam’ın Toplumdaki İtibarını da Zedeliyor”
Açıklamada, Müslüman kimliğiyle tanınan kişilerin hakka, hukuka ve ahlaka aykırı davranışlarının yalnızca kişisel itibarlarını etkilemediği, aynı zamanda İslam’ın toplum nezdindeki itibarına da zarar verdiği ifade edildi.
İslam’ın açıkça reddettiği haksızlıkların dinle ilişkilendirilmesinin, yapılan kötülüğün sorumluluğunu daha da ağırlaştırdığı belirtilerek, Müslüman kimliğinin yalnızca bir aidiyet değil, söz ve davranış tutarlılığı gerektiren bir emanet olduğu kaydedildi.
“Takva, Ticari Hayatta da Adaletle Görünür Olmalı”
Toplumsal değişimin takva ekseninde gerçekleşmesinin, Allah’a karşı sorumluluk bilincinin çarşıda, iş yerinde ve kurumlarda hayata geçirilmesiyle mümkün olacağı belirtilen açıklamada; emaneti korumak, adil paylaşmak ve kimsenin görmediği durumlarda dahi başkalarının hakkını gözetmek gerektiği vurgulandı.
Tüm Müslümanlara Muhasebe Çağrısı
İnsan ve Medeniyet Hareketi, açıklamasının sonunda başta kendi mensupları olmak üzere bütün Müslümanları kazançlarını, ticari ilişkilerini ve yaşam biçimlerini helal ve haram ölçüleri doğrultusunda yeniden değerlendirmeye çağırdı.
Açgözlülüğün yerine kanaatin, istismarın yerine dürüstlüğün, haksızlığın yerine adaletin hâkim kılınması gerektiği belirtilen açıklamada; kul hakkından sakınılması, alın terinin karşılığının eksiksiz verilmesi, haksız kazançtan vazgeçilmesi ve ihlal edilen hakların sahiplerine iade edilmesi istendi. Ayrıca hata ve günahlardan samimiyetle tövbe edilmesi çağrısında bulunuldu.
Açıklama, Müslümanca duruşun yalnızca doğruyu dile getirmekten ibaret olmadığı; doğru olanı yapmak, helali savunurken haramdan sakınmak, adaleti talep ederken adil davranmak ve gerektiğinde kişisel menfaatlerden vazgeçebilmek anlamına geldiği vurgusuyla sona erdi.
İnsan ve Medeniyet Hareketi’nin açıklamasının tamamı:
“KAMUOYUNA AÇIKLAMA!
Son günlerde kamuoyuna yansıyan “Fon krizi”, kazançla imtihanımızı ve ekonomik hayatın ahlaki temellerini yeniden düşünmemizi gerektirmektedir. İnsan ve Medeniyet Hareketi olarak meseleyi şahıslar üzerinden değil; haksız kazanç, aldatma, güvenin istismarı ve giderek yaygınlaşan ahlaki duyarsızlık/yozlaşma üzerinden ele alıyor, yaşananları hepimiz için ciddi bir muhasebe vesilesi olarak görüyoruz.
İslam, çalışmayı, üretmeyi ve alın teriyle kazanmayı teşvik ederken helal kazancı vazgeçilmez bir ilke olarak ortaya koyar. Müslümanca duruş; kolay ve haksız kazancın cazibesine kapılmadan emek vermeyi, sabretmeyi ve gerektiğinde daha azıyla yetinmeyi bilmektir. Zira asıl zenginlik, başkasının hakkına göz dikerek servet biriktirmekte değil; helal kazancın bereketinde, kanaatin huzurunda ve adaletin gözetilmesindedir.
Kur’an-ı Kerim’in ölçü ve tartıda hile yapanlara yönelik ağır uyarısı, yalnızca alışverişe değil, hak ve menfaatin söz konusu olduğu bütün ilişkilere yöneliktir. Kendi hakkını eksiksiz alırken başkasının hakkını gözetmemek, kazancı kendine ayırıp zararı başkasına yüklemek, gerçeği gizleyerek güveni istismar etmek bu ilkenin açıkça ihlalidir. Peygamber Efendimizin (sav) “Bizi aldatan, bizden değildir.” ikazı, Müslüman için dürüstlüğün bir tercih değil, imanla bağlantılı ahlaki bir sorumluluk olduğunu hatırlatır.
Bir kazancın hukuken mümkün ya da piyasa şartları bakımından geçerli olması, onun mutlaka helal ve adil olduğu anlamına gelmez. Dini söylemler, kardeşlik bağları ve kişisel itibar; şeffaflığın, denetimin ve hesap verebilirliğin yerini tutamaz. Mağduriyetlerin giderilmesi, hakların iadesi ve sorumlulukların hukuk içinde belirlenmesi ortak ve en güçlü talebimizdir.
Müslüman kimliğiyle tanınan kişilerin hakka, hukuka ve ahlaka aykırı davranışları, yalnızca kendi itibarlarını değil, İslam’ın toplum nezdindeki itibarını da zedeler. Dinimizin kesinlikle reddettiği haksızlıkların İslam’a mal edilmesine yol açmak, yapılan kötülüğün sorumluluğunu ve vebalini daha da ağırlaştırır. Unutulmamalıdır ki Müslüman kimliği yalnızca bir aidiyet değil, sözümüzle davranışımız arasında tutarlılık gerektiren büyük bir emanettir.
Takva Ekseninde Toplumsal Değişim, Allah’a karşı sorumluluk bilincinin çarşıda, iş yerinde ve kurumlarda hayat bulmasıdır. Takva; emaneti korumakla, adil paylaşmakla ve kimsenin görmediği yerde de hakkı gözetmekle görünür olur.
İnsan ve Medeniyet Hareketi olarak başta kendimiz olmak üzere bütün Müslümanları kazançlarını, ticari ilişkilerini ve hayat tarzlarını helal ve haram ölçüleriyle yeniden muhasebe etmeye; açgözlülüğün yerine kanaati, istismarın yerine dürüstlüğü, haksızlığın yerine adaleti hâkim kılmaya çağırıyoruz. Herkesi kul hakkından sakınmaya, alın terinin karşılığını eksiksiz vermeye, haksız kazançtan vazgeçmeye, ihlal ettiği hakları sahiplerine iade etmeye ve hata ve günahlarından samimiyetle tövbe etmeye davet ediyoruz.
Müslümanca duruş, yalnızca doğruyu söylemek değil, doğru olanı yapmaktır. Helali savunurken haramdan sakınmak, adaleti talep ederken adil olmak, hakkı gözetirken kendi menfaatinden de vazgeçebilmektir.
Kaynak: İnsan ve Medeniyet Hareketi