Bir önceki Fed Başkanı Jerome Powell ve TCMB Başkanı Fatih Karahan...
Trump “enflasyonu seviyorum” diye konuştu. Tabii bizim Bakan Nurettin Nebati’nin “enflasyonu düşürmek yerine büyümeyi tercih ettik” şeklindeki sözünü hatırladım. (6 Haziran 2022)
Özeti, “enflasyonlu büyüme” demekti. Enflasyonu zirvelere bu çıkarttı.
ABD’de yüzde 9.1’e çıkan enflasyon, Fed Başkanı Powell’ın sıkı politikası sayesinde 2025’ten yüzde 2.5’e düşürülmüştü. Yıllık yüzde 2.5 evet!
Popülist Trump, başkanlığının ilk döneminde de şimdiki ikinci döneminde de Powell’a “faizi indir” diye baskı yaptı. Emirle faiz inecek, para bollaşacak Trump da seçim kazanacaktı.
Powel “laf dinlemedi”, ekonomi biliminin doğrularından taviz vermedi.
Trump Powell’a “aptal” (stupid) dedi. “Kendimi Fed başkanı atamam mümkün mü acaba?” diye konuştu. (18 Mayıs 2025)
Kim, neyi bu megalomandan daha iyi bilebilirdi ki?!
GÜVENİLİR OLMAK
Trump, Fed’deki bir inşaatta yolsuzluk yaptı diye Powell’a çamur attı. Bağımsız federal yargıç James Boasberg bu suçlamayı iptal etti.
Öyle ya, kurumların bağımsızlığını bağımsız yargı koruyabilir ancak. Trump, hiçbir şey yapamadı.
Geçen Nisan sonunda Pawell’ın süresi dolduğunda Trump bir karikatür yayınladı; güçlü bir el, Powell’ı çöp tenekesine atıyordu; altında “ABD için bir felaketti” diye yazmıştı.
Kamu görevinde liyakat ve ahlakın simge şahsiyetlerinden biri olan Powell, veda konuşmasında şunları söyledi:
“Biz yalnızca Amerikan halkı için bu işleri yapıyoruz, ‘seçim yaklaşıyor, ekonomiyi hızlandırmak ya da yavaşlatmak istiyoruz’ diye düşünmüyoruz. Eğer bunu yapıyor olsaydık, hiçbir güvenilirliğimiz kalmazdı, piyasalar bize olan inancını yitirirdi ve enflasyonu kontrol etme kapasitemize duyulan saygı tamamen ortadan kalkardı.” (30 Nisan)
İlkeli ve güvenilir olmak! Bütün mesele budur.
Türkiye’nin enflasyonda dünyadaki en kötü birkaç örnekten biri olmasının sebebi, hem “faiz sebeptir” gibi yanlış politikalardır hem “laf dinlemedi” denilerek kurumların siyaset tarafından ezilmesi, “güven”in sarsılmasıdır.
‘İSLAM EKONOMİSİ’
İstanbul’da geçen hafta yapılan “3. Küresel İslami Ekonomi Zirvesi”ni izlediniz mi? Ben Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve TCMB Başkanı Fatih Karahan’ın konuşmalarını okudum.
Erdoğan’ın “Faizin olduğu yerde bereket olmaz” sözü çok yankılandı. Evet, Ali Babacan’ın söylediği gibi “hazineye en çok faiz ödeten Cumhurbaşkanı”dır, 2.7 trilyon lira faize gidiyor. Tarıma destek bunun onda biri!
AA’ya göre, Cumhurbaşkanı, “faize dayalı sistemin adalet ve bereket üretmediğini savunurken, İslam iktisadının sosyal refah, dayanışma, risk paylaşımı ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleriyle yeni bir ekonomik yaklaşım sunduğunu” söylemiş.
Erdoğan altı yıl önce de “İslam iktisadı krizden çıkışın anahtarıdır” demişti. (14 Haziran 2020)
Madem böyle, niye Mehmet Şimşek’i getirerek faizi yüzde 50’ye (şimdi yüzde 40) çıkardı? Niye kemer sıkıyor?..
SERVETTEN SERMAYEYE
Başkan Fatih Karahan’ın konuşmasını içim açılarak okudum, grafiklerini dikkatle inceledim. Bir cümlesi şöyle:
“Sermaye oluşumunun temelinde güven, fiyat istikrarı, sağlıklı yatırım ortamı ve etkin finansal aracılık vardır… Temel sorun, servetin üretim, gelir, inovasyon, istihdam ve verimlilik yaratacak biçimde üretken sermayeye dönüştürülmesi gerekir. Özellikle güven unsuru sermaye oluşumunun temel yapı taşlarından biridir.”
Tüm iktisat tarihinin ve ortodoks iktisadın özetidir bu. Dünyada bağımsız Merkez Bankalarının görevi, politikacıların popülizmine karşı bunu korumaktır.
Şimdi, yollarına halılar serip beklediğimiz yatırımcılar, “Erdoğan İslam ekonomisi mi uygulayacak… Yine faiz sebep mi?..” diye düşünsünler mi, düşünmesinler mi?
İktisatçılar, vakıflar, piyasa aktörleri elbette faizsiz finans arayışında olabilirler. Finansman kaynaklarının çeşitlenmesi, bu arada “yeşil sermaye”nin de gelişmesi elbette iyidir. Ama ekonomide sistem arayışının devlet adına söylenmesi, yatırımcıda “güven” sarsmaz mı?
Merkez Bankası da mutlaka Fed gibi bağımsız olmalıdır.
Hele de “hukuk güvenliği” sorunu! Yargı bağımsız olmadan bu da imkansız.
Ve bir soru: Osmanlı vezirleri en büyük iş adamlarından daha büyük servet sahibiydiler. Karahan’ın deyişiyle, “servetin sermayeye dönüşmesi” niye bizde olmadı?
Geri kalmışlığın anahtarıdır bu soru.