Hukuku bu kadar yok ederseniz fukaralıktan asla kurtulamayız

Mehmet Ocaktan

Kendi ayağına kurşun sıkmaktan yorulmayan bir ülkede yaşıyor olmak, öylesine vicdan yaralayıcı bir durum ki kelimelerle tarif etmekten bile hicap duyuyorum.

Neredeyse her yazıda tekrar tekrar altını çizmekten yorulmuş olsam da bir kez daha hatırlatmakta yarar var. Makamı, mevkii ne olursa olsun hiç kimse yasalar karşısında bir ayrıcalığa sahip değildir. Suç isnadına muhatap olan herkes, tedbir amaçlı olarak tutuklanabilir ve yargılanabilir.

Ama aylarca, yıllarca bir iddianame bile hazırlanmadan insanların tutukluluğa mahkum edilerek özgürlüklerinden mahrum bırakılmasını hukuk devleti anlayışı ile izah etmek mümkün değildir.

Vicdan sahibi olan herkes, 2025/19 Mart’ta İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bir siyaset mühendisliği ikliminde gece yarısı operasyonuyla gözaltına alınıp tutuklanarak hapse atıldığı günden bu yana adaletin başına gelenleri hakkaniyetle düşünmelidir.

 Eğer ‘hukuk devleti’nin ne demek olduğunu, bağımsız yargının ne anlama geldiğini bilen bir hukukçu varsa memlekette, artık bir rutine dönüşen belediye operasyonlarında sergilenen konvoylar halindeki gözaltı görüntülerini bize izah etsin.

Hukuk insanları, yargıçlar, bu görüntülerin Türkiye’yi dünyada hukuksal anlamda nasıl bir fotoğraf karesine yerleştireceğini hiç düşünürler mi acaba?

Zira dünyanın hiçbir ülkesinde gerek yolsuzluk operasyonu ile ilgili davalarda gerekse başka tür operasyonlarda Türkiye’dekine benzer görüntülere rastlamak mümkün değil. İkinci Dünya Savaşı’nın yaşandığı acılı günlerinden kalan böyle fotoğraflar var elbette ama artık 21. yüzyıldayız ve demokratik dünyada böyle görüntülere yer olamaz.

 Çok talihsiz dönemlerden geçiyoruz. Yanı başımızda iki haydudun kirli hevesleri yüzünden vahşi bir savaş yaşanıyor. Dünya ekonomileri sarsılıyor, bütün ülkeler kendi toplumlarıyla birlikte çözüm üretmeye çalışıyorlar ama bizim umurumuzda bile değil. Biz, “acaba bugün kaç CHP’li belediye başkanını daha hapse atabiliriz, sandıkta millet iradesiyle alamadığımız belediyeleri nasıl AK Parti saflarına katabiliriz, ‘fikir özgürlüğü’ gibi zararlı cereyanlara kapılan kaç genci daha gözaltına alabiliriz?..” benzeri küçük siyaset hesaplarıyla uğraşıyoruz.

Ancak haksızlık da etmemek lazım! İç cepheyi zaafa uğratmakta ve toplumun bir arada yaşama umutlarını söndürme konusunda çok başarılıyız ama 2018’den bu yana yaşadığımız kesintisiz ekonomik krize de bir türlü çare üretemiyoruz.

Çünkü ağır-aksak da olsa işleyen ‘hukuk devleti’ anlayışını yok ettik ve toplumu adalete hasret bıraktık. Bu yüzden gerek fiili yabancı yatırım anlamında gerekse finansal yatırımlar konusunda kimse Türkiye’nin kapısını çalmıyor.

Maalesef ülkede ‘hukuk güvencesi’ kaybolduğu için yabancı yatırımcı gelmediği gibi yerli yatırımcı da yarın endişesi yüzünden yeni yatırımlar yapmaya cesaret edemiyor.

Herkesin bildiği gerçeği tekrarlamanın bir anlamı var mı bilemem ama ekonominin en güçlü sermayesi ‘güven’dir. Güven de ancak hukukla sağlanabilir.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, kabine toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada çok haklı olarak küresel krizlerin Türkiye için yeni kapılar açabileceğini vurgulamış ve İstanbul Finans Merkezi vizyonunu şu sözlerle özetlemişti: “Talimatlarımız doğrultusunda ekonomi kurmay ekibimiz şu an Türkiye’yi çok uluslu şirketler için bölgesel yönetim merkezi olarak güçlü bir şekilde konumlandırmak, transit ticarette küresel cazibe merkezine dönüştürmek, İstanbul Finans Merkezi’ni dünyanın önde gelen finans merkezlerinden biri haline getirmek için yoğun çaba sarf ediyorlar.”

Evet, İstanbul finansal anlamda kesinlikle bir cazibe merkezi olabilir aslında. Bu konudaki en büyük engel, Türkiye’de halen yaşanmakta olan derin hukuksuzluk.

Cumhurbaşkanının bu açıklamaları üzerine, İstanbul’un finans merkezi olabilmesi için öncelikle hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi gerektiğini belirten Mahfi Eğilmez’in Dubai hatırlatması son derece dikkat çekici. Eğilmez “Dubai’de hukuk mu var?” diyenlere şu ifadelerle cevap veriyor:

“İstanbul’un finans merkezi olması için önce hukukun üstünlüğünün olması gerektiğini yazınca itiraz edenler ve soranlar oldu: ‘Dubai’de hukuk mu var?’ World Justice Project adlı sivil toplam kuruluşunun her yıl düzenlediği Hukukun Üstünlüğü Endeksi’ne göre Dubai’nin de aralarında yer aldığı Birleşik Arap Emirlikleri, hukukun üstünlüğü sıralamasında 143 ülke arasında 37’nci sırada yer alıyor. Türkiye ise ne yazık ki 118’inci sırada.”

Eğer hukuk konusunda Dubai’nin bile gerisinde olmak, ülke olarak onurumuzu incitmiyorsa, bilelim ki halen yaşamakta olduğumuz ekonomik kriz de fukaralık da bize çok yakışıyor demektir.