Gazze için vicdan sahiplerine çağrı!

Ahmet Varol

ABD ile İran arasında ateşkes anlaşmasının imzalanmasına rağmen anlaşmaya riayet edilmemesi ve savaş ateşinin yeniden alevlenmesi sebebiyle bütün dünyanın dikkatlerinin yeniden bu savaşa odaklanması siyonist katillerin Gazze’de daha da azgınlaşmalarına sebep oldu.

Zaten normalde siyonist katiller ABD ile İran arasındaki ateşkesten memnun değildi. O yüzden savaş ateşinin yeniden alevlenmesi onların her yönden işlerine yaradı. En çok işlerine gelen yanı ise bölgede yeniden bir dumanlı hava oluşturulması, dolayısıyla kendilerinin Gazze’de sürdürdükleri korkunç vahşetin, zulmün gölgede kalması olmuştur.

Siyonist katiller bu tür dumanlı havalar oluşturulmasından memnun kalıyorlar. Çünkü onları engelleyen bir ahlâkî ölçü ve insanî değer yok. Ancak siyasi ve askeri baskılar karşısında biraz geri adım atmaya zorlanabiliyorlar. Dünya kamuoyunun dikkatlerinin başka yerlerdeki gelişmelere odaklanması durumunda ise bu tür baskılar son derece azalıyor. Bu da onların iyice arsızlaşmalarına ve vahşette hiçbir sınır tanımamalarına sebep olabiliyor.

Ne yazık ki Gazze’de kabul edilen ateşkes anlaşmasına hiçbir şekilde riayet etmedikleri gibi kendilerine bundan dolayı herhangi bir baskı yapılmamasının rahatlığı içindeler. Bu yüzden ateşkesin sağlanmasından bu yana yüzlerce değil binlerce kez anlaşmayı ihlal ettiler. Ancak Körfez Savaşı’nın yeniden alevlenmesine paralel olarak saldırılarını, zulüm ve şiddet uygulamalarını iyice artırdılar.

Siyonistlerin ateşkes ihlallerine ve Gazze’deki insanlık dışı uygulamalarına dair ayrıntılı bilgi vermek istersek çok uzun bir yazı yazmamız gerekir. Ancak değerli ilim adamlarımızdan, yeni kurulan Uluslararası İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü ve eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez iki gün önce kendi kişisel bağlantılarından yararlanarak bir çağrı yayınladı. Bu çağrı konunun özünü ve özetini ortaya koyduğundan değerli okuyucularımızın ilgisine sunmakta yarar görüyorum:

“Hür dünyanın bütün vicdân sahiplerine,

Bugün, gün boyu Gazze’deki yetkili kişilerden çok acı haberler aldım.

Gazze’deki büyük mezalim, tahammülü hatta tasavvuru dahi mümkün olmayan bir safhaya girmiştir. Başka siyasi ve insani krizlere odaklanarak Gazze’deki trajediyi geri planda bırakan kamuoyuna mevcut durumu ilan etmeyi insani bir vazife biliyorum.

Birkaç yıldır devam eden ağır bombardıman, toplu yıkım ve soykırımla beraber Gazze’de su, yiyecek ve ilaç başta olmak üzere temel hayatî ihtiyaçlar konusunda büyük bir mahrumiyet yaşanmaktaydı.

Bu mahrumiyet son haddine ulaşmış durumdadır. Bebeğinden ihtiyarına, yaralısından hastasına, bütün Gazzeliler topyekün bir açlıkla karşı karşıyadır.

Uzun süredir açlığa direnen çocuklar, yaşlılar ve hastalar ölmektedir. Sınırlarda ihtiyacın binde biri dahi olmayan yardımların tabiri caizse damla damla dağıtılması nedeniyle büyük bir kaos oluşturulmaktadır. Şerefli Gazzeliler çocuklarına götürebilecekleri bir lokma için itiş kakış içine girmek zorunda bırakılmakta ve küçük düşürülmektedir.

Dünya tarihinin en şerefli mücadelelerinden birini vererek her halükarda ayakta kalan bir halk, silahlı askerlerin karşısında yerlerde süründürülerek, aşağılanmaktadır. Yüzlerce kişi yiyeceğe ulaşmak isterken, hunharca katledilmektedir.

Bu açlık, tabiî bir afetin neticesi değildir. Alçakça uygulanan bir soykırım mühendisliğinin son aşamasıdır.

Değerli dostlar,

Süre tükenmektedir... Hayat tükenmektedir... Onur tükenmektedir...

Başta ilk günden itibaren Gazze’nin sesini tüm insanlığa duyuran Sayın Cumhurbaşkanımız olmak üzere tüm yetkililere tarih boyunca insanlığın vicdan yükünü omuzlayan aziz milletimizin her ferdine sesleniyorum.

Lütfen tüm önceliklerimizi değiştirerek insanlığı bir kez daha Gazze’de yaşanan büyük trajediye yöneltelim.

Bu mutlak şer ve kötülüğe derhal müdahale edilmediği takdirde, -tıpkı Bosna gibi- bütün insanlığın utançla anacağı bir Gazze’miz olacak!

Vallahi ahirette Gazze’den sorulacağız!

Vallahi ahirette bunun hesabını veremeyeceğiz.!”