Gannuşi'nin Hatırlattıkları

Ali Bulaç

Geçen hafta Tunus en Nahda hareketinin lideri Raşit el Gannuşi’nin vefat ettiği haberi geldi, AA’nın yer verip teyit etmediği haber bir anda her tarafa yayıldı. Sonraları Gannuşi’nin vefat etmeyip ağır hasta olarak yattığı açıklandı; bu arada günlerdir kızı Sümeyye, bir yandan babasıyla ilgili haberler veriyor, diğer yandan serbest bırakılması için çağrılarda bulunuyor.

Haksız yere hapis yatan için bu tür çağrıların en çok değerini bilenlerden biri benim. Hapse atılıp da bütün varlığıma (evime, banka hesabıma, hatta emekli maaşıma) tahdit konulduğunda, hele Mart-2016 ayına kadar gazetedeki köşemde yazmaya devam ettiğimden dolayı üçer kez ağırlaştırılmış müebbet ve 15 sene hapis ile cezalandırılmam istendiğinde, dışarıda eşim, çocuklarım büyük bir korkuya kapıldı. Yardımları dokunur diye kapı kapı tanıdıklara gidiyor ama kimse onlara kapıyı açmıyordu. Bilgim dışında kızım, büyük bir fakihe ulaşmak istemiş, bu fakihle yıllarca ne çok teşrik-i mesaim olmuştu, ona itibarım çoktu, araştırma lüzumu hissetmediğim bazı konularda onun fetvalarına göre amel ediyordum. Sormasını beklemiyordum ama oğlunun “Bir daha aramayın, babamı da rahatsız etmeyin” diye çıkışması çok dokundu. Ne mangalda kül bırakmaz prof.lar kapılarını açtı, ne de hiç değilse çoluk çocuğu arayıp soran dostlar oldu.

Tek başınıza hapis yatsanız, mesele yok, medrese-i Yusufiye der, yine de kötü fiziki şartlara göre Ebu’l vakt olarak yaşarsınız, ama dışarıdaki yakınlarınız sizden daha çok sıkıntılara maruz kalıyorlar, yedi ceddinize dahi kimse iş vermiyor, sizden dolayı yakınlarınız cezalandırılıyor. Bu muharref Tevrat’ın emridir, Tevrat “Babaların günahını çocuklar çeker” der, Kur’an-ı Kerim, “Hic kimse bir başkasının günahından (suç veya cürmünden) sorumlu tutulamaz” (35/Fatır, 18) hükmünü getirir.

İçerdeyken zaman zaman “Keşke evlenmeseydim” diye içimden geçirir, Efendimiz’in sünneti olduğu halde rahmetli Sait Nursi’nin niçin evlenmediğini anlardım.

Dışarı çıktığımda bir arkadaşım, herkesin korktuğunu söyledi, ona “Anlıyorum” dedim, “Korku insani bir duygudur, şu çay dağıtan garsonun korkmaya hakkı var, çünkü akşam evine ekmek götürmek derdinde, ama senin gibi benim gibi insanların korkmaya hakkı yok. Korkacaksak evimizde oturur, büyük büyük laflar etmeyiz, kimse gelip de bize ilişmez.”

Birileri, utanarak tefsirimi ve kitaplarımı yaktığını, biri de kimsenin şüphelenemeyeceği yaşlı halasının evinde sakladığını söyledi. 12 Eylül’ü hatırladım, herkes tefsir yakarken, ben merhum Seyyid Kutub’un tefsirini evde tuttum, polisler evi hallaç pamuğu gibi attıktan sonra tefsiri ve diğer kitapları götürdüler.

Kendimi ve ailemi yapayalnız hissettiğim günlerde Allah için bir kabadayı çıktı, Ali Rıza Demircan Hoca, en yüksek perdeden beni yakından tanıdığını, niçin tutuklu tutulduğumu sordu. Çıkışı etkili oldu, hatta iktidarın yüksek kademelerinden biri onu arayıp “-Allah razı olsun hocam, sırtımızdan bir yük aldın, Ali Bulaç’a çok üzülüyoruz ama bir şey söylemeye cesaretimiz yok” demiş. Zor zamanda hakşinas şecaat ve ahlaki cesaret gösteren Ali Rıza Hocama teşekkür ederim, 50 senedir onun nasıl bir İslami hamiyete sahip olduğunu bilirim, 80’e merdiven dayamış, hala mikrofonsuz Süleymaniye’deki genç Ali Rıza gibi davasını anlatmaya, savunmaya, Kur’an ve İslam Nizamı merkezli Mirat Haber’in kurucusu ve fikir babası olarak yayınına devam ediyor. 30 sene öncesinden “Öldüğümde cenaze namazımı Ali Rıza Hoca kıldıracak” diye vasiyet etmişim.

Şimdi hapiste ölümle pençeleşmekte olan Gannuşi’nin kızı Sümeyye’nin çağrısını okuyunca, başımdan geçenleri hatırladım.

Eskiden bu tür şeyleri anlatmaz, yazmazdım, çünkü gençler korkar, davalarından vazgeçerler diye düşünürdüm, kararımı değiştirdim, yazmalı, anlatmalı, tarihe kayıt düşmeli. Kamuoyunda sanki sadece solcular işkencelere maruz kalmış, hapis yatmış zannedilirdi, oysa her kesimden zulüm, haksızlık, baskı karşısında susmayan insanlar bu tür muamelelere maruz kalmışlardır, halen kalmaya devam etmektedirler.

İngiltere’de onu ziyaret etmiştim, 2015 yılında Tunus’ta Nahda’nın binasında bir daha ziyaret ettim, yeni bir dünya tasavvur ettiğini, otokrasiye, baskı rejimlerine karşı İslam’ın yepyeni bir modele ilham kaynağı olabileceğini anlattı.

Modern zamanların en seçkin düşünür ve siyasetçilerinden Gannuşi niçin hasta halinde hapiste yatıyor? Tunus’ta 2021’de Kays Said’in gerçekleştirdiği darbenin neticesi olarak, 17 Nisan 2023 tarihinde gözaltına alındı, 19 Nisan 2023 tarihinde tutuklanarak cezaevine kondu.  

İsteseydi Nahda’ya hükümet kurdurur, kendisi Cumhurbaşkanı olurdu. Bunlara tevessül etmedi, Tunus’ta var olan sosyolojilerle birlikte yeni bir sosyo politik düzeni önerdi, önermekle kalmadı, önüne çıkan her fırsatı bir kenara iterek birlikte yaşama fikrini savundu. Çizgisinden hiç sapmadı. Geçen sene hastalığına rağmen Gazze için açlık grevine girdi.

Gannuşi, maruz kaldığı bu kötü muameleye müstahak değil. Zaten siyasi veya fikir suçlusu olarak hapse düşenlerin neredeyse tamamı suçlu değil, hele İslam Hukuku açısından silahlı mücadeleye, şiddet ve teröre başvurmadıkça kimse siyasi görüşlerinden veya fikirlerinden dolayı suçlanamaz, cezalandırılamaz. Suç da ceza da bireyseldir. Devlete karşı siyasi suç diye bir kategorinin bizim literatürümüzde karşılığı yoktur. Devletlerin veya hükümetlerin başkalarına taktıkları “terörist” sıfatının hukuki bir temeli yoktur; bu sıfatı muhaliflerine takıp hapse tıkıyorlar.

Bazan devletler “teröristler” arasında ayırım da yapar; kimini affeder, kimini içeride bırakır.

Türkiye’deki İslamcılar, muhafazakârlar çok vefasız. Defalarca seçim propagandalarında bir reklam aracı olarak Türkiye’ye davet ettikleri halde, bugün gündemlerine bile almıyorlar. Bildiğim kadarıyla sadece ÖzgürDer geçenlerde sağlık sorunları iyice ağırlaşan Gannuşi için İstanbul’da Tunus Konsolosluğu önünde gösteri yaptı. Yeterli değil, en başta Hükümet’in ses getirici bir açıklama yapması lazım.