Geçen hafta CHP, DEVA ve Gelecek Partisi’nden istifa ederek AK Partiye geçen üç milletvekilinin, rozetleri takıldıktan sonra sarf ettikleri sözler, Winston Churcill’in “Bazı insanlar ilkeleri uğruna partilerini değiştirir; bazıları ise çıkarları uğruna partilerini…” sözünün somut örneğini ve tespitindeki haklılığı bir kez daha gözler önüne serdi.
Siyasi hayatında iki kez partisini değiştiren Churcill, bu sözü elbette parti değiştirmesinin gerekçesi ve meşruiyeti üzerine söylemişti.
Çünkü mesele, siyasetçilerin parti değiştirmeleri değildi; bir siyasetçi iki kez değil üç kez de partisini değiştirebilir, hatta ağır eleştiriler yaparak ayrıldığı partisine geri de dönebilir. Bütün mesele siyasetçilerin bunu hangi gerekçeyle yaptıklarıdır. Klişe istifa sözü olan o “gördükleri lüzum”un ne olduğu ve istifa motivasyonlarını nasıl gerekçelendirdikleridir.
***
AK Parti’nin son grup toplantısında rozet takılan; ne CHP’den istifa eden Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır ne DEVA’dan istifa eden İrfan Karakutu ne de Gelecek Partisi’nden istifa eden İstanbul Milletvekili İsa Mesih Şahin, rozet töreninin ardından yaptıkları konuşmalarında AK Parti’ye geçişlerini açıklayan ilkesel ya da ahlaki bir gerekçe ortaya koyamadılar.
Madalyonun bir yüzünde elbette ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişte “milletvekillerinin partilerini değiştirmesine” aşırı tepki göstermesi, kınaması, ayıplaması var. Mesela CHP’den İYİ Partiye geçen 15 Milletvekili için “Ey 15 milletvekili siz iradenizi nasıl oluyor da bu kadar ucuza satıyorsunuz” demişti. (30 Nisan 2018)
Erdoğan başbakanlığı döneminde 2005 yılında AK Partide yaşanan istifaların ardından “Partisinden istifa eden milletvekilinin vekilliği de düşsün, yedek milletvekili sistemi getirelim, yedekte kim varsa sıradan o devam etsin” önerisi getirmiş CHP’den de destek istemişti. CHP destek verirse bu konuda bir kanun teklifi hazırlayacaklarını söylemişti. (1 Mart 2005)
Ama şimdi durum farklı tabii. Katılımlar AK Partiden CHP’ye olsaydı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tepkisi ne olurdu?
DEVA ve Gelecek Partisinin kurulacağı AK Parti’den bazı milletvekillerinin de bu iki partiye geçeceği haberleri çıktığı dönemde, DEVA Partisi lideri Ali Babacan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisini davet ettiğini, görüşmede kendisine “ümmeti parçalamaya hakkınız yok” dediğini aktarmıştı.
2005 yılında AK Partiden istifalar olduğunda “istifa eden milletvekillinin vekilliği de düşsün” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün partisine katılımları “Bizim kapımız ülkesine ve milletine hizmet etmek isteyen herkese açık" sözleriyle savunuyor. (7 Ocak)
Nedeni açık değil mi?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’a üçüncü kez adaylık yolunun açılabilmesi için Meclisin erken seçim kararı vermesi gerekiyor, bunun için de 360 sayısına ulaşması lazım…
DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Ekmen katıldığı bir televizyon programında “Yeni Yol grubundaki bazı milletvekillerine AK Partiden, Külliyeden çok yoğun bir baskı var. Sistematik ve uzun süreli bir ilgi ve baskı oluşturuyorlar” demişti. (5 Ocak 2026)
***
Gelelim geçen haftaki rozet törenine…
Aynı zamanda bir hukukçu olan İsa Mesih Şahin mesela “baba ocağına, gençlik yuvamıza geri dönüyorum” dedi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “baba ocağına geri dönme imkanı verdiği için” teşekkür etti.
Şahin’in “baba ocağı, gençlik yuvası” tanımlaması boşuna değil; kurulduğu tarihten itibaren AK Parti kadrolarında siyaset yapmış bir isim. 2019 yılında AK Partiden istifa ederken de “baba ocağı, yuva” tanımı kullanmış “AK Partinin milletin partisi olmaktan çıkarak, kişilerin partisi haline dönüştüğü, ahlaki çürümenin yaşandığı ve bu çürümeye hiçbir çözümün üretilmediği, adalet kavramının ciddi şekilde yara aldığı” gerekçesiyle istifa ettiğini açıklamıştı.
Son birkaç yıldır bütün kazanımların vicdanları sızlatacak şekilde heba edildiğini ifade eden Şahin AK Partiyi düzeltmek için ciddi çabalar sarfettiklerini ama baba ocağındaki savruluşun artık düzelemeyecek boyutlarda olduğu için yeni bir parti kurma kararı verdiklerini söylemişti. (9 Kasım 2019)
Bir hukukçu olduğu Şahin’in Gelecek Partili olarak AK Partiye eleştirileri hukuk ekseninde oldu “hukuk devleti” ilkesinin ciddi hasar aldığını, CB sisteminin ülkeyi otoriterleştirdiği, ülkenin keyfilikle yönetildiği eleştirilerini yaptı. Meclis Kürsüsünden AK Parti sıralarına “2018’de başlayan CB sistemiyle yargı yürütmeye bağımlı hale geldi, AYM kararlarına uymayan bir hakim getirildi Adalet Bakanı yardımcısı yapıldı. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay krizi. Bizim için konu Can Atalay meselesi, bir milletvekili meselesi değildir. Bu konu basit bir kriz de değildir. Mesele Türkiye’nin hukuk devleti olması, devletin içinde çöreklenmiş klik bir yapının Türkiye’yi daha otoriter hale getirme meselesidir, bu bir devlet krizidir” diye sesleniyordu. (21 Aralık 2023)
Mesele bir siyasetçinin partisini değiştirme meselesi değildir, değiştirebilir. Beş yıl önce ayrıldığı partisine geri dönebilir.
Beş yıl önce ahlaki, etik sebeplerle ayrıldığını ağız dolusu anlatan bir siyasetçinin beş yıl sonra yine ağız dolusu başı yukarıda partisine dönme gerekçelerini anlatabilmesi gerekirdi…
Peki AK Parti rozetini takan İsa Mesih Şahin “baba ocağına” dönme nedenlerini anlatabildi mi? AK Parti de bir değişme mi var, hayır, bilakis hukuk, demokrasi, özgürlük, insan hakları, ekonomi, otoriterleşme alanlarında durum beş yıl öncesinden daha da kötü.
Eleştirdiği CB sistemi öylece orada duruyor. Anayasa Mahkemesi kararları hala uygulanmıyor, ülke hala keyfilikle yönetiliyor, devlet krizi olarak gördüğü Can Atalay hala hukuksuz bir şekilde cezaevinde kalmaya devam ediyor…
***
Hele CHP’li Hasan Ufuk Çakır çıtayı aldı öyle bir yere koydu ki… Bir sonraki seçimlerdeki yerini kimse oynatamaz. Nasıl bir coşku, nasıl sevinç… “İki başkomutan var, biri Gazi Mustafa Kemal Paşa, diğeri de Recep Tayyip Erdoğan, kendisine selam duruyorum” dedi ve gerçekten asker selamı durdu.
Yine DEVA Partili İrfan Karatutlu zaten “kalben ve vicdanen” AK Partideymiş de artık “bedenen de” gelmiş! Böyle artistik cümlelerle açıkladı AK Partiye katılmasını…
Niye bu kadar beklemiş acaba, değil mi?
AK Parti’ye CHP’den, İYİ Parti’den, Gelecek Partisi’nden geçen pek çok isim oldu, Cumhurbaşkanı Erdoğan pek çok isme rozet taktı ama geçen haftaki katılım töreni bir siyasi deha ve insan uzmanı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da gülümsetmiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yakından tanıyan, birlikte bir süre siyaset yapan İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu “Sözün hükmü, gücün cazibesi” başlıklı yazısındaki şu tespitleri önemli:
“Dün şahit olduğumuz, muhalefet saflarından iktidar bloğuna dahil olma seremonisinde büyük bir vuslata ermişçesine sahnelenen davranışlar ve kurulan cümleler, basit bir siyasi yer değiştirmeden çok, derin bir sosyolojik ve kültürel ‘ruh halini" ifşa etmektedir. ‘Ben aklen ve vicdanen hep buradaydım’ heyecanını yaşayanların ciğerini, bu retoriğin ardındaki o pragmatik çaresizliği en iyi Sayın Cumhurbaşkanı bilir. Ancak siyasetin cari matematiği şimdilik bu tiyatroya izin vermektedir.” (8 Ocak)
Hazır aklıma gelmişken sorayım. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 18 Mart 2020 tarihinde “Siyasi Partiler ve Seçim Kanununda milletvekili transferlerini engelleyecek bir kanun değişikliği” yapılması çağrısında bulunmuştu.
Dönemin AK Parti Grup Başkanı Naci Bostancı da sosyal medya hesabından “Milletvekillerinin temsil ettiği siyasi iradenin çeşitli oyunlarla ahlaka, demokrasiye aykırı şekilde değiştirilmesine, pazara çıkarılmasına imkan vermeyecek bir hukuki çalışmayı MHP ile birlikte yürütmekteyiz” demişti. (22 Mayıs 2020)
Ne oldu bu kanun değişikliği?