Dinime küfreden bâri Müselman olsa

Süleyman Seyfi Öğün

İran-ABD-İsrâil arasında patlak veren, üzerine kirli teopolitik hezeyanların benzini dökülerek büyütülen savaş devâm ediyor. Her savaşta olduğu gibi bu savaşın da temelde ekonomik bir boyutu var. Bunun bir tarafında ekonomisi ağır kayıplar yaşayan ABD var. Petrodolar ile beslenen ve tekmil dünyâya dayatılan, dünyâ sistemi olarak taçlanan bir ekonomi bu. Ekonomilerin can damarlarının enerji ile alâkalı olduğunu biliyoruz. Petrol ve türevlerinin hâlâ dünyâ ekonomisinde ağırlıklı bir yere sâhip olduğunu biliyoruz. Sanâyi kapitalizmi târihinde iki enerji kaynağına sâhip oldu. İlki kömürdü. Bir zamanlar kömür yatakları için patlak veren paylaşım savaşlarına âşinayız. 20. asırda petrol onun yerini aldı. Bu, elbette ki kömürün târihten silinmesine sebebiyet vermedi. Ama kömürün ekonomideki payı büyük ölçüde azaldı.

Petrolün ekonominin kalbine yerleşmesi de yeni paylaşım savaşlarına yol açtı. Bugün ise peyderpey onun sönümlenmesine şâhit oluyoruz. Bu gelişmeler petrol tüketimini topyekûn ortadan kaldırmayacak. Ama büyük oranda azaltacak. Petrol merkezli sanâyi ekonomisini sönümlendirecek son teknolojik gelişmeler ABD’de başladı ve uzun bir zaman onun tekelinde kaldı. Yeni teknolojilerin ihtiyaç duyduğu enerji kaynakları petrolden mâdâ, isimleri sâdece kimya cetvellerinde yer alan elementlerdi. Erbâbları onları sâdece kimyâ cetvetvellerinde muhafaza ediyorlardı. Ama teknolojik gelişmeler onları cetvellerden çıkarıp hayâtın merkezine taşımaya başladı. Bize onların isimleri nâdir elementler olarak öğretildi.

Bâzen düşünürüm; eğer teknolojik gelişmeler üzerindeki ABD tekeli devâm etmiş olsaydı târih bugün nasıl seyrederdi. Muhtemelen ABD bu işi sinsice götürecek; kaynaklar üzerinde kesin hâkimiyet sağladıktan ve teknolojik olarak hazır olduğunda, yâni büyük dönüşüm başladığında doları ona uyarlayacaktı. Tabiî bu iddiamı kesin olarak müdafaa edemem. Bu sâdece bir tahmin. Ama Çin bu tekeli kırdı. Sıkıntı da burada başladı. Çin’in handikapı şuydu: Bir taraftan petrole ve elbette ki petrodolara dayanan konvansiyonel sınâî üretimini yükleniyordu. Bu da onun ABD’ye olan temel bağımlılıklarından birisiydi. Konvansiyonel sınâî üretimini petrole alternatif başka kaynaklara yöneltmek için büyük bir seferberlik başlattı. Güneş enerjisi bunun başını çekiyordu. Ama en büyük gelişmeyi elektrikli vasıtalar sâhasında yaptı. Bu petrol talebini büyük ölçüde düşürecek olan bir gelişmeydi. Çin’in bu yoldaki gayretleri elyevm devâm ediyor. Ama bağımlılığını henüz kırabilmiş değil. Petrol ihtiyâcı hâlâ çok fazla. Bunu bildiği için petrol alımlarını dolar dışında bir ödemeler rejimini yaygınlaştırmak adına da büyük bir gayret içinde. İşte ABD’yi çıldırtan da bu. Teknolojik tekelleri büyük zarar gören ABD, petrodolar rejimin de büyük bir tehlike altında olduğunu gördü. Trump’ı iktdâra taşıyan dinamik de bu oldu. Eş anlı olarak hem petrol hem de ona bağlı olan dolar rejiminin tehlike altında olduğunu gördüler. Bu, çöküşe giden yoldu. Gidişâta mâni olmak adına yine petrodolar rejiminin üzerinde duran askerî kapasitesini harekete geçirme karârını verdiler. Trump’ın onca tutarsızlığı içinde devâm ettirdiği tutarlılık, kontrol kaybına uğradığı petrol kaynaklarını yeniden zapturapt altına almak ve yeni enerji kaynakları üzerinde tekel kurmakta gösterdiği ısrârından başkası değildir. ABD ancak bu sûretle dolar rejimini ayakta tutabileceklerini biliyor. Yâni meselenin özü ne petrol ne de başka bir şey. Meselenin özü tamâmen finansal.

Gelin görün ki finansal yapılar da ağır bir kriz içinde. Ekonomideki kayıplarını, verdiği açıkları kapatabilmek için aşırı ve üretim dışı, her nevi disiplinden yoksun olan, biteviye şişen ve balonlaşan bir finansallaşmadır bu. Finansal şişmenin geçici olarak bâzı meseleleri çözebildiğini; ama orta ve uzun vâdede ABD’yi de çok zor bir duruma sürüklediğini biliyoruz. Bu döngüde borçlandırma ve borçlanma eş anlı olarak seyreder. Kısa ve orta vâdede bundan en fazla kazanan finans baronları olacaktır. Ama uzun vâdede, ödenmesi mümkün olmayan borçlar devreye girdiğinde ise sıkıntı başlayacaktır. Bu, şişen balonların patlamasıdır. ABD yavaş yavaş bu eşiğe sürükleniyor. Trump’ın kural tanımazlığı ve şuursuzca sağa sola saldırması da bu eşiğe yaklaştıklarına delâlet ediyor. Zannediyorum ki, hesapsız başlattıkları ve yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları daha ilk birkaç günde âşikâr olan İran savaşı bunun işâret fişeği olacak.

İran’a saldırma sebeplerine baktığımızda her şey çok berrak bir şekilde ortaya çıkıyor. Sistem karşıtı iddialarla başlayan İran Devrimi zaman içinde onu sistem dışına itti. Şimdi umarsız bir şekilde onu yeniden “adam edip” sisteme katmak istiyorlar. Halil Cibran ne güzel söylemiş; yumurta dışarıdan kırılırsa omlet, içeriden kırılırsa civciv olur. Bunlar İran’a demokrasi getireceğiz diyerek İran’dan bir omlet yapmak peşindeler. İran’ı zorba, yobaz ve karanlık bir dünyâ olarak lânetleyen bir bakış pazarlanıyor. Bunların kısmen doğru olduğunu kabûl edebiliriz. Evet orada bir teokrasi var. Ama lütfen elimizi vicdanımıza götürüp soralım. Bugün ABD’de ne var? ABD siyâsetini Evangelikalizm üzerinden türetilen yıkıcı bir teopolitik idâre etmiyor mu? Ya İsrâil? Talmud’tan türetilen hezeyanlarla iş görmüyor mu? Tanrıyı kıyâmete zorlamak senaryoları mı Şiî teokrasisinin alternatifi? Dinime küfreden bâri Müselmân olsa.. İran’da kadın meselesini dert edinmişler. Hoş, İran’a gidenler kadınların toplumsal hayatta ne kadar faal olduklarını görünce çok şaşırırlar. Tamam, bunu da kabûl edelim. İyi de kadınların ezilmesinin panzehiri pedofili mi? Mollalar Epstein dosyalarına girince mi aklanacaklar? Hayır, bunların hiçbir değil. İran’ın büyük günahı petrolünü Dolar dışında başka şekillerde, üstelik Çin’e satmak. Ama en büyük günahı, borçlanıp, bu paralarla sahte bir tüketim cenneti kurmamak. Diasporada tepinen ve Şah’a çığırtkanlık yapan İranlıların istedikleri borç-tüketim sarmalına eklemlenmekten başka bir şey değil. Eğer buraya dâhil olursanız hiçbir mesele kalmıyor. İran’dan bir Körfez rejimi türetmek onların dertleri. İran’ı bir Dubai’ye tahvil ve tedbil etmek. O zaman ne kadın sorununuz, ne de rejim sorununuz kalır. Adam olduğunuza kanaat getirilir. Aklanırsınız. İsterseniz kadınları pazarlarda satın. İsterseniz dünyânın en yobaz rejimini kurun.