Devlet Öcalan’ın ayağına mı gitti?

Elif Çakır

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin ‘gerekirse üç arkadaşımı alır ben giderim’ çıkışının ardından süreç belirgin biçimde hızlandı. 21 Kasım’da Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun oy çokluğuyla aldığı karar doğrultusunda AK Parti, MHP ve DEM Parti temsilcilerinden oluşan “üç kişilik heyet” önceki gün İmralı Cezaevi’nde PKK lideri Abdullah Öcalan’ı dinledi. Ve böylece ‘Terörsüz Türkiye’ hedefine giden yolda kritik bir eşik daha geride bırakılmış oldu.

Ve nitekim TBMM Başkanlığı da yaptığı yazılı açıklama ile AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ve DEM Parti Meclis Grup Başkan Vekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’in 24 Kasım tarihinde İmralı Cezaevine gittiğini doğruladı.

Hakkını teslim etmek gerekir: Devlet Bahçeli, 22 Ekim 2024’te ‘Terörsüz Türkiye’ sloganıyla başlattığı süreci hasta yatağında dahi süreci büyük bir dikkatle takip ederek adım adım kararlılıkla ilerlettiği ve terörü bitirme hedefinden asla vazgeçmediği için teşekkürü hak ediyor.

Yıllarca can alan, kan döken bir terör örgütüne silah bıraktırmak, çatışmanın olduğu bir ülkeye barışı getirmek asla kolay bir süreç değildir.

Barışı sağlamak, yarım yüzyıldır süren bir terörü bitirmek kolay değil; dünyanın neresinde olursa olsun, barışın sağlanması, çatışmanın sonlandırılması sabır, cesaret, risk alma iradesi ve gerektiğinde bütün itibarının zedelenmesini göze alacak bir kararlılık gerektiren son derece zorlu süreçlerdir.

Tony Blair IRA’yı silahsızlandırma sürecini başlatırken de Juan Manuel Santos FARC’ı masaya oturttuğunda da riskli ve kırılgan bir sürecin içine girdiklerinin farkındaydılar.

Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan 2009 yılında sürecin zorluklarını, risklerini bile bile çözüm sürecini başlattıysa, MHP lideri Devlet Bahçeli de risklerini, zorluklarını bilerek “Terörsüz Türkiye” sürecini başlattı. Kimi zaman kendi tabanıyla, kimi zaman toplumun farklı kesimleriyle, kimi zaman da devlet bürokrasisiyle ve hatta kendi geçmişiyle yüz yüze getireceğini biliyordu. Hiçbir şey sürpriz olmamıştır sanırım.

Dün partisinin grup toplantısında söylediği “Neymiş, bizden hesap soracaklarmış; Anayasa’ya ve kanunlara göre suç işliyormuşuz! Yeter ki barış, huzur ve sükûnet bulsun, yeter ki terör hayatımızdan kalıcı olarak sökülüp atılsın; bizim sonumuz da varsın darağacı olsun” sözleri, boşa bir meydan okuma olmamalı.

İmralı Heyeti’nin PKK lideri Abdullah Öcalan’ı İmralı›da ziyaret etmesinin «tarihi bir gelişme» olduğunu söyleyen MHP lideri heyet içerisinde yer alan hukukçu kurmayı Feti Yıldız’a özellikle teşekkür etti.
Feti Yıldız, ‘Terörsüz Türkiye’ sürecini yalnızca destekleyen biri değil; Genel Başkanının başlattığı bu yolculuğun siyasal teorisini kuran, ceza hukuku ve anayasal çerçeve konusundaki hakimiyetiyle süreci hukuken sağlam temellere oturtan ve komisyon kararlarının yasallık tartışmalarının önüne geçen bir aktör oldu. Daha da önemlisi, sürecin sosyolojik olarak meşrulaşmasını sağlayarak toplumsal kabulünü güçlendiren kritik bir rol üstlendi. Yani hem sürecin hem hukuki mimarlığını yaptı hem de teorik çerçevesini kurdu.

Şimdi gelelim madalyonun öteki yüzüne..

Soru şu: TBMM’de kurulan komisyon üyeleri İmralı’da PKK lideri Öcalan’la görüşünce, mesela Zafer Partisi lideri Ümit Özdağ’ın dediği gibi “devlet gerçekten bir teröristin ayağına mı gitmiş” oldu?
Ya da İYİ Parti lideri Musavat Dervişoğlu’nun ifade ettiği gibi Öcalan’la görüşülünce Türkiye Cumhuriyeti devleti rehin mi alınmış oldu, devlet teröristin ayağına mı gitmiş oldu?

İmralı neresi? Öcalan’ın özel mülkü mü? Makamı mı? Ofisi mi?

Neresi İmralı? Adı üstünde İmralı Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu… Devletin cezaevi, Öcalan’ın özel mülkü değil.

Demek ki devlet Öcalan’ın ayağına falan gitmiş değil.

Üç milletvekili Öcalan’ı öylesine, hoş beş sohbet olsun diye mi ziyaret mi etti, devlet yetkileri terörü bitirmek, sonlandırmak için mi Öcalan’la görüştüler.

Peki terörün bitmesi için Meclis’te kurulan ve çalışan komisyon heyeti kiminle görüşecekti?

50 yıldır terörü bitirmek için her yolu deneyen devlet bu kez bu yolu denedi ve hiç olmadığı kadar da başarı sağlamadı mı?

“Devlet teröristin ayağına gider mi? Teröristi muhatap alır mı?” propagandası yapan muhalefet partileri terörü bitirecek bir önerileri var mı?

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin söylemiyle “sürecin asıl muhatabıyla yüz yüze gelmeden, onunla konuşmadan, doğrudan temas etmeden” sonuç almanın imkanı var mı?

TBMM Heyetin Öcalan’la yaptığı görüşmenin olumlu geçtiğini, sürecin pozitif ilerletilmesi açısından görüşmeden olumlu sonuçlar alındığını duyuran TBMM Başkanlığının yazılı açıklamasındaki “beyan alma” ifadesi dikkatimi çekti, diyor ki:

“27 Şubat’ta yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı akabinde örgütün kendisini feshetmesi ve silah bırakması yönündeki açıklamaların yanı sıra Suriye’de 10 Mart mutabakatının hayata geçirilmesine yönelik sorulan sorular kapsamında detaylı beyanları alınmıştır.” (24 Kasım)

TBMM Başkanlığı, 18 toplantı boyunca terörden doğrudan ya da dolaylı biçimde etkilenen kesimlerin temsilcileri için ‘dinleme’ kavramını kullanırken, sürecin asli muhatabı olan Öcalan söz konusu olduğunda bu kez ‘beyan alma’ ifadesini tercih ediyor.

Bu ifade rastgele, öylesine seçilmiş değil, özenle, dikkatle seçilmiş bir kavram. Hukuki bir kavram aynı zamanda. Görüşmenin müzakere değil bilgi alma faaliyeti olarak konumlandırıyor. Kamuoyuna devletin Öcalan’ın taleplerine kulak vermediğini, sürecin işleyişi açısından gerekli olan asıl aktörün değerlendirmelerini kayda geçirdiğini söylüyor. Bir taraftan da sürecin cepheden karşıtlığını yürüten ve “devlet terörsistin ayağına gider mi” propagandası yapanlara İmralı heyeti ile İmralı arasındaki hiyerarşiyi netleştiriyor; devletin heyetinin sorduğunu, not ettiğini ve karar verici tarafın devlet olduğunu söylüyor.

“Beyan alma” ifadesi MHP lideri Bahçeli’nin başından bu yana ifade ettiği “Terörsüz Türkiye hedefinin hiçbir yerinde terör örgütüyle pazarlık, teröre verilmiş bir taviz yoktur” sözüyle örtüşüyor.

Ülkemiz 50 yıldır bu sorunu bitirmek için çabaladı, her yolu denedi. Denediği hiçbir yolla neticeye bu kadar yaklaşamadı. Ama bu kez oluyor gibi. Şiddetle, çatışmayla alınamayan sonuç siyasetin yaptığı müzakereyle çözülecek gibi. IRA’da netice alındı, PKK’da neden alınmasın ki?