Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan ile ilişkilerin stratejik bir ilişki olduğunu belirterek, önümüzdeki dönemde iki ülke arasındaki ilişkilerin çok daha üst seviyelere taşınacağını açıkladı. Hürmüz Boğazı'nın küresel ekonominin hayati damarlarından biri olduğunu vurgulayan Erdoğan, mevcut gerilimin bir an önce sona ererek boğazın uluslararası ticarete güvenli ve kesintisiz hizmet veren rolüne dönmesini temenni etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen hafta Mekke'de Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile birlikte imzaladığı Mekke Savunma Anlaşması'nın ardından Şarku'l Avsat gazetesine önemli açıklamalarda bulundu.
Erdoğan, anlaşmayı ABD-İran gerilimine bağlı konjonktürel bir gelişme olarak görmenin yanlış olacağını belirterek, "Bu anlaşmanın temel amacı caydırıcılık boyutunu güçlendirmek, taraflar arasındaki dayanışma ruhunu pekiştirerek güvenlik bilincini artırmak ve bölgesel istikrarı korumaktır" dedi.
Anlaşma BM Şartı'na dayanıyor, hiçbir ülkeyi hedef almıyor
Mekke Savunma Anlaşması'nın Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesindeki meşru müdafaa hakkını teyit etmek amacıyla imzalandığını belirten Erdoğan, anlaşmanın hiçbir ülkeyi hedef almadığını, katılmak isteyen tüm kardeş ülkelere açık olduğunu vurguladı.
Erdoğan ayrıca İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının derhal durdurulması gerektiğini söyledi. Suriye'nin yeni bir aşamaya girdiğini belirten Erdoğan, bu sürecin kalıcı barış, istikrar ve yeniden imar için zemin hazırlamasını beklediklerini kaydetti. Türkiye'nin, Suriye'nin kuzeyinde veya ülkenin herhangi bir bölgesinde kendi güvenliğini tehdit edecek örgüt ya da yapılara izin vermeyeceğinin altını çizdi.
"Mekke Üçlü Anlaşması bölgesel sorumluluğun ürünü”
Anlaşmanın nasıl ortaya çıktığına ilişkin soruya Erdoğan, fikrin bölgedeki gelişmelerin yarattığı yeni koşullar ve üç ülkenin ortak sorumluluk bilinci sonucunda doğduğunu söyledi. Bölgesel meselelerin bölge ülkeleri tarafından çözülmesi gerektiğine her zaman inandıklarını belirten Erdoğan, "Kalıcı barış yalnızca çatışmaların sona erdirilmesiyle sağlanamaz; karşılıklı güven köprülerinin kurulması, güçlü siyasi irade ve ortak bir gelecek vizyonu gerekir" dedi.
Erdoğan, anlaşmanın üç ülkeyle sınırlı olmadığını, ileride uygun koşullar oluşursa bölgedeki tüm ülkelerin aynı çatı altında buluşmasını arzu ettiklerini belirtti. Başka ülkelerin katılımına hiçbir itirazlarının olmadığını yineleyen Erdoğan, "Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan olarak bölgemizde yeni bir işbirliği döneminin kapısını açmış olacağız" dedi.
"ABD-İran gerilimine anlık bir tepki değil”
Anlaşmanın ABD-İran gerilimiyle ilişkilendirilmesine dair soruyu yanıtlayan Erdoğan, böyle bir yaklaşımın Türkiye'nin politikalarının yanlış anlaşılmasına yol açacağını söyledi. Anlaşmanın uzun süredir ortaklarla yürütülen görüşmeler sonucunda olgunlaştığını belirten Erdoğan, "Dışarıdan ithal edilen çözümlerin felaket getirdiğini çok iyi biliyoruz. Bu üçlü mekanizmayı belirli bir uluslararası duruma karşı verilmiş anlık bir tepki olarak görmüyoruz, stratejik bir iradenin sonucu olarak değerlendiriyoruz" ifadelerini kullandı.
Kolektif caydırıcılık vurgusu
Anlaşmada yer alan "taraflardan birine yönelik saldırının tümüne yönelik saldırı sayılacağı" hükmünü doğrulayan Erdoğan, anlaşmanın kolektif savunma temelinde şekillendiğini ve Mekke'de imzalanmasının özel bir sembolik anlam taşıdığını söyledi.
Erdoğan, anlaşmanın güvenlik ve savunma işbirliğini güçlendirmeyi, savunma sanayisinde ortak projeler geliştirmeyi ve terörle mücadeleyi desteklemeyi amaçladığını belirterek, "Bu anlaşma herhangi bir tarafı hedef almıyor. Amacı halklarımız için barış, istikrar ve refahı sağlamaktır" dedi.
"Bölgenin geleceği bölge ülkelerinin iradesiyle şekillenmeli”
Bölgesel güçlerin güvenlik sorumluluğunu artık kendilerinin üstlenmeye başladığı yönündeki soruya Erdoğan, "Bölgenin meselelerini hiç kimse bölge ülkeleri ve halkları kadar iyi bilemez" yanıtını verdi. Amaçlarının dışlayıcı bloklar değil, egemenliğe, karşılıklı güvene ve ortak çıkarlara dayalı bir bölgesel işbirliği sistemi olduğunu vurguladı.
Körfez'in güvenliği küresel ekonomi için kritik
Mekke Anlaşması'nın Körfez bölgesindeki güvenliğe katkısına ilişkin soruya Erdoğan, Körfez güvenliğinin yalnızca bölge ülkeleri değil, küresel ekonomi ve uluslararası ticaret açısından da büyük önem taşıdığını söyledi. Güvenlik ile ekonomik kalkınmanın birbirinden ayrılamayacağını belirten Erdoğan, Avrupa'nın büyük savaşlar sonrası önce istikrarı sağlayıp ardından ekonomik bütünleşmeye yöneldiğini hatırlatarak, "Biz de bu acıları yaşamadan birlikte bu aşamaya ulaşabiliriz" dedi.
Hürmüz Boğazı'nda normalleşme beklentisi
Hürmüz Boğazı'ndaki gerginliğin seyrine ilişkin soruyu yanıtlayan Erdoğan, boğazın küresel enerji arzı ve uluslararası ticaret açısından stratejik bir geçiş noktası olduğunu vurguladı. "Temennimiz ve beklentimiz mevcut gerilimin mümkün olan en kısa sürede sona ermesi ve Hürmüz Boğazı'nın uluslararası ticarete güvenli, istikrarlı ve kesintisiz şekilde hizmet veren rolüne dönmesidir" diyen Erdoğan, gerilimin tırmandırılmasını hiçbir zaman desteklemediklerini, sorunların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiğini savunduğunu belirtti.
"Suudi Arabistan ile ilişkiler stratejik temelde ilerliyor”
Suudi Arabistan ile mevcut ilişkilerini değerlendiren Erdoğan, bu ilişkiyi ortak tarih, kardeşlik bağları ve karşılıklı çıkarların şekillendirdiği stratejik bir ilişki olarak tanımladı. Ekonomi, ticaret, yatırım, savunma sanayisi, enerji ve turizm alanlarındaki işbirliğinin geliştirildiğini belirten Erdoğan, "Önümüzdeki dönemde iki ülke arasındaki ilişkileri çok daha üst seviyelere taşıyacak adımlar atacağımıza inanıyorum" dedi.
Lübnan'a dış müdahale eleştirisi
Lübnan'daki son gelişmelere ilişkin değerlendirmesinde Erdoğan, Lübnan'ın egemenliğinin, siyasi birliğinin ve toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini söyledi. Ülkedeki iç meselelerin dış müdahale veya askeri yöntemlerle karmaşıklaştırılmasına ve Lübnan'ın dış güçler arası rekabet alanına dönüştürülmesine karşı olduklarını belirten Erdoğan, İsrail'in saldırılarının derhal sona ermesi gerektiğini yineledi. Türkiye'nin, kısa süre önce ağırladığı Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevvaf Selam'a bu yöndeki taahhüdünü ilettiğini açıkladı.
Suriye için "yeniden imar" vurgusu
Suriye'deki değişim sürecine ilişkin soruya Erdoğan, bu süreci Suriye halkının kendi geleceğini belirleme iradesi açısından tarihi bir dönüm noktası olarak nitelendirdi. Aralık 2024'ten bu yana Suriye'nin güvenlik koşullarının iyileştirilmesi, ekonomik kalkınma zemininin hazırlanması ve toplumsal uzlaşı yolunda önemli mesafe kat ettiğini belirten Erdoğan, şunları söyledi:
"Suriye'nin kuzeyinde veya ülkenin herhangi bir bölgesinde Türkiye'nin güvenliğini tehdit edecek herhangi bir örgüt ya da yapının varlığına izin vermeyeceğiz. Suriye'nin toprak bütünlüğü bizim için ne kadar önemliyse Türkiye'nin ulusal güvenliği de aynı ölçüde önemlidir."
Erdoğan, Suriye'nin artık istikrarsızlık kaynağı değil, bağlantı ve kalkınma projeleriyle anılmaya başladığını belirterek, Türkiye'nin bölgesel ve uluslararası ortaklarıyla bu doğrultuda işbirliğini sürdüreceğini kaydetti.