CHP değil de başka bir ana muhalefet partisi olsaydı, aynı saldırılara maruz kalacaktı. Çünkü maksat, ana muhalefetin parçalanmasıdır. Bu sağlanırsa hem cumhurbaşkanı seçiminde hem milletvekili seçimlerinde AK Parti’nin kazanma şansı artacaktır, en azından parlamentoda MHP’ye ihtiyacı azalacak, belki de kalmayacaktır.
Devlet Bahçeli, “mutlak butlan” meselesi sorulduğunda net bir tavır ortaya koydu. CHP’nin tarihi özelliğini hatırlatarak “içinin karıştırılması, parçalanması, hukuki yönden zedelenmesine müsaade edilmemesini” temenni etti.
Fakat arada ne cereyan ettiyse, Fethi Yıldız, akşam yaptığı açıklamada “mutlak butlan” kararı çıkar ve kesinleşirse, “Özgür Özel yönetimi yerine, Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi hukuken tekrar yetkili hale gelebilir” dedi.
SİYASİ DAVA
Tabii ki Yıldız Bahçeli’nin izni olmadan bir açıklama yapmaz. Ama iki açıklamanın farklı yönlerde olduğu apaçık ortada. Sebebini bilmiyoruz.
Benim için önemli olan CHP’nin başında hangi “kişi”nin olacağı değildir. Benim kaygım “kurumsal”dır; ana muhalefetin “içinin karıştırılması, parçalanması, hukuki yönden zedelenmesi” ihtimalidir. Böyle bir gelişme, zaten “seçimli otoriterlik” olan demokrasimizin daha da sıkıntıya girmesi olur. “Mutlak butlan” kararının böyle bir sonuç doğurabileceği, Bahçeli’nin sözlerinden de bellidir.
Dahası, bu dava sadece olası sonuçlarıyla değil, yargı bağımsızlığındaki ağır sorunlar ve iktidarın “silkeleme” politikası bakımından da siyasidir.
Eski AK Parti milletvekili olarak ‘içeriden’ haber alabilen güvenilir bir isim olan Şamil Tayyar, İstinaf’ta mutlak butlan kararı verildiğini ama Bahçeli karşı olduğu için ve ekonomi kötü etkileneceği için açıklamanın ertelendiğini yazdı:
“İran savaşının akıbeti belli olmadan iç tartışmaların alevlenmesinin doğru olmayacağını düşünen âkil isimlerin siyaset/yargı arasında mekik dokuduğu iddiası da konuşuluyor.”
Bu “siyaset-yargı mekiği” siyasi bir gerçektir.
MUTLAK BUTLAN İDDİASI
CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihinde gerçekleşen 38. Kurultayının ikinci turunda, Özgür Özel genel başkan seçilmiş, YSK bunu onaylayarak seçilenlere mazbatalarını vermişti.
Dahası, Eylül 2025 kurultayında Özel tekrar seçildi, hiçbir yolsuzluk iddiası ileri sürülmedi. Bir tek bu bile, “mutlak butlan” iddiasının “sâkıt” yani hukuken düşmüş olduğunu gösterir.
Lütfü Savaş ve birkaç delege, 38. Kurultay’da İmamoğlu ve arkadaşlarının birtakım delegelere çıkar sağladığı gibi iddialarla hem savcılığa hem Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurdular.
Hukuken “duydum, söylendi” gibi soyut söylentiler dışında, kime ne verildiği ne kadar delegenin etkilendiği yolunda somut iddia bile yok.
Ayrıca, bizde parti kongrelerinin meşruiyeti konusunda tek karar mercii seçim kurulları hakimleri ve nihai olarak HSK’dır.
Bu konuda pek çok örnek yargı kararı var. Çok net olarak, “adli yargının kurultayda alınan kararların iptalini inceleme yetkisi bulunmamaktadır..." (Yargıtay 4. Hukuk D. Karar 2006/6844)
İSTANBUL MODELİ
İstanbul’da Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP il yönetimine kayyım atamış, il kongresinin durdurulmasına karar vermişti. Fakat kanunen tek yetkili YSK olduğu için Asliye Mahkemesi’nin bu kararı boşlukta kalmış ve YSK, İstanbul İl Kongresi’nin yapılmasına karar vermişti, Özgür Çelik il başkanı seçilmişti. (24 Eylül 2025)
İstinaftaki dosya da İstanbul dosyası gibidir.
Genel Başkan Özgür Özel, CHP’nin İstanbul il kongresini durdurma ve kayyım atama kararı veren hakimin “parti rozeti taşıyan” bir avukatken hakimlik sınavına girerek yargıç olduğunu söylemişti.
YARGI BAĞIMSIZLIĞI?
Temel sorun, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusundaki kaygılardır. İktidar üç kanun ve bir KHK çıkararak adli ve idari yargıyı dört defa yeniden yapılandırdı. Sınav puanlarını düşürerek çok sayıda AK Partili avukatı “mülakat”la hakim ve savcı atadı.
Bunlar uluslararası belgelere geçmiş gerçeklerdir.
Yargıya bu güvensizlik olduğu içindir ki, İBB soruşturmasının yarattığı sarsıntıyı durdurmak için Merkez Bankası bir ayda 50 milyar dolar harcadı. Ali Babacan’a göre tüm ekonomiye maliyeti “143 milyar dolar”dı. (27 Nisan 2025)
Şimdi İran savaşının yarattığı küresel enerji krizi ortamında “mutlak butlan” kararının hasarını siz düşünün.
Hukukun siyasetten üstün bir değer olduğunu içimize sindirmedikçe böyle “orta gelir” tuzağında debelenip duracağız.