Camilerle Diriliş

Abdullah Yıldız

Merhum üstat Sezai Karakoç, 12 Ağustos 1968 tarihinde inkârcı bir terörist grubun İzmir’deki Hisar Camii’nin şadırvanına bomba koyarak, tam da kalabalığın namaz kılmak üzere toplandığı bir sırada patlatmaları üzerine kaleme aldığı “Camilerin Canlanışı” başlıklı yazısında şunları ifade etmişti:

“Yirminci yüz yılda Müslümanların canlanışı ilkin camilere yeniden ilgi duymaları ile başladı. Sonra camilerin yosunları ayıklandı daha sonra da harap camiler onarıldı. Yeni camiler yapıldı. Halkta görülen ekonomik canlanma cami yapımına yansıdı. Şimdi camiler insanları, inanmış insanları çekiyor, topluyor. 


Toplayıcı demek olan cami, isminin anlamına bir kere daha kavuşuyor. Camilerin dirilişidir bu.

Caminin canlı hayatının karşısına ölümün sembolü olarak bomba konuyor. Ve âb-ı hayat akıtan şadırvan, caminin koruyucu kalkanı, zırhı oluyor.  Ve namaza, inanmış mazlum adamın kanı karışıyor. 

Bomba, camiyi ortadan kaldırmak için değil, şiddetin, hıncın iflâsını ilân için patlıyor. Terör ateşi suda sönüyor, terör buzu suda eriyor. Öç, İslâm inancının şadırvanında bir mısır tanesi gibi, bir kestane gibi patlıyor.


Caminin ruhu öldürülemez. Belki duvarı yıkılabilir, sütunu devrilebilir, kandili tozlandırılabilir. Ama caminin ruhu, her zamankinden daha canlı ve aydınlık, ufukları umuda boğar. 


Ve caminin yıkılan şadırvanı yeniden onarılır. Ve o şadırvandan âb-ı hayat daha canlı akar. Kim bilir belki o su, daha nice umutsuzluktan ne yapacağını şaşırmış elleri de tutar, insanları da kurtarır.


Ve insanın insana köle, kul olmasını reddeden ezan camilerden daha gür yükselir. İşte bütün dünyanın gözü önünde denendi: Müslümanların en güvenli, en sağlam sığınakları camilerdir.

Camiler, Müslümanları ölümsüzlüğün bağrına basan ruhun aydınlık ülkeleridir.

Allah’a teslim olmuş gencin uzanmış boynunu bıçak kesmedi. Hazreti İsmail’in bu teslimiyetine bıçak teslim oldu. Ve işte teslim olmuş ruhların camisine bomba tesir etmedi. 



Ben, şimdi Batı’ya karşı vakarla göğsünü germiş olan Hisar Camiini gülümserken görüyorum.

Birinci Cihan Savaşından kalma bir bomba mı bu? Ne kadar gecikmiş bir bomba bu!

Veya saat ve zamanın ne kadar erken bir vakte ayarlanışıdır bu.

Ezana ayarlanmış bir vaktin ve bir saatin parazitle bozulması ne mümkün. Radyolar parazitle susturulabilir, ezanın susturulması ne mümkün.


Su, ateş, toprak ve kasırga, vaktiyle bu vadide imtihanlarını verdiler ve hepsi Hazreti Musa’nın mucizesine teslim olan büyücüler gibi İslâm’a teslim oldular. Büyücülerin civalı değneğine benzeyen bombanın önünde Hisar Camii Hazreti Musa’nın asası olduğunu ispat etti.

Gören gözler için, CamiNuh’un gemisiHazreti Musa’nın asasıHazreti İsa’nın sofrası ve en büyük peygamber Peygamberimizin korunmuş mağarası olduğunu ispat etti. 


Gece bitti. Sabah başladı. Ezan okundu. Cami kurtuldu. İmanın önünde teknik yenildi.


Yaşlanmış camilerin içinden genç ve dipdiri camiler çıktı.

Ve camilerden yeni, dipdiri İslâm gençleri gözüktü.

Tahanın Kitabında da dememiş miydik: 

Bir Taha geliyordu camilerden

Bir daha geliyordu (Sezai Karakoç, Sütun II, Diriliş Yayınları, 1969, s. 712-714).”


Evet! Üstadımızın dediği gibi; bir Taha gelmeli, bir daha gelmeli camilerden!.. Yeni ve dipdiri İslâm gençleri gelmeli camilerden!.. Her zamankinden daha canlı ve aydınlık… Ufukları umuda boğarak… 

İnsanın insana köle, kul olmasını reddeden ezanın çağrısına uyup namaza, camiye koşan bir gençlik yetiştirmeliyiz hep birlikte: Hazreti Nuh’un gemisine binecek, Hazreti Musa’nın asasını tutacak, Hazreti İsa’nın sofrasına oturacak ve Peygamber Efendimizin korunmuş mağarasına girip Mescidine sığınacak…


İşte bu noktada, genç gönüllerin cami, namaz sevgisiyle dolmasını amaç edinen M.E.B. Din Öğretimi Genel Müdürlüğü’nün Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) Projesi kapsamında 01 Nisan - 15 Haziran 2026 tarihleri arasında, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ev sahipliğinde tüm okulların katılımıyla gönüllülük esasına göre düzenlenen “Yıl Sonu Cami Şenlikleri” önem arz ediyor. Destek olalım.