Bütün zalimler birbiriyle akraba

Yusuf Ziya Cömert

Ortaokul ve lise müfredatında İslam Tarihi’ne dair bölümler vardı. Ama galiba Kerbela hadisesi yoktu. Var idiyse bile hafızamda izi kalmamış.

Devlet büyüklerimizden başlayarak toplumumuzun aşağılarına doğru, tarihimizin can sıkıcı veya üzücü sayfalarını ayıklama eğilimimiz olduğu bir gerçek.

İlahiyat mezunu yakın bir dostum, “Ben Harre vakasını mezun olduktan yıllar sonra öğrendim” demişti.

Müfredatta etrafını dolaştığımız başka konular da var muhtemelen.

‘Kerbela’yı ne kadar az bilsek o kadar iyi’ diye düşünüyor olabiliriz.

Ortalıkta dolaşan bilgiler var. Bu bilgilere ‘kulaktan dolma’ diyoruz. Köylerimizde, kasabalarımızda Hz. Hüseyin’i Yezid’in şehit ettiğini herkes biliyor. Fakat bu üretici (bereketli) bir bilgi değil. İnsanlar hatırlarına geldiği zaman Hz. Hüseyin’in şehid edilişine üzülüyor, öfkeleniyor, bu yüzden kötülere ‘Yezit’ diyorlar o kadar.

Kerbela hakkında doğru dürüst ilk kitabi bilgileri Mustafa Asım Köksal’ın İslam Tarihi kitabından okudum. Kufelilerin ateşli mektuplarla Hz. Hüseyin’i davet edişlerini, “biz bu valinin Cumasına gitmiyoruz” deyişlerini, Hz. Hüseyin’in bu iştiyaklı davetlere icabet ederek yola çıkışını. Yolda rastladıkları şair Ferezdak’ın “Kufelilerin kalpleri seninle, ancak kılıçları sana doğrudur” deyişini. Vali Ubeydullah b. Ziyad’ın Kufelileri tehdit edişini, Hz. Hüseyin’in amcası oğlu Müslim b. Akil’i katledişini, akşam namazında on binlerce kişiye imamlık eden Müslim bin Akil’in selam verirken sağında solunda kimseyi bulamayışını, sonra Ubeydullah bin Ziyad’ın adamları tarafından vahşice şehid edilişini, hadisenin sonraki safhalarını ilk o kitaptan öğrendim.

İyi hatırlıyorum. Samsun’da Saadet Caddesi’nde bir Akabe Kitabevi vardı. Orada kitaptan okuduklarımı arkadaşlara aktarıyorum. Onlar da ilgiyle dinliyorlar.

Ertesi gün kitabevinin tezgahtarı Halit, “Abi, Asım Köksal’ın Kerbela’yı anlattığı ciltten 8 tane vardı, dün hepsi satıldı” demişti.

80’lerde, İran’daki İslam İnkılabı’ndan sonra Hz. Hüseyin’e, Kerbela’da ne olup bittiğine insanların bilhassa bizim kuşağımızın alakasının, heyecanının arttığı söylenebilir.

(Bir bilinç miydi bu? Zannediyorum değildi.

Çünkü sonradan bu heyecanlar başka bir şeye dönüştü.

Başka bir şey ne?

İktidar saadeti, inşaat, taahhüt gibi dünya güzellikleri.

Ara sıra söylerim, Beyazıt Meydanı’nda, Sakarya’da, Konya’da, attığımız sloganlar, getirdiğimiz tekbirler sonraları para oldu birtakım tiplerin cebine girdi. Gökdelen oldu şehirlerin ortasına dikildi.)

Taberi Tarihi’ni çok geç okudum. (Ankara Okulu.)

Taberi de tarihini yazarken ayıklamalar yapmış olabilir. Yaptıysa bile benim ayırt edemeyeceğim derinlikte yapmıştır.

Görebildiğim kadarıyla kendisine kadar ulaşan rivayetleri kronolojiye uygun bir şekilde art arda sıralamış. Tarihteki herhangi bir kimseyi kollamaya uğraşmamış.

Müslümanların tarihinin ilk yüzyıllarına dair en zengin ve en tafsilatlı ham bilgiyi Taberi’de bulabilirsiniz.

Ham bilgi, diyorum, çünkü haberlerin art arda sıralanmasından ibaret, yorum yok. Analiz, sentez yapmak istiyorsan kendin yapacaksın.

(Ben tabii bildiğim, gördüğüm kadarıyla söylüyorum. Eksik görmüş olabilirim.)

Taberi vahşeti yazmış. Zulmü yazmış. Bu vahşete, bu zulme iktidar hırsının, saltanata tamahın, kabileciliğin, Beni Ümeyye’nin Beni Haşim’e olan kininin sebep olduğunu yazmamış.

Fakat baktığın zaman sebepleri görüyorsun. Zulmün büyüklüğünü, insanların azgınlığının, vahşiliğinin derecesini görüyorsun. Şöyle ki:

“Ravi dedi: Hüseyin’in üzerinde ne varsa yağmalandı. Donunu Bahr b. Ka’b, ipek ve yün karışımı kadife elbisesini Kays b. Eş’as, ayakkabılarını Beni Evd’den Esved adında bir şahıs, kılıcını Beni Neşhel b. Darim’den bir adam aldı.”

“Ravi dedi: Daha sonra Ömer b. Sa’d “Kim atıyla Hüseyin’in cesedi üzerinden geçmek ister ve atın ayaklarıyla üzerine basmak ister” dedi. Bunun üzerine aralarında İshak bin Hayve el-Hadrami’nin ve Ahbeş b. Mersed b. Alkame’nin bulunduğu on kişi bu işi kabul ederek Hüseyin’in cesedini atlarıyla çiğnediler ve göğüs ve sırtının kemiklerini kırdılar.”

Muktedirlerin arsızlığını ve mazlumların asaletini de görüyorsun.

İbn Ziyad, Hz. Fatıma’nın kızı Zeyneb’e… “Sizi rezil ve rüsva eden, sizi bertaraf eden ve iddialarınızı yalanlayan Allah’a hamdolsun” dedi. Zeyneb “Bizi Muhammed ile onurlandıran ve arındıran Allah’a hamdolsun. Hakikat senin dediğin gibi değildir. Rezil ve rüsva olan ancak fasıklardır” dedi.

Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde zulmedenler, mesela Gazze katilleri, zulmü bunlardan öğrenmiş olabilir mi?

Onların daha yakınlarındaki bir zalimden Adolf Hitler’den öğrenme ihtimalleri daha yüksek.

Yakın veya uzak. Bütün zalimler birbiriyle akraba.