Burjuvamız olmadığı için mi geri kaldık?

Yusuf Ziya Cömert

Ülkelerimizde hukukun ve adaletin kıt olmasının, ekonomilerimizin bozuk olmasının, insan hak ve özgürlüklerinin çiğnenmesinin, yolsuzlukların, rüşvetin, irtikabın toplumun en ücra hücrelerine kadar sirayet etmesinin Müslümanlığımızla ilgisi olabilir mi?

Benim cevabım peşin.

Olamaz.

Fakat arkası doldurulmadığı zaman bu cevap, beş para etmez.

Bütün bu kötü niteliklerin Müslümanlığımızla ilgisi nasıl kurulabilir?

Bunun en kestirme yolu Kur’an-ı Kerim’in bu kötü nitelikler lehine yorumlanmasıdır.

Bu mümkündür ve vaki olmuştur.

Geçtiğimiz ramazanda yaptığım iyi işlerden biri, Atasoy abiyi (Müftüoğlu) ziyaret etmekti. Sohbet ettik, dertleştik.

Eve dönerken Atasoy abi, her zaman yaptığı gibi bana bir kitap ikram etti.

Kitap, bahsettiğim konuları tartışıyordu.

“İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık/Küresel ve Tarihsel Bir Karşılaştırma…” Yazarı, daha önce hiçbir kitabını okumadığım Ahmet T. Kuru. (Ayrıntı Yayınları)

Ahmet T. Kuru, siyaset bilimi profesörü ve San Diego Üniversitesi’nde İslam ve Arap kültürü çalışmaları merkezinin başkanı. Daha önce “Pasif ve Dışlayıcı Laiklik: ABD, Fransa ve Türkiye” adlı bir kitabı da Türkçeye çevrilmiş.

Arkadaşım Mehmet Ali Verçin, birkaç gün önce Karar’daki köşesinde tam bu kitaptan hareketle birkaç yazı yazmayı düşündüğüm sırada kitaptaki tezleri tartışan etraflıca bir yazı yazdı. Yani o görevi ifa etti.

Benim niyetim Ahmet T. Kuru’nun tezlerini tartışmak değil. Yeri geldiğinde birkaç kelime söylerim ama asıl niyetim Ahmet T. Kuru’nun kitapta sunduğu son derece zengin malzemeden bi’l istifade, bugün de güncelliğini muhafaza eden bazı konulara temas etmek. Kuru, eski ve yeni o kadar çok veri kullanmış ki, kitabın kaynakça kısmında Verçin’in de temas ettiği gibi bin civarında giriş var.

Kitap aslında benim epeyce ilgilendiğim, zaman zaman bu sütunda değindiğim bir mevzuu tartışıyor.

Hani bizim muhitlerde alaka gören bir ‘teori’ vardı.

Müslümanlar Batı’dan gelen iki büyük saldırıyla mücadele etti. Biri Haçlı seferleri, biri eski Yunan felsefesi.

Haçlı seferlerini Kılıçarslan, Selahaddin Eyyubi gibi büyük komutanların cengaverliği sayesinde durdurmayı başardık. Eski Yunan felsefesinin hücumunu da büyük imam Gazali’nin ‘Tehafüt el-Felasife’si sayesinde. (Filozofların Tutarsızlıkları.)

Tarihin akışını izlediğimizde, Tehafüt el-Felasife’den önce bilim ve felsefe alanlarında son derece üretken olan Müslümanların Tehafüt’el Felasife’den sonraki dönemde yavaşladığını görüyoruz.

Bu yavaşlamanın hatta duraksamanın bütün faturası İmam-ı Gazali’ye ve Gazali’nin tek bir kitabına yazılabilir mi?

Bu kadarı haksızlık olur diye düşünüyorum.

Gazali, muhtemelen çağdaşlarının hepsinden daha zeki ve daha yönlü bir alim.

Fakat Gazali öyle düşünmüş, filozofları tekfir etmiş. Başka alimler, başka düşünürler de başka türlü düşünsün ve Müslümanlar arasında bilimsel ve düşünsel faaliyetler devam etsin.

Bunu yapanlar var. Birisi İbn Rüşd. Tehafüt el-Tehafüt’ü yazmış ve Gazali’yi tenkit etmiş. Öyle devam etseydi, Müslümanların insanlığa katkıları kesintiye uğramasaydı.

Devam etmemiş.

Batı, Müslümanların ürettiği düşünceden, yaptıkları keşiflerden de yararlanarak yavaş yavaş öne geçmiş.

Ahmet T. Kuru, Müslümanların duraklama sebepleriyle ilgili hemen hemen bütün tezleri ele alıyor. Duraklamayı doğrudan İslam’ın kendisine bağlayanlar ve sömürgeciliğe bağlayanlar dahil. Hepsinin doğru ve eksik yönlerini tartışıyor.

Kitap, bu duraklamayı Gazali-Nizamülmülk iş birliğinden itibaren daha görünür hale gelen ‘ulema-devlet ittifakı’na bağlıyor.

“Erken İslam tarihinde Müslümanlar alimlere ve tüccarlara önem verdikleri için Batı Hristiyanlarına kıyasla felsefi ve iktisadi açıdan üstündüler. Daha sonraysa dengeler tersine dönmeye başladı. Müslüman dünyada ulema ve askeri devlet, ittifak kurarak zamanla filozofları yok etti, tüccarları da zayıflattı. Sınıf ilişkilerindeki tersine dönüş Batı Avrupa’nın yükselişinin ve Müslüman dünyanın gerileyişinin temeli oldu.”

Kitabın ana tezi bu civarda. Ahmet T. Kuru bu tezi inşa ederken ‘burjuva’nın rolünü öyle vurguluyor ki ‘burjuvamız olmadığı için geri kaldık’ hissine kapılabilirsiniz.

Biz, sağcımız da solcumuz da İslamcımız da Marxizm’in rüzgârı altında yetiştik. Burjuvayı pek sevmeyiz. Ama kitabı okurken Kuru’nun haklı olabileceğini düşündüm. Henüz ‘haklı’ demiyorum. ‘Haklı olabileceğini düşündüm’ diyorum.