Borsa rezaletinin suçluları kim?

Altan Tan

Türkiye günlerdir Borsa'da yaşanan rezaleti konuşuyor; Borsa ve fonlar.
 


Hayatım boyunca birçok şeyle ilgilendim.

Üstüme vazife olan olmayan onlarca, yüzlerce konu hakkında bilgi topladım, bilgi dağarcığımı genişlettim.

Hatta büyük oğlum Bediü'nün bana takıldığı şekliyle, "Yahu babam, üstüne vazife olmayan şeylerle ilgili bile o kadar çok çaba gösteriyor ki bizim Diyarbakır'la Mardin arasındaki Sultan Şeyhmus'ta kaç tane Şeyhmus isminde kişi olduğunu bile biliyor" diye takılıyor bana.

Ama borsa, bahis, yarışlar ve aklınıza gelebilecek bu tür işlerle hayatım boyunca hiçbir işim olmadı.

Yahu sen zaten inançlı bir insansın.

Senin at yarışıyla, bahisle, şunla bunla ne işin olacak?

Zaten olmaz.

Ama değerli arkadaşlar, ben bu borsa meselesine de ilk gençlik yıllarımdan itibaren hiç yanaşmadım.

Bu konuyla ilgili en ufak bir bilgi sahibi olmak da istemedim.

Diyeceksiniz ki, "Tamam, yanaşmadın ama bilgi sahibi niye olmadın kardeşim?"

Biraz bilgim olursa ucundan kenarından şeytan dürter, ben de girerim diye neredeyse bu konular açıldığı zaman kulaklarımı bile kapattım.

Peki, bu kadar aşırı, hatta fanatik bir şekilde mesafeli durmamın esas sebebi ne?

Niye böyle oldu?

Belki de orada meşru bir kazanç var.

Bütün Avrupa'da var, Amerika'da var.

Sen de gir, sen de tüccar bir ailenin çocuğusun, ticaretle uğraşıyorsun.

Sen de bir şeyler yap.

Bunun sebebi de şu:

Benim 3 tane çok yakın arkadaşım var.

Birisi de akrabam.

Bunlardan birisinin, tabii adını vermeyeceğim, bir bankanın genel müdür yardımcısı olduğunu biliyordum.

Çok bilgili, kültürlü, özellikle matematik konularında ve borsa meselelerinde, hani halkın tabiriyle neredeyse profesör denilebilecek birisiydi.

İkincisi Refah Partisi'nde görev yapmış, yine Allah rahmet etsin, vefat etti.

Onun da adını vermeyeceğim.

Genel başkan yardımcılığı yapmış, milletvekilliği yapmış, mühendis bir abimizdi.

Yaş olarak da bizden çok büyüktü.

Bir de benim akrabam olan, Kapalıçarşı'da, Türkiye'de dövizin, altının, ihracatın, yasa dışı ve yasal bütün mevzuların merkezinde bulunan Kapalıçarşı'da büyük bir döviz tüccarı vardı.

Bu 3'ü de servetlerini borsada kaybettiler.

Ben bunların gözümün önünde cereyan eden bu serencamlarını izledikten sonra şu kararı aldım:

Benim, bir, bu 3'ü kadar aklım ve fikrim yok.

İki, bunların bildiklerini ve öğrendiklerini bir ömür daha harcasam ancak bilirim.

Bunlar benden bu kadar akıllı, zeki ve bilgili oldukları hâlde bütün servetlerini kaybettilerse, kardeşim, benim bu işle ne alakam olabilir?

Ben buraya yanaşmayayım.

Ve o gün bugündür ben bu konuda ancak medyada bir şey olduğu zaman veya hepinizin duyduğu gelişmeler gündeme geldiği zaman bilgi ve ilgi sahibi oldum.

Benim tabii anlatmak istediğim hayat hikâyem değil.

Niye bu kadar uzak durduğumu anlatmak istiyorum.

Çünkü sürekli orada bir tehlike, bir oyun, bir madrabazlık, halkı kandırma ve dolandırıcılık gördüm.

Borsa işi, biliyorsunuz, Türkiye'de icat edilmedi.

Avrupa'da, Amerika'da, Japonya'da büyük şirketler var.

Borsalar var.

Hisse senedi alım satımları var.

Bir de banka faizleri var.

Banka faizleri, biliyorsunuz, Avrupa'da, Amerika'da, Japonya'da yüzde 1'ler, yüzde 2'ler, maksimum yüzde 3'ler seviyesinde.

Hatta İsviçre gibi ülkelerde paranızı yatırdığınız zaman, "Biz sizin paranızı koruyoruz, muhafaza ediyoruz." diye bir bekçilik, bir güvenlik parası bile alıyorlar sizden.

Eksi faiz yani.

Tabii yüzde 1, yüzde 2'lik faizler normal yatırımcıları veya tasarruf sahiplerini, yani mevduat sahiplerini tatmin etmiyor.

Bunu biraz daha artırmak isteyenler şirketleri gözetliyorlar.

Bütün rakamları, kârı, zararı, bilançoları, mal varlıklarını kontrol ediyorlar.

Ve yıllık getiriyi yüzde 1, 2, 3'ten 4'e, 5'e çıkarabilecek şekilde bazı şirketlerden hisse alıyorlar ve hisse satıyorlar.

Tabii bu Avrupa ülkelerinde çok sıkı bir denetime tabi.

Yani bir şirket, diyelim ki bugün hissesi 10 lira; 6 ay zarfında 200 lira olmuş. Böyle bir şey yok. Böyle bir şeyin olması mümkün değil.

Ciddi takipler var, ciddi kontroller var, güven var, denetim var.

Dolayısıyla incelenen rakamlar ve evraklar üzerinden kamuoyunu, halkı yanıltacak, onları soyacak, dolandıracak bir mekanizmanın kurulması mümkün değil.

Peki, bizde nasıl?

Tabii bu yönüyle borsa, bir de tırnak içinde, yani İslami fikirleri olanlar için helal.

Yani bir şeyi alıyorsunuz ve satıyorsunuz.

Kâr da olabilir, zarar da olabilir.

Yani yüzde 1 de, 2 de, 3 de olsa böyle sabit bir faiz yok.

E, bizde nasıl oluyor?

Tekrar, yani ikinci defa bu soruyu sorayım.

Bizde maalesef bu denetimlerin, bu kontrollerin, bu hesap kitabın büyük bir kısmı yok.

İşte bu çöküşler, bu dolandırıcılıklar onun için oluyor.

İşte şimdi hayretler içinde izliyoruz.

Bir şirketin değeri, diyelim ki 100 milyon dolar.

E, bir bakıyorsunuz ki 5 ay sonra 500 milyon dolar olmuş.

2 sene sonra da 5 milyar dolara çıkmış.

Ya, böyle bir şey mümkün değil.

5 kuşaktır ticaret içinde olan bir ailenin çocuğu olarak söylüyorum.

Ben de 45 yıllık inşaat mühendisiyim.

Serbest meslek olarak bu işimi devam ettiriyorum.

Böyle bir kâr mümkün değil.

Böyle bir büyüme, böyle bir gelişme mümkün değil.

Hani derler ya, maden bulsan, petrol bulsan, altın bulsan böyle bir şey mümkün değil.

E, peki bunlar nasıl oluyor?

Değerli arkadaşlar, bunun 2 sorumlusu var:

Birincisi, birden zengin olmak isteyen, emek vermek istemeyen, çok kısa bir zamanda servet sahibi olma peşinde koşan maalesef bizim hayalperest halkımız.

Benim etrafımda, yeğenlerimden başlayarak onlarca, yüzlerce tanıdık, dost, akraba, hemşeri var.

3 ay diyelim ki bir yerde işçi olarak, amele olarak, garson olarak çalışmış. Ne kadar kazandıysa, 300 bin lira, 500 bin lira, 200 bin lira bir para biriktirmiş ve götürüp bunu oraya yatırıyor.

Amaç ne?

İşte bu 200 bin, 300 bin, 500 bin bir anda 5 milyon olsun.

Ya, değerli kardeşlerim, böyle bir şey yok.

Böyle bir şeyin olması mümkün değil.

O meşhur kedinin, peynir ve fare hikâyesi var ya...

İşte kedi fareye diyor ki:

Şuradan, bulunduğun yerden çık, şu karşı deliğe kadar git, sana bir kalıp büyük peynir.

Fare bile düşünüyor, diyor ki:

Mesafe kısa, ödül büyük. Bunda mutlaka bir hile var.


Böyle bir kâr yok.

Yani böyle bir hayalin peşinde koşmayın, böyle bir maceraya girmeyin demekten dilimizde tüy bitti.

Tabii ikinci esas sorumlusu da bu işlerin, yani bu kontrol mekanizmasının başındaki insanlar.

İşte Sermaye Piyasası Denetleme Kurulu.

Yok, bankacılık bilmem ne şey...

20 tane, 30 tane böyle, isimleri 3-5 harften oluşan kuruluş var.

Peki, siz ne yapıyorsunuz?

Bu kadar zamandır neredeydiniz?

Yani normal bir vatandaş şu an, işte bizim Diyarbakır'da bu kibe bağırsak var ya, hani yenilir kibe, bumbar, meşhur yemeğimiz...

Şimdi hanımlar fazla yorulmasın diye bu işi yapan bazı hanımefendiler de var.

Bunları alıyorlar, temizliyorlar, yarım da dikiyorlar.

Yarı mamul bir hâlde, işte 2 bin lira, 3 bin lira karşılığında servis ediyorlar.

Bunlar bile para çıkarıldığı vakit, "Aman IBAN'a çıkarmayın" veya "Çıkarırken şunu yazın, bunu yazın" diye korkuyorlar.

IBAN'ına 2 bin lira para gelecek olan hanımefendi kardeşimiz, işçi, emekçi, ondan korkuyor ama 2 milyar dolar, 3 milyar dolar, 5 milyar dolar gibi olaylar oluyor ve bizim yetkililer yatıyor.

Onun için arkadaşlar, bu böyle üstü örtülüp geçiştirilecek bir şey değil.

Bu zaman zarfında bunlara göz yuman herkesin yargı karşısında hesap vermesi lazım.

İsterseniz siyasetçi, isterseniz bürokrat, isterseniz iş adamı, kim olursa olsun.

Çünkü bu organize bir suç örgütü.

Yani birlikte bu balon şişirilmiş, birlikte bu sahtekârlık yapılmış.

Yani hem iş adamları, o firmaların ve şirketlerin sahipleri, yöneticileri; artı bunları denetleyenler; artı bunlara göz yumanlar...

Böyle üstü örtülerek, "Aa, ya 10 tane dolandırıcı milleti soymuş, vah vah vah, 28 milyar dolar gitmiş" demek, böyle bir tavır, böyle bir üslup, en az bu yapılanlar kadar suç.

Halkla dalga geçmek, aklını, zekâsını, bilgisini, kültürünü beş kuruşa indirmek en büyük suç.

Onun için halkımıza 2 şey söylüyoruz.

Bir, arkadaş, bu hayalperestlikten, bu emek vermeden kazanç peşinde koşmaktan, vurgun peşinde koşmaktan vazgeçin.

Hayallerinizle hayatınızı mahvetmeyin.

Ve dönüyoruz siyasete, devlete, bürokratlara, basına, medyaya, herkese:

Bu ahlaksızlığın üzerini örtmeyin.

Organize suç şebekesinin, örgütünün, yani içinde iş adamlarının, bürokratların ve siyasilerin olduğu bu organize suç örgütünün üzerini örtmeyin ve affetmeyin.