Biz Türkiye’yiz, ‘Büyük ülke’ masalı bizde böyle yazılır

Mehmet Ocaktan

Demokratik hukuk devleti anlamında rüştünü ispat etmiş, ekonomik kalkınmasını sağlamış hiçbir medeni ülkede, yatırım yapan, üreten ve istihdam sağlayan iş insanlarının, iktidarı eleştirdiler diye hapis cezasına çarptırıldıkları görülmüş bir şey değildir.

Henüz demokrasiyle tanışmamış, bir hukuk devleti inşa edemediği için medeni dünyanın dışında kalmış ülkeler dahil, yarı askeri rejimlerin hakim olduğu sistemlerde bile bu tür cezalandırmalar, ancak nadiren görülebilecek bir garabettir.

Çünkü dünyanın her yerindeki iş insanları, ülkeleri için ekonomik değer üretirler, istihdam yaratırlar ve toplamda ülke insanının refah standartlarını yükseltirler.

Peki bir ülke, yatırım yapan iş insanlarını, hatta yabancı yatırımcıları neden hapis cezasıyla korkutur ki?.. Aklı selim sahibi herkes bilir ki bu, kelimenin tam anlamıyla ülkenin kendi ayağına kurşun sıkmasıdır.

 Kuşkusuz yasaların suç olarak tanımladığı bütün hallerde herkes yargılanabilir. Mesela fiili olarak bir suça karışmıştır, cinayet işlemiştir, vergi kaçırmıştır ya da bir uyuşturucu şebekesine bulaşmıştır. Doğal olarak böyle bir durumda yasal süreç işler ve yasalar neyi gerektiriyorsa iş insanları dahil herkes cezai karşılığını bulur.

Peki TÜSİAD yöneticileri Orhan Turan ve Ömer Aras, 1 yıl 3 ay 18 gün hapis cezasına neden çarptırıldı dersiniz, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçundan.

Gelin, bu iş insanlarının ‘halkı yanıltma’ suçunu nasıl işlediklerine bakalım. Turan ve Aras, 13 Şubat 2025’te TÜSİAD toplantısında yaptıkları konuşmalarında özetle; seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınarak tutuklanmasının, bazı başkanların yerine kayyım atanmasının, siyasi parti liderinin tutuklanmasının, aynı şekilde gazetecilerin gözaltına alınarak tutuklanmalarının toplumda endişe yarattığını, bu durumun ekonominin en temel dayanağını oluşturan ‘güven’ duygusunu zedelediğini söylemişlerdi.

 Doğrusu çok muğlak bir suç tanımı, buradan hareketle herkes, her konuda suçlanıp cezalandırılabilir.

İyi güzel de “Hukukta sıkıntılar var, bu yüzden ekonominin en temel sermayesi olan güven duygusu zedeleniyor, ekonomide kriz derinleşiyor ve doğal olarak temel yapısal sorunlara çözümler üretilmelidir” mealindeki sözlerin suç sayıldığı ve hapis cezası verildiği bir ülke olabilir mi?

Artık modern demokrasilerde böyle bir suç tanımı yok. Açıkçası küresel anlamda ekonomik dengelerin sarsıldığı, kırılganlıkların arttığı bir dünyada, ‘halkı yanıltma’ suçundan kendi iş insanlarına hapis cezası vererek ülke ekonomisini cezalandırmak herhalde ancak Türkiye gibi bir ülkenin aklına gelebilir. Bütün önyargılarımızı bir tarafa bırakarak aklı selimle düşünelim, hangi yabancı yatırımcı korku ikliminin olduğu bir ülkeye yatırım yapabilir ki… Bırakın yabancıyı, yerli yatırımcı bile kendini ikna etmekte zorlanacaktır.

Bu çerçevede DEVA Partisi lideri Ali Babacan’ın geçen hafta Kocaeli’de katıldığı bir iftar programı kapsamında Nokta TV’de yaptığı konuşmadaki sözlerinin altını özellikle çizmek istiyorum.

TÜSİAD yöneticilerinin kendi toplantılarında “Türkiye ekonomisinin şurasında sorun var, burasında sorun var” diyerek durum tespiti yaptıkları için ceza aldıklarını belirten Babacan özetle diyor ki: “Ekonomi güllük gülistanlık mı Allah aşkına? Ekonomide sorun yok mu, çok mu güzel yönetiyorlar? Bu ülkede iş insanları sadece durum tespiti yaptığı için hapis cezası alıyorsa yatırım olmaz, üretim olmaz. Bugün cezalandırılan Türkiye’nin iki iş insanı değildir. Bugün cezalandırılan Türkiye’nin üretimidir, istihdamıdır, yatırım ortamıdır. Bunu iyi hesap etsinler Allah aşkına. Yazık, günah bu ülkeye.”

Maalesef Türkiye’de uzun süredir, kelimenin tam anlamıyla bir akıl tutulması yaşanıyor. Bile bile toplumun en temel dayanağı olan ‘hukuk güvencesi’ni yok ederek, bütün bir ülke insanını adalete hasret bırakıyoruz.

Ekonomide aklı ve bilimi değil, irrasyonel ve de hamasi ezberlerimizde ısrar ederek ülkeyi derin bir ekonomik krize sürüklemekten, toplumu fukaralığa mahkum etmekten çekinmiyoruz.

Dış politikadaki vizyonsuzluğumuz yüzünden, küresel-bölgesel ölçekteki krizlerde nerede duracağımıza bir türlü karar veremediğimiz için diplomatik rüzgarlarda savrulma ‘büyük ülke’ masalımız oluyor.

Eğitimde rasyonel hedeflerimiz olmadığı için ilkokuldan üniversiteye kadar her kademede, dünya eğitim standartlarından hızla uzaklaşmaya devam ediyoruz. Ve dramatik bir şekilde eğitimdeki kalitesizliği ramazan eğlenceleriyle telafi ettiğimizi sanıyoruz.

Galiba bizde ‘büyük ülke’ masalı, yatırım yapan, üreten iş insanlarını cezalandırarak, seçilmiş belediye başkanlarını hapse atarak, konuşan-eleştiren muhalif sesleri gözaltına alıp tutuklayarak, toplumu adalet hasret bırakarak yazılıyor.