Bir yol bulmak ya da bir yol yapmak

Vahap Coşkun

“Mutlak butlan” kararının CHP’de yarattığı kaotik ortamda en çok dillendirilen görüşlerden biri, mahkeme kararıyla yönetimden uzaklaştırılan ekibin, tez elden CHP’den ayrılması ve yeni bir parti kurmasıydı. Özel ve İmamoğlu’na destek verenlerin bir kısmına göre, artık CHP’de mücadele vermenin bir manasının kalmadı. Partide kalmak ve yönetimi tekrardan kazanmak için verilecek uğraşlar, boşa kürek sallamaktan başka bir işe yaramaz. Doğru olan enerjiyi içeride tüketmek yerine hemen tası tarağı toplayıp partiden çıkmak ve yeni bir yola koyulmaktır.
Aslında bu yeni bir görüş de değil. 2023 seçimlerinde muhalefetin cumhurbaşkanı adayı olarak Kılıçdaroğlu belirlendiğinde, İmamoğlu taraftarlarının bir bölümü, yolları ayırmayı gündeme getirmişlerdi. Onlar, İmamoğlu’nun sahaya çıkmasını, Macronvari bir tarzla –partiden bağımsız olarak ama parti tabanına dayayan ve kitleleri arkasına alan bir siyasete yelken açmasını önermişleri. O gün bu gerçeklemedi. Kılıçdaroğlu’nun muhalefete cenahında itibarı sağlamdı, İmamoğlu da seçimlere onun yardımcısı adayı olarak girdi. Ancak o seçimlere hüsranla sonuçlandı.

İmamoğlu ve Özel ekibinin yeni bir parti kurmasını isteyenlere göre, mevcut şartlar geçmişe nazaran daha olgunlaştı. Çünkü:

Seçmen nezdinde Kılıçdaroğlu saygınlığı kaybetti. Dün “Piro” diye göklere çıkartılan Kılıçdaroğlu’nun yerinde bugün sırtına “Hain” damgası vurulmuş biri var.

2024 seçimlerinde kazanılan başarının, İmamoğlu ve Özel’in elini güçlendirdi. Kılıçdaroğlu adı “kaybetmek” ile özdeşleşmişken, İmamoğlu-Özel ikilisi “kazanmak” duygusunu harekete geçirdi.

Haksız olduğu düşünülen kararlarla İmamoğlu içeri atılması ve Özel’in parti başkanlığının elinden alınması, onları CHP sokağındaki prestijini artırdı. Maruz kaldıkları mağduriyetler, tabanı bu ikilinin etrafında kenetledi.

İktidarı arkasına alan Kılıçdaroğlu’nun, partiyi içine düştüğü bu keşmekeşten sulhla çıkarmak gibi bir niyeti yok; aksine “arınma” söylemiyle İmamoğlu’na, Özel’e ve onların yanında duranlara yöneleceği, onlara gün yüzü göstermeyeceği belli. Sorunun uzlaşma ile çözülebileceği hudutlar çoktan aşıldı; bir çatışma ve ayrılma kaçınılmaz hale geldi.

Öyleyse, bir anlaşmaya varmak gibi beyhude beklentilerle vakit öldürmeye gelmez. İmamoğlu ve Özel, ellerini çabuk tutmalılar ve kendi lehlerine oluşan bu havadan en iyi şekilde istifade etmeliler. Bir ivme yakaladılar; şerden ayır çıkarmak için bu ivmeyi kaybetmemeliler, tersine bunu hızlandırmalılar ve mümkün olan en kısa zamanda yeni partinin tabelasını asmalılar.

Baba ocağı

Hemen elinin tersiyle itilecek, duyar duymaz burun kıvırılacak görüşler değil bunlar. Haklı oldukları birçok yön var. Lakin bu madalyonun bir tarafı; madalyonun diğer tarafında ise İmamoğlu ve Özel’in yeni bir partiye yelken açmalarını zorlaştıran unsurlar bulunuyor. Hem zihni hem de gündelik siyasetin pratik yönlerinden bahsediyoruz. Birkaçını sıralayalım:

Evvela, seçmenleri, üyeleri ve yöneticileri nezdinde CHP, alelade bir parti değil; bunların en azından bir kısmının mistik bir pozisyona oturttukları bir parti. “Ülkeyi kurtaran parti”, “devleti kuran parti”, “Cumhuriyet kazanımlarının sigortası olan parti” vb. sıfatlarla mensubu oldukları partiye bir çeşit kutsiyet atfediyorlar. Gerek geçmiş ve gerek gelecek için partilerine çok büyük bir görev yüklüyorlar.

Bugün parti içinde muhalif ve istenmeyen konumuna itilenlerin kahir ekseriyeti, herhalde CHP haricinde bir siyaseti tasavvur etmiş değil. Nihayetinde “baba ocağı” diye tarif edilen bir yapıdan söz ediyoruz; kendilerine çok ağır bir haksızlık yaptıklarını emin olsalar da, mensuplarının ocağı terk etmeleri, kapıyı çarpıp çıkmaları o kadar ocağın mensupları için o kadar kolay değil. Zihni bir demlenmeden geçmeleri, kendilerini aklen ve kalben ikna etmeleri ve çevrelerini de bu kopuşa hazırlamaları icap ediyor. Tabii bu da ister istemez bir zaman alıyor.

Özel, İmamoğlu ve onların destekçileri, mutlak butlan kararını tamamen gayrimeşru addediyorlar. Kılıçdaroğlu’nu da bu bağlamda iktidar tarafından CHP’yi içten çökertmek için vazifelendirilmiş bir yıkım memuru olarak niteliyorlar. Karar, gayrimeşru olduğuna göre, onu çabucak kabullenmek ve onun hukuk dışılığını faş etmeden ceketi alıp gitmek, siyaseten doğru bir tavır olmaz.

Kılıçdaroğlu’na karşı verilecek bir siyasi bir harp, salt Kılıçdaroğlu ile sınırlı kalmaz, iktidar karşıtlığını da içerir; bu da İmamoğlu ve Özel’in tabandaki meşruiyetini tahkim eder.

Kaldı ki hâlihazırda CHP’deki rüzgârlar da İmamoğlu ve Özel’den yana esiyor. Partinin milletvekillerinin, teşkilatlarının, delegelerinin ve seçmenlerinin ağırlığı Kılıçdaroğlu’nun karşısında, İmamoğlu ve Özel’in arkasında durdu. Arkalarında böyle bir güç varken, İmamoğlu ve Özel’in mücadeleden kaçmaları düşünülmez. Onlar bu güce yaslanarak, Kılıçdaroğlu ve çevresini yalnızlaştırmak ve kongreye zorlamak için bütün hukuki ve fiili imkânları seferber ederler. Nitekim ediyorlar da.

Felaket senaryosu

Ayrıca siyasetin pratik işleyişine dair akılda tutulması gereken bazı sorunlar da cabası! CHP’nin kurumsal bir kimliği var; ciddi bir hazine yardımı alıyor ve teşkilatlarıyla memleketin her tarafında boy gösteriyor. CHP içinden çıkarak sıfırdan CHP’ye alternatif bir parti kurmak çok ciddi bir külfet. Türkiye’nin her ilinde ve ilçesinde örgütlenmek, ne zaman yapılacağı kestirilemeyen seçimlere katılabilmek için gerekli hukuki koşulları yerine getirmek, seçimlerde iddialı bir kampanya yürütebilecek maddi kudrete sahip olmak, teşkilatları yönetecek kadroları oluşturmak, kâğıt üzerinde düşünüldüğünden çok daha zor.

Dışarıdan yeni bir parti kurmaları yönünde bir tazyik olmasına rağmen İmamoğlu ve Özel, işte bu sebeplerden ötürü Kılıçdaroğlu ile kavgalarını CHP içinde sürdürmeye kararlılar. Özel’in son açıklamaları da bu minvalde. “Biz şimdi CHP’yi bırakıp, başka partiye geçiyoruz demeyiz” diyor ve ekliyor Özel: “Şu yaşadıklarımız, CHP’yi aşan büyük bir iktidar yürüyüşü. Bunu, partiyi terk ederek değil, partide mücadeleyi büyüterek sürdüreceğiz.”

Mamafih Özel, yeni bir partinin hazır olduğunu ama bunun ancak bir felaket senaryosunda devreye sokulacağını belirtiyor. Yani İmamoğlu ve Özel, son ana kadar direnecekler. Bütün seçenekleri tüketecekler. Geniş halk kitlerinde “başka çıkış yolları yoktu, ayrılmaya mecbur kaldılar” kanaatini yerleştirecekler. Ve eğer yeni bir yola çıkılacaksa, ancak denenmesi mümkün her şey denedikten sonra çıkacaklar.
İmamoğlu’nun “’Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız” ifadesi de, bütün bunları teyit ediyor.