Bir haydut, bir yardakçı, bir vahşi cinayet

Mustafa Karaalioğlu

Bu kez İslam dünyası kadar Batı ve hatta dünyanın geri kalanı da çaresizlik içinde. Hatta utanç içinde olmalılar…

İran gibi köklü ve büyük bir devletin lideri, haydutluktan başka şekilde asla izah edilemeyecek bir saldırıyla çocukları ve torunlarıyla birlikte “bir Ramazan günü” katledildi. Ali Hamaney’in katline giden yolda kimse kılını kıpırdatmadı. İran’ın bir kez daha bombalanmasını kimse umursamadı. Bırakın itidal tavsiyelerini ya da arabuluculuk tekliflerini; kimse ABD Başkanı Trump’a tek cümleyle bile baskı yapmadı. Tıpkı başka hangi konuda olduğu gibi? Gazze konusunda olduğu gibi…

Başta Körfez ülkeleri olmak üzere bütün İslam ülkeleri sorumlu mu, kesinlikle sorumlu. Bazıları hiçbir şey yapamadı, bazıları yapmak istemedi, bazıları da muhtemelen İran’ın vurulması için ABD’yi teşvik etti. Gazze’de de böyle olmuştu, hala da oluyor. Düşünün barış planı Trump’ın adını taşıyor!

Avrupa da en az İslam dünyası kadar sorumlu. Bu kadar acizlik onlar için bile fazla. Öte yandan, Çin ve Rusya… En çok da onlar sorumlu. Hepsi de İran’ın dostuydu ve hepsi de bu ülkeyle bütün ülkelerden çok daha yoğun ticari ilişkilere sahipti. Geleceği besbelli cinayete mani olmak için dönüp, o tarafa bile bakmadılar.

Adaletsiz dünya düzeni sadece Trump gibilerin sayesinde değil, ahlaki değerlerini yitirmiş, bencil, kişiliksiz ve kesinlikle vizyonsuz liderler kuşağının elinde yükseliyor. Geri kalanların sessizliği olmasaydı, Trump bu kadar pervasız olamazdı.

Böylesi onur kırıcı bir an, yakın insanlık tarihinde de İslam tarihinde de pek az olmuştur. Çünkü bu suikast, İran Dini lideri sevilse de sevilmese de; sadece O’nu değil insanlığın birlikte yaşama hukukunu katletmiştir.

Egemen bir ülkenin lideri, vahşi bir suikastle öldürüldü. O lider yakın zamana kadar bütün başkanlar, başbakanlarla bir araya geliyor ve ülkeler arasındaki ilişkiler için görüşmeler yapıyordu. Cumhurbaşkanlığı dahil, neredeyse 50 yıldır hem ülkesinin başında hem de uluslararası lider ailesinin bir üyesiydi. Aynı zamanda dini lider sıfatını taşıyordu. Ülkesi ABD ile müzakere halindeyken, yani masadayken, yani hala diplomasi mekanizması çalışırken öldürüldü. İran’ın nükleer silahı olmadığı halde, nükleer silahı var ithamıyla; biri açık biri gizli iki nükleer silah sahibi ülke tarafından tertiplenen haydutlukla öldürüldü.

Ne diplomasiye ne hukuka ne de en sıradan insani kurallara şans verildi. Elinde uzaktan kumandalı füzeler, sahada da birkaç casusu olan Amerika’nın eli kanlı başkanı meşru bir ülkenin liderini öldürmek istedi, öldürdü. Trump bu zevki tatmak istedi, böyle daha havalı görüneceğine inandı ve cinayet emrini verdi. Yaptığı matah bir şeymiş gibi, şimdi de medyaya hikayesini anlatıyor ki insanlar kendisine hayran kalsınlar, egosunun şişirmeye devam etsinler.

Hamaney’in katledilmesi, bir cani ve bir soykırım suçlusu olan Netanyahu’nun, despot ve hastalıklı Trump ile işbirliğinin yeryüzünü nasıl tarifsiz bir felakete götürdüğünün ispatıdır. Ne kadar “dost… harika…akıllı… mükemmel” olsalar da geri kalan liderlerin tamamının siyasi anlamsızlığının ilanıdır. Dünya bir haydut ve bir yardakçının elinde oyuncaktır. Geride kalanların gücü kudretine dair şişinmeler laf-ı güzaftır.

Cumartesi sabahı, zaten daha önce yıkılmış olan uluslararası düzen, Hamaney’in yerle bir edilen ofisinin enkazı altına gömüldü. Güçlü olanın sadece zevk için insan öldürdüğü yeni bir düzen başladı.

İran halkının ve İslam dünyasının başı sağolsun.