PSK Genel Başkanı Bayram Bozyel, Rojawelat’tan Baran Dicle’ye verdiği röportajda Kürt ulusal birliği çalışmaları, Türkiye’deki yeni süreç ve İran’daki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bozyel, sonbaharda daha geniş katılımlı bir konferansla Kürt halkına umut olacak kapsamlı bir ulusal birlik mekanizması oluşturmayı hedeflediklerini söyledi.
Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler ve Kürt meselesinin yeniden bölgesel siyasetin merkezine oturduğu bir dönemde, Kürt siyasi çevreleri arasındaki birlik arayışları hız kazanıyor. Bu kapsamda açıklamalarda bulunan PSK Genel Başkanı Bayram Bozyel, Kürt ulusal birliğinin taktiksel değil stratejik bir ihtiyaç olduğunu belirtti.
Bozyel, 14 Mart 2026’da Diyarbakır’da düzenlenen “Kürdistan Ulusal Birlik Girişimi Konferansı”nın yıllardır sürdürülen birlik çalışmalarının yeni bir aşaması olduğunu ifade etti. Konferansta farklı Kürt siyasi parti ve çevrelerinin bir araya geldiğini kaydeden Bozyel, toplantıda ulusal birlik konusunda güçlü bir iradenin ortaya çıktığını söyledi.
Bozyel, konferans sonrasında oluşturulan heyetin HAKPAR, PDK Bakur ve Kürt Milli Platformu gibi yapılarla görüşmeler gerçekleştireceğini belirterek, “Amacımız kalıcı, kapsayıcı ve kurumsal bir ulusal birlik mekanizması oluşturmaktır” dedi.
“Kürt sorunu anayasal çözüm gerektiriyor”
Türkiye’de yürütülen yeni sürece ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Bozyel, mevcut yaklaşımın güvenlik merkezli olduğunu savundu. Kürt sorununun yalnızca silah bırakma ekseninde ele alınamayacağını belirten Bozyel, çözüm için demokratikleşme ve anayasal değişim gerektiğini ifade etti.
Kürt kimliğinin anayasal güvence altına alınması, Kürtçenin resmi statü kazanması ve düşünce özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini dile getiren Bozyel, demokratik bir ortam oluşmadan kalıcı çözümün mümkün olmayacağını söyledi.
“İran’daki gelişmeler Kürtler için yeni fırsatlar doğurabilir”
İran ile İsrail ve ABD arasında yaşanan gerilime de değinen Bozyel, İran’daki mevcut rejimin bölgede istikrarsızlık ürettiğini savundu. İran’ın zayıflamasının Kürtler açısından yeni fırsatlar yaratabileceğini belirten Bozyel, bunun otomatik olarak özgürlük anlamına gelmeyeceğini ifade etti.
Rojhilat Kürtlerinin ulusal birliklerini güçlendirmesi gerektiğini vurgulayan Bozyel, uluslararası diplomatik girişimlerin sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Kürtlerin dünya kamuoyu nezdinde önemli bir destek potansiyeline sahip olduğunu belirten Bozyel, uzun vadeli ve örgütlü bir mücadelenin esas alınması gerektiğini söyledi.
Röportajın tamamı ise şöyle:
14 Mart 2026 tarihinde "Kürdistan Ulusal Birlik Konferansı" adı altında bir konferans düzenlediniz. Bu konferansın amacı neydi ve sizce hedeflediğiniz amaca ulaştınız mı?
14 Mart tarihinde gerçekleştirdiğimiz Kürdistan Ulusal Birlik Girişimi Konferansı yıllardır sürdürdüğümüz ulusal birlik çalışmalarının yeni bir halkası sayılabilir.
Ulusal birlik, özgürlüğünden yoksun bırakılmış, bütün ulusal talepleri gasp edilmiş Kürt halkının özgürlüğü için olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır.
PSK için ulusak ittifak, taktiksel ve dönemsel bir ihtiyaç değil, Kürt halkının özgürlüğünü esas alan stratejik bir meseledir. PSK olarak her zaman bu konuda yapıcı ve sorumlu bir çizgi izledik. Ulusal birlik ve işbirliği konusunun gündemimizde olmadığı hiç bir dönem olmadı.
Son bir kaç yılda bölgede yaşanan gelişmeler nedeniyle ulusal birlik konusu daha yoğun olarak gündeme oturdu.
Söz konusu gelişmelerin de etkisiyle son iki yılda değişik Kürt siyasi aktörleriyle birlik konusunu yoğun bir şekilde tartıştık.
Bu konuda yaptığımız bir dizi görüşmenin ardından PSK, PWK, Pêlkurd, Vejîn ve bağımsız şahsiyetlerle 14 Mart 2026 tarihinde Diyarbakır’da Kürdistan Ulusal Birlik Girişimi Konferansı için çağrıda bulunduk.
Çağrı davetiyesinde de ifade edildiği gibi Kürt ulusunun Kürdistan’da kendi kendini yönetmesini benimseyen bütün çevreleri konferansa davet ettik.
Konferansın amacı Kürt meselesini ulusal bir mesele olarak gören ve çözüm olarak kendi kaderini tayin hakkını savunan en geniş ulusal güçlerle bir ulusal birlik mekanizması kurmak olarak belirlendi.
14 Mart Konferansında belirlenen gündeme uygun olarak yoğun ve verimli tartışmalar yaşandı, ulusal birlik modeline ilişkin yapıcı öneriler dile getirildi. Bir günlük tartışmalar sonucunda konferansta ulusal ittifakın oluşması yönünde güçlü bir irade ortaya çıktı. Son olarak konferansta dile getirilen öneriler ışığında kalıcı ve kurumsal bir ittifakın inşası için gerekli adımları atmak üzere geniş bir komisyon oluştu.
Bu çerçevede 14 Mart Konferansını ulusal birliği inşa eden nihai bir adım olarak görmek yerine, bunu bir başlangıç olarak değerlendirmek mümkün.
* Kimler "Kürdistan Ulusal Birlik Konferansı" davet edildi ve davet edilenler katılım sağladılar mı? Ek olarak sizce katılım nasıldı?
Yukarıda ifade ettiğim gibi 14 Mart konferansına ulusal birlik çerçevemizi benimseyen ve sürece katkı sunacağını öngördüğümüz şahsiyetler çağrıldı.
Ayrıca konferansa HAKPAR ve PDK Bakur gibi siyasi partiler davet edildi.
Konferansa 200 dolayında siyasi parti temsilcisi ile şahsiyet katıldı. HAKPAR , PDK Bakur ve 28 Mart konferansını organize edenler gözlemci olarak konferansta yer aldı.
Bütün katılımcılar ulusal birliğin öneminin altı çizili ve nasıl bir ulusal birliğin kurulması gerektiği konusunda çok değerli, yapıcı ve yol gösterici önerilerde bulundu. Gördüğüm kadarıyla konferansa katılan bütün katılımcılar geçmişe göre ulusal birlik konusunda daha yapıcı, sorumlu ve öngörülü bir tutum sergiledi.
Özetle konferansa nitelikli bir katılım gerçekleşti, siyasi ve fikri olarak seviyeli bir etkileşim yaşandı.
* Konferansta ağırlıklı olarak neler konuşulup tartışıldı ve ne kararlar alındı? Kürt sorununun çözümüne yönelik bir yol haritası oluştu mu?
14 Mart Kürdistan Ulusal Birlik Girişimi Konferansı’na katılanlar Kürt meselesinin değişik boyutlarını, Kürt halkının karşı karşıya bulunduğu riskleri ve fırsatları çok yönlü olarak değerlendirdi. Ortaya çıkan fırsatları değerlendirmek ve Kürt halkının enerjisini özgürlük mücadelesine daha güçlü akıtmak için ulusal birlik ihtiyacının altını çizdi. İhtiyaç duyulan ulusal birlik mekanizmasının nasıl olması gerektiğine ilişkin çok farklı ve zengin öneriler yapıldı.
Gelinen aşamada konferansta oluşan heyetimiz konferansta dile getirilen bütün öneriler ve değerlendirmeler ışığında kısa vadeli bir yol haritası oluşturdu.
Söz konusu yol haritası kısa vadede şu hedefleri içeriyor.
1. Heyetimiz 14 Mart konferansına katılmayan HAKPAR, PDK Bakur, Kürt Milli Platformu ve benzeri çevrelerle en kısa zamanda görüşme kararı aldı. Bu görüşmeden amaç kapsamlı bir ulusal ittifakta buluşmak için gerekli görüş alışverişinde bulunmak ve hep birlikte kalıcı ve kurumsal bir ulusal birlik mekanizmasını kurmaktır.
2. Konferansta seçilen heyet eş zamanlı olarak kalıcı ve kapsamlı bir ulusal ittifak için bir program taslağı ve iç işleyiş hukuku ile ilgili bir çerçeve hazırlamak üzere bir çalışma başlattı.
3. Ulusal birlik konusunu gündemde tutmak ve bu konudaki duyarlılığı geliştirmek amacıyla önümüzdeki 2-3 ay içinde değişik bölge toplantıları organize etme kararı alınmıştır.
4. Bu arada yaşanacak önemli siyasi ve toplumsal gelişmelere ilişkin tutum belirlenecek ve gerektiğinde uygun eylem biçimleri geliştirilecektir.
Öngörülen adımların atılması ve belirlenen yol haritasının gereklerinin yapılmasından sonra sonbaharda ulusal demokratik bütün siyasi aktör ve birikimin en geniş şekilde yansıyacağı bir konferans gerçekleştirmeyi öngörüyoruz. Sonbaharda yapacağımız konferansta Kürt halkına umut olacak kalıcı, geniş kapsamlı ve kurumsal bir ulusal birlik mekanizması oluşturmayı hedefliyoruz.
* Sizin düzenlemiş olduğunuz "Kürdistan Ulusal Birlik Konferansı" ndan iki hafta sonra Kürt Milli Platformu adıyla başka bir grup aynı konuları içeren bir toplantı organize etti. Önümüzdeki süreçte bu çalışmaların birleştirilmesi ve birlikte ortak hedefler konusunda çalışma yürütülmesi mümkün mü?
Öncelikle bu konuda bir yanlış algıyı düzeltmek istiyorum.
14 Mart Kürdistan Ulusal Birlik Girişimi Konferansı geçmişi uzun yıllara dayanan, ulusal birlik yönünde yürütülen çalışmaların bir halkası ya da yeni bir aşamasını oluşturmaktadır. 28 Mart Konferansı ise bazı bağımsız şahsiyet ve aydın arkadaşlarımızın bir platformda bir araya girişimidir.
Dolayısıyla bu iki toplantıyı denk ya da karşıt iki girişim olarak nitelendirmek yanlıştır. Tek talihsizlik iki toplantının bir aylık süre içinde peş peşe gerçekleşmiş olmasıdır. Bu durum, kamuoyunda aynı içerikte iki toplantı yapılmış ve bu konuda bir bölünme varmış algısına yol açtı ki gerçek tamamen farklıdır.
Öte yandan bölgede ve Kürdistan’da önemli gelişmelerin yaşandığı bir süreçte Kürt toplumunda yeni arayışların olması son derece doğaldır. Bağımsız aydın ve şahsiyetlerimizin örgütlenme, bir araya gelme çabalarını destekliyoruz, olumlu buluyoruz. Bugün aktif siyasetin içinde olmayan geniş bir Kürt yurtsever potansiyeli var. Söz konusu yurtsever potansiyelin değişik platformlar ya da siyasi hareketler altında birleşmesi hepimizin arzu ettiği bir durumdur. Ancak bundan yola çıkarak her yeni kurulan platformu ya da siyasal parti girişimini ulusal birlik olarak nitelendirmek ya da onu ulusal birlik yönünde süregelen çalışmalara karşıt ya da denk olarak nitelendirmek eksik olur.
Ulusal birlik dediğimiz konu Kürdistan’daki bütün ulusal demokratik güç ve birikimi kapsayan stratejik ittifak anlamına gelir.
Bir önceki soruda da ifade ettiğim gibi heyetimiz 14 Mart Kürdistan Ulusal Birlik Konferansı’nda yer almayan ya da katılma şansı bulmayan bütün çevrelerle buluşma ve onlarla ortaklaşma yönünde bir yol haritası oluşturmuştur. Bu yol haritası çerçevesinde Konferansta oluşan heyetimiz en yakın zamanda HAKPAR, PDK Bakur, Kürt Mili Platformu vb. çevrelerle görüşme kararı almıştır. Amaç söz konusu siyasi parti ve çevrelerle ortak bir ulusal programda birleşmek ve sonbaharda yapacağımız konferansta ulusal bir sürecini kalıcı ve kurumsal bir çerçeveye kavuşturmaktır.
* Devlet Bahçeli’nin Türkiye Büyük Millet Meclisinde ”Öcalan gelsin Mecliste konuşsun” çıkışı ile başlayan ve daha sonra adına Çözüm süreci dedikleri bu süreç hakkında neler düşünülüyorsunuz? Kürt sorununun geldiği nokta hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Bahçeli’nin 22 Ekim’de startını verdiği ucube sürecin Türkiye’nin güvenlik kaygılarıyla başladığını biliyoruz. Hesap şu; Ortadoğu’da dengeler değişiyor, Kürt karşıtı nizam darbe alıyor, Kürtler için yeni fırsatlar çıkıyor. O zaman Türk devleti ne yapıp edip Kürtlerin önünü kesmeli. Bu hesapla Türkiye’deki iktidar en başta Rojava’da Kürtlerin kesmek ve Türkiye’deki Kürt potansiyelini sisteme entegre etmek amacıyla Öcalan üzerinden bir süreç başlattı. Bu süreçten Kürtler lehine bir sonucun çıkması mümkün görünmüyor, çünkü iktidar baştan itibaren süreci “Terörist Türkiye” olarak nitelendiriyor ve bilinçli bir şekilde Kürt meselesi gündem dışında tutuyor. Bu nedenle mevcut sürecin Kürt meselesinin çözümünden çok bölgede yükselen Kürt dalgasının önünü kesmeyi amaçladığı açık.
Bu süreçte olumlu bulduğumuz tek şey PKK’nin silah bırakma ihtimalidir. Eğer silahlar devreden çıkarılırsa, bu devletin yıllarca Kürtlere karşı kullandığı bir argümanın boşa çıkması anlamına gelir. Ve böylece bugüne kadar Kürtlere verilen zarar son bulmuş olur. Öte yandan Kürt meselesi ne PKK’nin silah bırakmasına ne de teröre indirgenecek bir meseledir. Kürt meselesi 200 yıllık geçmişi olan Kürt halkının kendi ülkesi Kürdistan’da özgürce yaşama sorunudur. Bu da en başta yeni bir anayasa yapımını gerektirir. Türkiye’nin idari yapısının ülkenin çok uluslu, çok kültürlü, çok dinli yapısına uygun olarak federal tarzda yeniden dizaynını öngören bir anayasa.
Öte yandan Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’a açıklamasında dile getirdiği özerklik, federasyon, devlet istemiyoruz yönündeki yaklaşımını reddediyoruz. Bu yaklaşım Kürt halkının son 100 yıllık mücadelesinin açıkça inkarıdır.
Gelinen aşamada başlatılan süreçle Kürt meselesini çözmek, demokrasiyi inşa etmek bir yana, PKK’ye silah bıraktırmak da olmayacak gibi görünüyor. Çünkü bugüne kadar bu yönde ne doğru dürüst bir yasal düzenleme yapılmış ne de güven veren bir irade ortaya konulmuştur. Bundan dolayıdır ki toplumunun çoğunluğu, Kürtler ve Türkler de dahil bu sürece güven duymuyor ve destek vermiyor.
* Kürt sorununun çözümü için kısa ve orta vadede uygulanabilir gördüğünüz somut adımlar nelerdir?
Türkiye’de bugün öncelikli sorun siyasal sürecin normalleştirilmesidir. Başka bir ifadeyle keyfi, otoriter ve hukuka aykırı yönetim anlayışından vazgeçilmelidir. Bunun için öncelikle sürecin şiddetten arındırılması gerekir. Bu kapsamda bir an önce dağdakilerin silah bırakması, içerdekilerin serbest bırakılması ve yurt dışındakilerin ülkeye dönüşü için gerekli idari ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Eş zamanlı olarak düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır. Kürdistan partileri hakkında açılmış kapatma davaları düşürülmelidir. Başka bir ifadeyle Kürtler ve Türkiye’deki demokratik muhalefetin kendisini özgürce ifade edebileceği demokratik bir ortam oluşturmalıdır. Ancak böylesi bir ortamda Kürt meselesi ve Türkiye’nin diğer sorunları özgürce tartışılabilir ve buna ilişkin çözüm modelleri geliştirilebilir.
Kürt meselesini n kalıcı çözümü ise daha kapsamlı ve köklü bir değişimi gerektirir. Bunun için en başta ülkedeki tekçi, inkarcı ve şovenist anlayışın terk edilmesi gerekir. Yukarıda ifade ettiğim gibi bu da en başta yeni bir anayasa yapımını gerektirir.
Başka bir ifadeyle Türkiye’nin çok uluslu çok dilli çok kültürlü yapısını esas alan, Kürt halkının ulusal demokratik haklarını anayasal güvence altına alan, Kürt kimliğini tanıyan, Kürtçenin resmi dil ve eğitim dili statüsünü kabul eden bir anayasa yapılması gerekiyor. Bu ise devletten beklenecek bir şey değildir. Kürt halkı bütün renkleri ve katmanlarıyla birleşerek topyekûn bir mücadele ile ulusal haklarına kavuşabilir.
* ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlatmış olduğu savaşın genelde Kürt siyasetine ve özelde ise Rojhelat Kürtlerine etkileri neler olur? Bu savaşta Kürtler nasıl bir pozisyon almalı?
7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e saldırısıyla başlayan ve sonrasında ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşla devam eden süreçte özellikle İran rejimi büyük güç ve egemenlik kaybına uğramıştır. Bu durum aynı zamanda Orta Doğu‘daki Kürt karşıtı düzenin bir ayağının büyük bir darbe yediği anlamına gelir. İran’daki barbar rejim bugün varlık ile yokluk gibi bir sınır çizgisinde bulunmaktadır. Ancak bu durum otomatik olarak Kürtlere özgürlük yolunu açmamaktadır, olsa olsa bundan sonraki süreçte onlara yeni imkanlar doğurur. Son gelişmelerden de gördüğümüz gibi, İran, savaşta aldığı bütün darbelere ve yaşadığı yıkıma rağmen bütün gücüyle Kürtlere, özellikle de Rojhelat Kürtlerine saldırmaya devam etmektedir. Güney Kürdistan da eşzamanlı olarak hem İran’ın hem Irak‘taki Haşdi Şabi güçlerinin yoğun saldırılarına maruz kalmaktadır. Son savaşta İran büyük darbe alırken Kürtler de ciddi risklerle karşı karşıya bulunmaktadır. Özetle İran’ın darbe alması uzun vadede Kürt halkının mücadelesi bakımından yeni imkanlar doğurabilir ama bu bugünden yarına Kürtlere özgürlük yolunu açacağı anlamına gelmez.
Son dönemdeki gelişmeler İran’ın bölge ve dünya barışı için ne kadar büyük bir tehdit olduğunu bir kez daha gösterdi. Mevcut rejim mezhepçi, şoven ve emperyal bir zihniyete sahiptir ve ayakta kaldığı sürece bölgeyi tehdit etmeye devam edecektir. Bu nedenle İran’daki rejimin hemen değilse de mutlaka yıkılacağını düşünüyorum.
İran’daki Kürtlerin yapması gereken, tam da yaptıkları gibi, ulusal ittifaklarını kurmak, bölgesel gelişmeleri yakından izlemek, kısa vadeli hesaplara ve anlık fırsatlara prim vermeden sağduyulu ve akılcı bir mücadele stratejisi izlemektir. Bu alanda yapılacak ikinci şey uluslararası plandaki diplomatik girişimleri kararlılıkla sürdürmektir. Kürt halkının özgürlük mücadelesi için uluslararası desteğe ihtiyaç var. Diğer yandan ABD’nin izlediği günübirlik, istikrarsız ve ilkesiz politika Kürtlere güven vermekten uzaktır. Buna rağmen Kürtler uluslararası diplomatik girişimleri aksatmadan sürdürmeli, bu yöndeki çabaları küçümsememelidir. Bu gün Kürtlerin dünya kamuoyu nezdinde ciddi bir ağırlığı ev etkileme kapasitesinin olduğunu biliyoruz. Ocak ayında Rojava vesilesiyle Kürt halkının ortaya koyduğu küresel direniş bunun açık örneğidir. Kürtlerin diasporadaki söz konusu gücü bugün Rojhelat Kürdistanı için de etkin bir biçimde kullanılmalıdır.
Son tahlilde Kürt halkı haklı davasına ve ulusal birliğine güvenerek uzun soluklu bir mücadeleyi esas almalıdır.
Kesin olan şudur; Kürt karşıtı nizam çözülüyor, eskisi gibi yönetemiyorlar. Kürt halkına karşı giriştikleri vahşi saldırılar, onların güçlü olduklarını değil, çaresizlik ve korkularını gösteriyor. Onların yeri tarihin çöplüğüdür, Kürt halkı ise haklı ve onurlu mücadelesini er geç ulusal özgürlük ile taçlandıracak.
* Son olarak okuyuculara nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.
07.05.2026
Baran Dicle
Rojawelat.me