MHP Lideri Devlet Bahçeli çözüm sürecindeki çıtayı hiç düşürmeden ve kimin ne dediğine de aldırmadan yürüyor. Böylesi süreçlerde hedefe ulaşmanın şartlarından birisi de aldırmaz olabilmektir. Aksi takdirde tarihi kan, ölüm ve acıyla yoğrulmuş bir meseleden dönmek, yorulmak ve pes etmek her zaman ihtimal dahilindedir. Özellikle de sürecin siyasi getirisi garanti değilse… Bahçeli bunları aşmakta kararlı ve her yeni sözüyle de yürüdüğü yolu daha da dönülmez kılıyor. An itibariyle, sürecin yetkilisi ve sorumlusu olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan daha ileride pozisyonunu koruyor. Önceki günkü sözleri dahil her çağrısından Erdoğan’a düşen pay da giderek artıyor. Tabiatıyla sözlerinin bir numaralı muhatabı da Cumhurbaşkanı’dır.
Son açıklaması daha keskin, detaylı, çerçevesi iyi belirlenmiş ve önemli… Bahçeli, “Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönene kadar kararımız net” dedi. Çözüm süreci elbette bundan ibaret değil ama bunlar olmadan bir çözümden bahsedilemez.
Listenin ne anlama geldiğine bakalım…
- Öcalan umuda… Süreç zaten PKK’yı lağvetmesi ve örgüte silah bıraktırması şartıyla Öcalan’a umut hakkı vaadiyle gündeme gelmişti. İktidar böyle bir adıma epeyidir hazır olmalı, kamuoyunun kulağı da alıştı sayılır. Umut hakkı uygulandığında bile Öcalan’ın zaten İmralı’da kalacak olması bu adımı kolaylaştırıyor. Yine de Erdoğan, genel olarak çözüm sürecinin yanında tutum takınmakla birlikte bunun belirsiz siyasi sonuçları olacağı için baştan beri umut hakkı bahsini açmamaya özen gösteriyordu. Meclis Komisyonu bu konuda uzlaştı. Eğer uzlaşma sonuna kadar giderse, Erdoğan’ın kafasındaki “Öcalan’ı serbest bırakan iktidar” olmak kaygısı zayıflayabilir.
- Ahmetler makama… Bırakın çözüm sürecini, standart bir demokraside dahi kayyum uygulaması düşünülemez. Ahmet Türk ve Ahmet Özer birer sembol… Hem iki başkan hem de bu durumda olan bütün belediye başkanlarının pazarlık konusu olmaksızın görevlerine iadesi sağlanmak zorundadır. Halk oyunu reddeden bu uygulama da tarihe karışmalıdır. Bu madde diğerlerine göre daha uygulanabilir görünüyor.
- Demirtaş yuvasına… AİHM birkaç ay önce, Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılmasını isteyen bir karar verdi. Demirtaş, başka bir işlem veya çağrı gerekmeksizin o gün serbest bırakılmalıydı. O da çözüm sürecinin pazarlık maddelerinden birisi asla olmamalı… Ama hala hapiste, bekliyor. Neyi bekliyor? Hakkı, hukuku değil... Çözüm süreci ve devamında oluşacak siyasi denklemde, DEM’in iktidarla ilişki hacmini ve kendisinin seçim sürecinde neye tekabül edeceğinin netleşmesini bekliyor. İktidarın Kürt siyasetinde kafasının en karışık olduğu ve nereye koyacağına karar veremediği Demirtaş’tır. Sıradan bir isim olsa ne hapse girer ne de AİHM kararından sonra orada kalırdı.
Gelgelelim temel meseleye… Bahçeli’nin önerisi veya çağrısı makul ama Öcalan’a umut hakkı verildiği, Kürt siyasetçilerin üzerindeki baskının kaldırıldığı ve hapistekilerin çıkarıldığı denklemde Ekrem İmamoğlu nasıl içeride kalabilir? Herkes çıkacak, Cumhurbaşkanı Adayı İmamoğlu içeride kalacak! İzahı zor bir tablo… Dahası var… AİHM veya Anayasa Mahkemesi kararlarıyla çoktan serbest bırakılmaları gereken Osman Kavala, Can Atalay, Tayfun Kahraman gibi isimler hangi gerekçeyle hapiste tutulabilir? Tutulmaya devam edilirlerse, böyle bir çelişkinin siyasi sonuçları olacaktır. Bunlar da iktidarın kafasını bir hayli karıştırmaktadır.
Bir anlamda Bahçeli, çözüm namına söylediği tek cümleyle Türkiye’nin acil demokratik ve hukuki problemlerine; hatta siyasi geleceğine atış yapmıştır.
Doğrusunu da yapmıştır. Zira, Türkiye’nin demokratik problemlerine dokunmadan ve onları geride bırakmadan çözüm sürecini tamamlamak mümkün değildir.