Amorf stratejiler çağı

Bercan Tutar

ran ve Hürmüz krizlerinin Yemen ve Babulmendep cepheleriyle genişlediği bir dönemde Ukrayna savaşı da yavaş yavaş Avrupa topraklarına ve Rusya'nın iç bölgelerine doğru yayılıyor. Buna Gazze ve Lübnan ile Sudan'daki krizleri de eklediğimizde, geniş bir bölgedeki karmaşanın küresel güçleri karşı karşıya getirmekten ziyade gri bölgedeki mücadeleler şeklinde kronikleştiğini görüyoruz.
Bu gri bölge denilen hibrit mücadeleye örnek bir saldırıyı Rus ordusu önceki gün gerçekleştirdi. Polonya sınırındaki Ukrayna topraklarında seyir halindeki bir yolcu treni insansız hava aracıyla (İHA) vuruldu. O sıra yani vurulan trenin ayrıldığı Ukrayna istasyonundaki başka bir trende eski CIA Direktörü David Petraeus'un bulunduğu ileri sürüldü. Pazar günü gerçekleşen saldırıda İngiltere'nin eski başbakanı Boris Johnson ve diğer yabancı devlet adamlarını taşıyan diplomatik tren hedef alındı.
İstanbul'daki Ukrayna barış sürecini baltalayan eski başbakan Johnson ile birlikte Avrupa güvenlik yetkililerini Kiev'den Varşova'ya taşıyan diplomatik tren, 'Rus saldırı tehdidi' nedeniyle Polonya sınırına yaklaşık iki kilometre uzaklıktaki Yahodin istasyonundan erken kalkmıştı. İddialara göre saldırı sırasında tren Polonya topraklarındaydı. Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha, saldırıyı "Bu, Putin terörünün doğrudan AB ve NATO kapılarını çalmasıdır" dedi.

***

Evet, herkesin birbirinin kapısını 'çaldığı' bir süreçten geçiyoruz. Çünkü gri bölgedeki mücadeleler daha da kızışacak. İsrail ve Batılı ülkeler arasındaki tansiyon da tırmanıyor. Kızıldeniz'in diğer yakasındaki Etiyopya ile Mısır arasındaki tansiyon da yükseliyor. İngiltere'ye karşı ABD ve siyonist lobiler tarafından Falkland Adaları, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda'nın bağımsızlıklarıyla ilgili başlatılan yeni hamleler bize hem rakip bloklar arasında hem de müttefik halkalar içinde amansız bir çatışmanın sürdüğünü gösteriyor.
Küresel bir kapışma veya III. Dünya Savaşı yerine bölgesel krizlerin sertleşeceği ve uzayacağı bir döneme giriyoruz. Çünkü ABD'nin İran'da izlediği emperyal strateji belirleyici oluyor. Bu strateji de "no war no peace/ne savaş ne barış" diye niteleniyor. Yani ateşkes imzalanıyor ama iş kalıcı barış anlaşmalarına gelince süreç tıkanıyor. Gazze'de de olduğu gibi.
Hemen her cephede gördüğümüz bu yeni muğlak statü, çatışmaları ve krizleri kronikleştiriyor. Taraflar güçlerini sabotajlara, suikastlara, altyapı ve enerji tesislerine yönelik saldırılara, ekonomik baskılara, yaptırım ve siyasi ambargolara harcıyor. Haliyle küresel kaosun küresel savaş ihtimalinden daha fazla olduğu bir sürece doğru sürükleniyoruz. Böyle süreçlerde en belirgin şey belirsizliktir.
Bu belirsizlik her açıdan savaşların cepheden uzaklaşıp gri alandaki hibrit mücadeleler düzeyine inerek kronikleşeceğinin ilanıdır aslında. Küçük veya büyük hemen her krizde bu hibritleşmeyi görüyoruz. Bir bakıma "ne savaş ne barış, sürekli gerginlik" diye tanımlanan amorf stratejiler yeni küresel norm hâline geliyor.