Allah taksiratını affetsin

Salih Tuna

Malum çevrelere kendini sevdirmek için kimi zaman kaptırıp gidiyor, "zırvanın" dibini buluyordu.
En sonunda dayanamayıp birkaç kelam etmiştim. Çok değer verdiğim Ayşe Şasa arayıp "Salihçiğim, İlber iyidir..." demişti.
Sonra da anlatmıştı...
İlber Ortaylı'nın bir imza gününde, karşısında kitabını imzalatmak için suhuletle bekleyen merhum Tuğrul İnançer'i fark eder etmez büyük bir ihtiramla ayağa kalkıp elini öpmeye yeltendiğini yıllar sonra izleyince, "İlber iyidir..." sözünün künhüne vardım.
Geçen gün de sevgili dostum MSÜ Rektörü Erhan Afyoncu, "Allah ile kul arasında olan ve başka kulların da haberdar olmasının gerekli olmadığı çok güzel hasletlere sahipti..." dedi. Buna örnek olarak da 2005'te Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü tayin edilince ilginç bir âdet başlattığını; ramazan ayında Topkapı Sarayı'nda görev yapmış ağalar, cariyeler ve diğer hizmetliler için hatim okuttuğunu, kendisinin de 50 Yasin-i Şerif adadığını dile getirdi.
Belki Fatih Altaylı'nın da buna benzer "hasletleri" vardır. Hatta Celal Şengör birilerinin hacı masraflarını karşıladı deseler bile şaşmam. (Nice anlı şanlı oyuncular, tiyatrocular bilirim; anlatsam Celal Şengör farazası yanında sönük kalır.)
Yine de vezir, şehzade, padişah yerine "çalışanları" mezkûr şekilde yâd etmesi bana sorarsanız merhametinin göstergesiydi.
İlber Ortaylı'yı en son Ayşe Şasa'nın Fatih Camii'ndeki cenaze namazında gördüm. Sonraki yıllardaki (akademik bakımdan) "düşüşünü" de esefle izledim.
Gerçi benim "düşüş" dediğim onun için "yükseliş" süreciydi. O kadar ki popüler tarihçiliğin önde giden ismi olmakla kalmamış, kimi ürünlerin reklam yüzü de olmuştu.
Lakin benim "düşüş" tesmiye ettiğim, Fatih Altaylıların ve Celal Şengörlerin duymak istediği cevapları verme gayretiydi...
Her şeyi bilen adamdı.
Bilmediğini veya emin olmadığını dile getirdiği herhangi bir konuya hiç rastlamadım. Bazı şeyleri yanlış bilse de öyle bilgiçlikle dile getiriyordu ki o yanlışla ilgilenmenin imkân ve ihtimali yoktu.
Bu onun en büyük illüzyonuydu.
Malumatfuruşluğu dünya çapındaydı. Bu özelliğini göstermeyi de çok severdi. Saatlerce konuşur ama sadra şifa hiçbir şey söylemezdi.
Hâliyle ondan öğreneceğiniz tek şey allame oluşuydu. Reyting insanı olmayı o kadar içselleştirdi ki "İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı" gibi eserler vereceğine "Bir Ömür Nasıl Yaşanır?" gibi kitapçıklarla adeta yaşam koçluğuna soyundu.
Doğu Perinçek'in "meddah" benzetmesi cuk oturdu.
Lakin gölge oyunundaki ikonik söz misali; en sonunda "perdeyi yıkıp eyledi viran."
Gazze'de soykırım başladığı dönemde "Eskiden Filistinli demek, arazi satıp yaşayan insan demekti..." dedi.
İlber Ortaylı benim için o gün ölmüştü zaten. Hatta, Erhan Afyoncu'nun naklettiği Topkapı Sarayı çalışanlarını yâd etme şeklinin merhamet göstergesi olduğuna dair kanaatim de yıkılıp gitti.
Canım ablacığım Ayşe Şasa mahut sözüne muttali olsaydı, kuvvetle muhtemel "İlber, iyi olmaktan istifa etti..." derdi.
Allah taksiratını affetsin.