Ali Laricani: Devletin aklı, devrimin nabzı

"Bedenler gitse de geride kalan miras, özellikle tutarlı bir vizyon üzerine inşa edilmişse kalıcıdır. Yine de Laricani, büyük dönüşümlerin yaşandığı bu çağda, sebat ile yenilenmeyi, akıl ile duyguyu aynı potada eritebilen nadir bir devlet adamı modeli ola

Hasan Haydar - El-Ahbar gazetesi 

Devrimlerin tarihsel akışında sadece kıvılcımı ateşleyenler değil; süreci sessizce yöneten, fikirle gerçeklik, akide ile siyaset arasındaki hassas dengeyi kurabilen figürler öne çıkar. Tecrübeyle yoğrulan ve bıraktığı derin izlerle tanınan Ali Laricani, işte bu nadir şahsiyetlerden biriydi.

3 Haziran 1958'de Necef'te doğan Laricani, İslam Devrimi ruhunun iliklerine kadar hissedildiği dini bir iklimde yetişti. İnancın, hayatın her karesiyle iç içe geçtiği baba ocağında, entelektüel ve siyasi sorumluluk bilincini erkenden kazandı.

Matematik ve hesap sanatlarındaki mahareti, siyasi düşünce yapısına da sirayet etmişti; uluslararası denklemleri tıpkı rakamlar gibi hassasiyetle, sabırla ve tüm olasılıkları görerek ele alırdı.

Bu yaklaşımı Batı felsefesi eğitimiyle tahkim ettiğinde, Avrupa zihniyetini içeriden çözümleme kabiliyetine ulaştı. Avrupa "Troykası" ile yürüttüğü müzakerelerde sadece bir siyasi temsilci değil, muhataplarının arka planını kavrayan derinlikli bir müzakereci olarak belirdi.

Mizacındaki sükunet bir zayıflık değil, güç enstrümanıydı. Onun dünyasında sessizlik düşünme alanı, ölçülü bir tebessüm ise ilan edilmemiş mesajların iletendi.

Laricani, gürültülü demeçlerin ve fevri çıkışların dünyasında az konuşmayı, isabetli ifadeyi ve derin etkiyi seçti. Avrupalı liderler, ondaki bu özgünlüğü fark ederek kendisini "zor görevlerin adamı" olarak tanımladı.

Laricani'nin en belirgin vasıflarından biri de iç siyasette hiçbir akımın esiri olmamasıydı. Tamamen hiçbirine ait olmaksızın hem reformistler hem de muhafazakarlar nezdinde kabul gördü.

Bu istisnai konum onu tek başına bir "ekol" haline getirdi; ittifaklara sığmayan, kriz anlarında sivri köşeleri yontan ve gerilimi emen rasyonel bir merkez olarak görüldü.

Medya alanındaki on yıllık tecrübesi, karmaşık fikirleri sade bir dille aktarma ve doğru zamanda müdahale etme yetisini kazandırdı. Ancak siyasi hayatındaki en büyük sıçrama, İslami Şura Meclisi Başkanlığı döneminde yaşandı.

Özellikle 2015 yılındaki nükleer anlaşma müzakerelerinde İran'ın karşılaştığı en çetin sınamalarda doğrudan sorumluluk üstlendi.

O dönem bazı kesimler tarafından hükümetle fazla yakın olduğu gerekçesiyle eleştirilse de Laricani meseleye daha geniş bir pencereden, "tarafın değil devletin çıkarı" zaviyesinden bakıyordu. O, sadece bir yasa koyucu değil, iç politika mühendisi ve kriz yönetimi lideriydi.

Parlamento safhasından sonra karar merkezine en yakın danışmanlık makamına geçerek 47 yıllık birikimini ulusal güvenlik meselelerine hasretti. Onun yokluğu sadece organizasyonel bir eksiklik olarak görülemez; asıl kayıp, derin kavrayış ile siyasi esnekliği birleştiren o zihnin gidişidir.

Bu zor denklem, kendisini Körfez ülkeleriyle ilişkilerin yeniden düzenlenmesinde ve İran ile çevresi arasındaki kültürel bağların tesis edilmesinde göstermişti.

Bu bağlamda, Laricani'nin hedef alınması, bölgesel ilişkilerde denge kurma çabalarına vurulan önleyici bir darbe olarak okunabilir. Onun gibi bir şahsiyetin varlığı, özellikle mevcut konjonktürde Körfez ile diyalog kapılarını aralayabilir ve mutabakatları gerçekçi temellere oturtabilirdi.

Bu durumun İsrail'in hesaplarıyla uyuşmadığı açıktır. Bu saldırı, bölgenin geleceği ve İran ile kurulacak ilişkinin niteliğine dair daha derin bir çatışmanın yansımasıdır.

Tarihi liderlerin hedef alınması sistemi zayıflatmak yerine, yeni nesilleri devrimin temel ilkelerine daha sıkı bağlayarak dayanışmayı artırabilir.

Bedenler gitse de geride kalan miras, özellikle tutarlı bir vizyon üzerine inşa edilmişse kalıcıdır. Yine de Laricani, büyük dönüşümlerin yaşandığı bu çağda, sebat ile yenilenmeyi, akıl ile duyguyu aynı potada eritebilen nadir bir devlet adamı modeli olarak hafızalarda kalacaktır.

Hamenei: Laricani’nin katilleri bedelini ödeyecek

İran Lideri Mücteba Hamenei, iki gün önce Tahran’da düzenlenen İsrail hava saldırısında oğluyla birlikte şehit olan Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Başkanı Ali Laricani için taziye mesajı yayımladı. Laricani ailesine gönderdiği mesajda düşmanın bu kanın bedelini ödeyeceğini vurgulayan Hamenei, şu ifadeleri kullandı:

"Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Başkanı ve bu konseydeki liderlik temsilcisi Sayın Doktor Ali Laricani'nin, değerli oğlunun ve çalışma arkadaşlarının şehadet haberini derin bir teessürle aldım. Kendisi siyasi, askeri, güvenlik, kültürel ve idari alanlarda çeşitli tecrübelere sahip; ileri görüşlü, zeki, bağlı ve alim bir şahsiyetti. İslam sisteminin farklı kademelerinde üstlendiği yaklaşık elli yıllık görev süresi, onu müstesna bir figür haline getirmiştir. Şüphesiz böyle bir şahsiyete düzenlenen suikast, kendisinin önemini ve İslam düşmanlarının ona duyduğu kinin derecesini göstermektedir. İslam düşmanları bilsin ki, İslam sisteminin köklü ağacına akıtılan bu kanlar onu daha da güçlendirecektir. Elbette her kanın bir bedeli vardır ve bu aziz şehitlerin canına kıyan cani katiller bu bedeli yakında ödeyecektir."

Çeviri: YDH

MAKALELER Haberleri

Trump'ın B planı: İran'ın uranyumunu çalmak!
Sürecin Karakteri ve İkinci 27 Şubat Açıklaması
İran ve Türkiye’nin Yazgısı Üzerine Uzun Bir Not
Silahın Vesayeti, Siyasetin İmkânı
Anadili, Eğitim, Etik ve Suç!