Bir kısım çevreler, ABD donanmasının kuvvetli bir kısmının ana kıt’adan yola çıkmasına işâret ederek ,ABD-İran savaşının üçüncü perdesinin yakın olduğunu iddia ediyor. Bununla , ABD’de 3 Kasım seçimlerinden evvel Ortadoğu’nun yeniden sıcak bir savaşa sahne olacağı imâ veya ifâde edilmiş oluyor. Sebep olarak, Trump’ın gerileyen oy oranlarını yeniden kazanma hamlesi işâret ediliyor. Yâni, seçimlerde başarılı olmak için Trump’ın bir başarı hikâyesine ihtiyâç duyduğunu; bunun da ancak İran’ın yeniden ağır bir şekilde vurulmasını icap ettirdiğini vurguluyorlar. Evet, zayıf da olsa bu bir ihtimal. Kesin bir dille reddedilmesi zor görünüyor. Trump’ın tutarsızlıkları nazar-ı dikkate alındığında buna şaşırmamak da yerinde olur. Hatırlayalım, Trump , saldırı emrini, müzâkereler devâm ederken vermekte beis görmemişti. Şimdilerde , Kasım seçimlerinden evvel bir saldırıyı düşünmediğini ifâde ediyor. Dünyâ kamuoyu Trump’ın lâflarına güvenmemeyi öğrendi. Trump bu; yapar mı, yapar.
Doğrusu ben yine de Kasım seçimlerinden evvel ABD’nin İran’a saldıracağı fikrine pek de iştirak edemiyorum. İlk iki perdede , bilhassa ilkine göre daha uzun devâm eden ikinci perdede ABD , mühimmatlarının ve savaş âletlerinin hatırı sayılır bir kısmını kaybetti. Bunların telâfisinin bugünden yarına halledilmesi mümkün görünmüyor. Dahası, onca ağır bombardımana rağmen İran’da arzu edilen netice alınamadı. Kesif ve tesirli bir kara harekâtı yapılmadan alınabileceği de yok. Bu ihtimâl ise son derecede riskli duruyor. İran ,Irak’a benzemiyor. Aklı başında olan otoriteler , ABD’nin, eğer bu yolu tecrübe ederse çok ağır bir hezimet yaşayacağını maddi temelleriyle anlatıyor. Esâsen, savaş daha başlamadan Trump’a verilen raporlar da bu istikâmetteydi. Ama başına buyruk Trump onları dinlemedi. Şimdi de dinlemeyebilir. Diğer taraftan başka başka âmiller Trump’a geri adım attıracak mâhiyette işliyor. Benim,3 Kasım evvelindeki bir saldırı ihtimâlini devre dışı tutmamın sebepleri de burada yatıyor. .
Trump, ekonomik mânâda son derecede haris ve menfaatperest bir insan. Onu azdıran ve durduran sebepler veyâ sâikler de daha çok bunlar. Ekonomik çıkar kokusunu aldığında azgınlaşıyor. Gözü başka bir şey görmüyor. Diğer değişkenleri umuruna koymuyor. Venezüela’da petrol kokusunu aldı. Maduro’yu paketleyip kaçırdı ve komprador unsurlarla işbirliği yaparak Venezüela’nın kaynaklarına kondu. Bu başarı onu bir misli daha azgınlaştırdı. Aynı kokuyu İran’da aldı ve Venezuela başarısının verdiği esriklikle saldırdı. Ama bu defâ fena tosladı. Hâsılı , Trump, evet, keskin bir ekonomik bir zekâya sâhip; ama bunun akıl ile bir alâkası yok. Hata yapıyor. Ancak hatâlarının somut neticeleriyle karşılaşınca ayılıyor. İran husûsunda da bu sarkaç çalışmış görünüyor. Dimyâta giderken eldeki bulgurdan olmak hâli bu. İran’ın kaynaklarına konacağının hayâlini kuruyordu. Neticede , savaşın dünyâdaki enerji fiyatlarını patlatacağı âşikârdı. Gûya bunun hesâbını da yapmıştı. Bu artışın ABD’li tüketicileri vurmasına mâni olmak için kendi “zengin” rezervlerini devreye sokacaktı. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Savaşın arzu edilen seviyede seyretmemesinin ve ABD’nin aleyhine uzaması neticesinde ABD’nin bilhassa dizelde olmak üzere kendi rezervleri 1982 seviyelerine geriledi. ABD’deki petrol fiyatları ı fırladı ve bu da doğrudan ABD’li tüketicileri vurdu. Trump’a ve Cumhûriyetçi Parti’yer verilen desteğin hızla azalmasına yol açtı. Hatırlayalım; o panikle ABD, dizel ihrâcatını kısma karârını verdi.
Enerji arzının daralması ve fiyatlarının artması, elbette dünyâ üretimini de doğrudan yâhut dolaylı olarak tesiri altına alıyor.Trump’ı destekleyen başat kuvvetin petrol şirketleri olduğunu biliyoruz. Elbette onlar fiyat artışlarından besleniyor; büyük kârlar elde ediyorlar. Ama bunun kısa vâdeli olduğunu unutmamak lâzım gelir.
Bu çılgın mâcerada ABD’nin kayıpları bunlarla bitmiyor. Körfez’de kurmuş olduğu ve bugünlere kadar işleyen tezgâh artık büyük bir yara aldı. Bahsettiğim sâdece ABD’nin Ortadoğu’daki güvenirliğinin yerlerde sürünmesi ile mahdut değil. Çark zarar gördü. Körfez’deki mâli akışkanlığın bozulması, ABD’yi ayakta tutan ve kalbî bir ehemmiyeti hâiz dolaşımları da sekteye uğratıyor. Kaynakları azalan Körfez devletleri ABD tahvillerini almakta zorlanmaya başladı. Eğer bu akış azalırsa ,ABD’nin küresel işlerine destek veren tahvil alımları da tehlikeye düşeceği âşikâr görünüyor. Yâni ABD, tahvil çıkarmakta ve borçlanmakta son derecede zorlanacak.
Merhûm Nurettin Topçu , seneler evvel zekâ ve akıl arasındaki kritik farka işâret eden son derecede tesirli yazıları kaleme almıştı. Bunları okuyanların, zekânın kısa vâdeli kazançlar temin ederken, orta ve uzun vâddede ne büyük tahribatlara sebep olacağı hakkında bir fikri olur. Zekâ ,aklın hâkimiyetinde işlemezse kaçınılmaz olarak bir dar görüşlülüğü doğurur. Trump’ınki tam da buna bir misal teşkil ediyor. Evet, Trump keskin bir ekonomik zekâya sâhip olabilir; ana akıldan nasibini almadığı da bir o kadar âşikâr.
ABD’nin 4 Kasım seçimlerinden evvel İran’a yeniden saldırması tam bir akılsızlık olacaktır. Ama pratik ve somut meselelerin Trump ve ekibini muhtemelen kendilerine getirmiş olmalıdır. Nitekim Trump’ın Putin’in kapısını çalması ve Witkoff’un Ukrayna’yı baskılamasını bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.
ABD-İran defteri tabiî ki kapanmadı. Üçüncü perde er geç yaşanacak. Endişem, sıkışan ABD’nin taktik nükleer bir saldııya başvurması ihtimâlidir. Zor görünüyor; lâkin kesin bir ifadeyle “olmaz” diyemiyoruz. Bundan daha kuvvetli olan ihtimâl ise tekmil Ortadoğu’yu bir savaşa sürmek..İkinci ihtimâl daha yakın ve daha endişe verici geliyor bana.
Memleketimizin ahvâlini; hem dâhili hem de hârici mânâda bu çerçeve kuşatıyor. Ekonomimiz, kendisine has kırılganlıklar sebebiyle hakikaten de zorlu günler yaşıyor. Bu zaaf , Ankara’yı Trump’ın mâceralarına çekmemeli. Bir fon rezâleti yaşıyoruz. Memleketimiz bu kadar sıkışırken kendi şahsî menfaatleriyle gözü dönen ve insanlıklarını bir tarafa bırakıp köpek balığı hâline gelenler vatana ihânet ediyor. Vakit, aklımızı başımıza alıp derlenmek ve toparlanmak zamânı.