İslam âlemi olarak yine ateş yağmuru altında bir Ramazan bayramını idrak ediyoruz. Yine de tüm Müslümanların ve tüm İslam âleminin mübarek Ramazan bayramlarını tebrik ederek söze başlayalım. Yüce Allah bizleri mutluluk ve sevinci gerçek anlamıyla yaşayacağımız, üzerimize gökten füzelerin yağdırılmadığı, güven içinde geçireceğimiz bayramlara kavuştursun.
2003 yılında Irak’ı işgale gelen haçlı orduları Ramazan bayramında attıkları füzelerin üzerine “bayram hediyesi” yazılarını yazmışlardı. Ama ne yazık ki Müslüman toplumlar olarak o günleri çok çabuk unuttuk! Oysa unutmamalıydık. Dün Bağdat’a “bayram hediyesi” diye füze fırlatan zihniyet ile bugün Tahran’ı bombalayan zihniyet aynıdır. Ama ne yazık ki dün “Saddam zulmünü devirme” hesabıyla, Bağdat’a füze atanlarla arka planda işbirliği yapanlar, onların bir gün Tahran’ı da bombalayabileceklerinin hesabını yapamadılar. İslam âleminin geçmişte yapılan hataları artık görmesi ve tekrar etmemesi gerekir. Bizim için yanlışlar değil doğrular mesnet oluşturmalı.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Müslüman kimliğimizi unutup coğrafi ve etnik kimlikler üzerinden parçacıklara ayrılmak suretiyle izzetimizi ve gücümüzü kaybetmemiz haçlı ittifaklarının İslam coğrafyasını uzaktan kumanda edilen işbirlikçi rejimlerle kontrol etmesine imkân sağladı.
İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkan küresel güçlerin gerçekte dünya egemenliği tesis etmek amacıyla Birleşmiş Milletler adını verdikleri bir uluslararası kurum kurmasıyla haçlı zihniyetinin İslam’a ve İslam âlemine yönelik savaşının son bulduğu yanılgısına düşmek suretiyle de kendi aramızda işbirliğini değil haçlı ittifaklarıyla işbirliğini öne almamız bizi her yönden, en başta da fikri ve ekonomik yönden kuşatmaya almalarına fırsat verdi.
Ama biz yine de ümitsiz ve karamsar değiliz. Geleceğe her zaman ümitle baktık ve bakmak zorundayız. O yüzden haçlı-siyonist ittifakının İran’a yönelik son saldırısında hesaplarının tutmamasıyla ilgili tespitlerimizi aktarmaya devam ediyoruz.
2003’te Irak işgali için uluslararası çapta ittifak kuran, hatta Arap ülkelerinin önemli bir kısmını arkasına alan, bazı İslam ülkeleriyle de perdelerin arkasında işbirliği yapan ABD bu kez Avrupa ülkelerinden ve NATO’dan destek isteyince; “Hayır! Biz bu işte yokuz! Bu bizim savaşımız değil!” cevabı aldı. Bu olay, siyonist işgale sahip çıkmayı önemseyen evanjelist kesimle, diğerleri arasında önemli bir çatlağa işaret ediyor.
Bu çatlağın arkasında pragmatist hesapların yer aldığını düşünüyoruz. Bugün Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğu her ne kadar siyonist vahşete arka çıkma konusundaki siyasi tutumunu muhafaza ediyor olsa da yakın gelecekte bu kanserin kendilerine de zarar verebileceğini ve çok fazla büyütülmesinin sakıncalı olacağını fark etmiş olmaları mümkündür.
Diğer taraftan, ABD’nin narsist başkanı her ne kadar kendisine kapıyı gösteren NATO ve Avrupa ülkelerine; “Zaten size ihtiyacımız kalmadı! İran ordusunun çoğunu imha ettik!” diyorsa da realite hiç de öyle değildir. Böylesine kapsamlı ve riskli bir savaşta yalnız bırakılmak evanjelist-siyonist ittifakını ciddi şekilde zorlayacaktır.
Diğer yandan bu savaş İran açısından bir ölüm kalım savaşı niteliğinde olduğundan, teslim olmama, gücünü ve saldırganları zorlayacak tüm alternatifleri kullanma konusundaki ısrarlılığını sürdürecektir.
Kendisine olumsuz geri dönüşünün olacağını bilmesine rağmen, dünya piyasaları için büyük önem arz eden petrol tesislerini vurması bu yüzdendir. Siyonist işgalcilerin İran’ın tesislerini vurması karşısında, İran’ın ABD’deki tesisleri vurma imkanı olmayınca o da ABD ve Avrupa ekonomisi açısından büyük önem arz eden tesisleri vurma yoluna gitmektedir. Bu şartlarda İran’dan savaşın hukukuna riayet etmesini beklemek boşunadır. Bunu bekleyenlerin önce siyonist katilleri ve Trump’ı buna zorlamaları gerekir.
Bu konuda daha söyleyebileceğimiz çok şey var. En azından bir kısmını söyleyebilmek için müteakip yazımızda da devam etmemize müsaade edin.