1. YAZARLAR

  2. Hakan ALBAYRAK

  3. Züccaciye dükkânına giren fil
Hakan ALBAYRAK

Hakan ALBAYRAK

Yazarın Tüm Yazıları >

Züccaciye dükkânına giren fil

A+A-

 

Sen misin ‘Alman hükümeti camilere yönelik saldırıların bir terör meselesi olduğunu tespit ve ilan etmeli ki bu furyanın önüne geçmeyi mümkün kılacak bir atmosfer oluşabilsin’ diyen?

 

Yeni İçişleri Bakanı -geçen Salı gününe kadar Bavyera merkezli CSU (Hıristiyan Sosyal Birliği) Genel Başkanı ve Bavyera Başbakanı- Horst Seehofer, bu sıfatla basına verdiği ilk beyanatta İslam’ın Almanya’ya ait olmadığını söyleyerek yangının üstüne körükle gitti.

Böyle bir ortamda bu lafı etmek için ya fena halde basiretsiz veya fena halde kötü niyetli olmak lazım.

***

Seehofer’in seleflerinden Wolfgan Schäuble, 2006 yılında düzenlenen Alman İslam Konferansı’nın açılışında yaptığı konuşmada “İslam, Almanya ve Avrupa’nın parçasıdır” (“…der Islam ist Teil Deutschlands und Europas”) demişti.

2010 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Christian Wulff, Schäuble’ye “İslam da Almanya’ya ait” (“Auch der Islam gehört zu Deutschland”) diyerek katılmıştı.

2015’te Başbakan Angela Merkel, “Bu böyledir. Ben de aynı görüşteyim.” (“Das ist so. Dieser Meinung bin ich auch.”) açıklamasıyla, Wulff’u desteklemişti.

Merkel, son genel seçimlerden önce katıldığı bir televizyon programında da İslam’ın “artık tartışmasız bir şekilde” (“inzwischen unzweifelhaft”) Almanya’ya ait olduğunu vurgulamıştı.

Neredeyse 60 senedir Almanya’da yaşayan ve bugün sayıları 4,5 ilâ 5 milyonu -Almanya nüfusunun aşağı yukarı yüzde 5’ini- bulan Müslümanlara hak ettikleri ‘kurumsal’ değerin en üst düzeydeki Alman devlet erkânı tarafından verildiği intibaını uyandıran ümit verici sözlerdi bunlar.

Ne yazık ki Seehofer bu sözlere hiçbir zaman katılmadı.
Şimdiye kadar doğrudan itiraz da etmemişti ama.

2015’te Merkel’in açıklaması hakkında ne düşündüğü sorulduğunda, bu tür beyanlar üzerine tartışmak istemediğini ifade etmişti.

Bununla beraber, Bavyera bölgesinin “Hıristiyan-Yahudi köklere dayanan yüzlerce yıllık bir gelenek”e sahip olduğunu -o bölgede yaşayan yüz binlerce Müslüman’ın konumuna dair bir şerh düşmeden- belirtmek suretiyle, rahatsızlığını hissettirmişti.

Yabancı düşmanlığı ile öne çıkan AfD’nin (Almanya İçin Alternatif) Bavyera’da CSU’nun 70 yıllık ezici üstünlüğünü tehdit etmesinin de etkisiyle, ağzındaki baklayı nihayet çıkardı Seehofer; Bild Gazetesi muhabirinin “İslam Almanya’ya ait mi?” sorusuna yekten “Hayır. İslam Almanya’ya ait değil.” ("Nein. Der Islam gehört nicht zu Deutschland.”) cevabını verdi.

Sözlerinin devamından anlıyoruz ki, Seehofer “Hıristiyan-Yahudi kökler”in Yahudi kısmını da kaldırmış: “Almanya Hristiyanlıkla yoğrulmuştur. Pazar tatili, Paskalya, Hamsin ve Noel gibi dini yortu ve ritüeller bunun parçalarıdır.”

Sağ olsun, lütfedip "Bizimle birlikle yaşayan Müslümanlar tabii ki Almanya'ya aittir” de demiş; “fakat kendi gelenek ve adetlerimizden vazgeçerek başkalarını dikkate almak yanlış olur" dikenini batırmayı ihmal etmeden! Sanki kendi gelenek ve adetlerinden vazgeçmeleri isteniyormuş, Müslümanlar onları buna zorlamaya çalışıyormuş gibi.

Seehofer, PEGİDA (Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar) gibi ‘Topraklarımızı işgal eden Müslümanlar kültürümüzü tehdit ediyor’ diyecek kadar ileri gitmese de, onunla aynı değirmene su taşıyor.

***

Almanya tabii ki Hıristiyan kimlikli bir ülkedir.
Bu hakikatin ifade edilmesini yadırgayacak değilim.

Ne var ki, Hıristiyan kimlikli Almanya’nın başka dinleri -bilhassa İslam’ı- içeremeyeceği anlayışına saygı duymak, “Millet Sistemi” marifetiyle Hıristiyan mezheplerini ve Yahudiliği resmen bünyesine alan -onları kendine ait kılan- Osmanlı Devleti’nin medeniyet mirasından nasiplenen Müslümanlar için kesinlikle mümkün değil. (Her dinî topluluğun kendi iç hukukuna sahip olmasını da öngören “Millet Sistemi”nin Federal Almanya Cumhuriyeti’ne uyarlanmasını beklemiyorum tabii; sadece, meseleye bir de o sistemin ışığı altında bakmayı öneriyorum. Bu arada, o ışıktan nasiplenmeyen Müslümanların varlığını da inkâr etmiyorum.)

Tartışmanın tarihî, kültürel ve felsefî boyutu bir yana; Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer, böyle bir dönemde bu şekilde konuşarak, camilere saldıran PKK’nın istifade ettiği –dünkü yazımda bahis konusu olan- psikolojik zemini güçlendirmiş, teröristlere bir nevi moral destek vermiş oldu.

Almanya’nın dört bir yanında camilerin ateşe verildiği bir dönemde bu şekilde konuşmanın sakıncalarını idrak edemeyen -veya umursamayan- Seehofer’in iç işleri bakanlığı, züccaciye dükkânına giren fil misali olacağa benziyor.
Achtung!

***

Güzel haber: Seehofer’in mezkûr ifadeleri Alman siyasetinde genel olarak olumsuz karşılandı.

CDU (Hıristiyan Demokrat Birliği) Genel Başkanı ve Başbakan Angela Merkel, dün Berlin’de İsveçli mevkidaşı Stefan Löfven ile düzenlediği ortak basın toplantısında, Almanya’nın gerçekten de Hıristiyanlıkla -ayrıca Yahudilikle de- yoğrulduğunu ve fakat Almanya’da artık dört milyon Müslüman’ın yaşadığı gerçeğinin göz ardı edilemeyeceğini belirtip, “Bu Müslümanlar da Almanya’ya ait ve aynı şekilde onların dini olan İslam da Almanya’ya ait” diye konuştu.

Alman parlamentosu Bundestag’ın Sol Parti’li başkanvekili Petra Pau, Seehofer’in sözlerini “saçmalık” (“Unsinn”) diye niteledi.

Yeşiller Partisi’nden Jürgen Trittin, Seehofer’in şahsında Hıristiyan Sosyal Birliği’ni -Bavyera’da gelecek Ekim ayında yapılacağı ilan edilen eyalet parlamentosu seçimlerine atfen- “AfD için seçim kampanyası” yapmakla suçladı.

FDP (Hür Demokrat Parti) Genel Başkanı Christian Lindner’in Seehofer’e tepkisi de kayda değer: “Ne İslamî geleneklerin devralınmasını talep eden var ne de Hıristiyanlık devlet dini.”

Önceki ve Sonraki Yazılar