1. YAZARLAR

  2. Ali Bilmez

  3. Zan ve Zaman Arasında Kalan Yüzümüz
Ali Bilmez

Ali Bilmez

Yazarın Tüm Yazıları >

Zan ve Zaman Arasında Kalan Yüzümüz

A+A-

 

Yüzsüz, Yüzü pek, Yüzü ak, Yüzü kara, Yüz bulmak, Yüz sürmek, Yüzü olmamak, Yüzü kızarmak, Yüzünden okumak… ve daha nice söz, deyiş, deyim. İnsanın diğer insanlarla iletişimin neredeyse tamamı yüzü ile gerçekleşir/di. İşiten kulak, konuşan ağız, gören göz… Hepsi yüzüdür insanın ve yüzündedir. Belki de bu sebepledir ki insanı tanımlayan bunca söz ve ifade, yüz ile vücut bulmuştur. Ancak günümüzde gelişen teknolojik imkanların etkisi ile insanların iletişim şekilleri değişti ve yüzün iletişimdeki rolü gittikçe azaldı, azalıyor. Her ne kadar ağızdan dökülen sözlerin hala muhatap bir kulağa ihtiyacı zaruri ise de araya giren mesafe ve elektro manyetik alanlar bu sözlerin ifade elbisesine bürünmesini namümkün hale getirmiştir. Yüzün ifadeden mahrum kaldığı bu durum ne yazık ki beraberinde istenmeyen birçok hasleti de kolay edinilir veya terk edilir kıldı. Bunların en başında ise Sû-i zan ve Hüsn-ü zan kavramlarının hayatımızdaki yer ve değerinin gittikçe azalması olmuştur, olmaktadır sanırım.

Müslümanların ahlaki hasletler zaviyesinde üzerinde farz olan iki kavram, iki olgudur. Sû-i zandan kaçınmak ve Hüsn-ü zan ile hareket etmek. Hepimiz muhakkak biliyoruz bu kavramların anlamlarını ve önemini. Ancak Asr suresinde Yüce Rabbimizin buyurduğu üzere zaman zaman birbirimize hatırlatmak ile de mükellefiz. Gelin birlikte öncelikle bu kavramların tanımlarını hatırlayalım.

Sû-i zan ve Hüsn-ü zan nedir?

Zan, “sanmak, tahmin etmek” mânâsına gelir. Hüsn-i zan, “kesin hüküm bulunmayan bir şeyi iyiye yorumlamak, iyiye de kötüye de yorumlanabilecek bir işe, güzel yönünden bakmak” demektir. Bunun zıddı Su-i zan olup “kesin hüküm bulunmayan bir şeyi kötüye yorumlamak, her şeye menfi yönden bakmaktır.”

Hüsn-ü zan; iyi kanaat beslemek, karşındaki hakkında iyi şeyler düşünmek demek.

Sû-i zan; kötü olduğunu düşünmek, hakkında negatif düşünmek demektir.

İnsanı su-i zanna sevk eden en önemli sebep, kendi mizacının bozukluğu yahut kendi hayat düzeninin çarpıklığıdır. Daima karşısındakileri aldatan bir insan, herkesin sözlerini şüphe ile karşılar ve her işin altında bir hile, bir oyun arar. Aynı şekilde bunu hüsn-i zan için de tersinden düşünebiliriz. Çevresindekilere, muhataplarına her daim faydalı olmaya çalışan, söz ve fiillerinde doğruluktan şaşmayan insan, kendisine karşı işlenen fiil ve söylenen sözlerde de hep bir doğruluk ve güzellik arar.

Yüz yüze iletişimin zayıfladığı bu zamanda maalesef insanların birbirleri hakkında daha rahat ifadelerde bulunduklarını, onlar hakkında daha kesin kanaatler ifade ettiklerini müşahede etmekteyiz. Kendi hayatlarımız da şahittir ki yüzüne söyleyemediğimiz birçok şeyi, muhatabımızın sosyal medya profiline yazabiliyor, söyleyebiliyoruz. Hakeza bir kişinin herhangi bir sözünden yola çıkarak onun hakkında kanaat sahibi olabiliyor, tanımlamalar ve etiketlemelerde bulunabiliyoruz. İşte tüm bunlar sû-i zan ve hüsn-ü zan kavramları ile hayatımızda olması gereken hassasiyetlerin zayıfladığına işaret etmektedir.

Zan ile alakalı olarak gelin birlikte ve yeniden Kur-an’a ve Peygamber efendimiz Hz. Muhammed’e (s.a.s) kulak verelim.

“Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tövbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.” Hücurât Sûresi, 12. Ayet.

“Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.” En'am Suresi, 116. Ayet.

“Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, haktan yana hiçbir yarar sağlamaz.” Necm Suresi, 28. Ayet.

Enes b. Mâlik anlatıyor: “Resulullah (sav) bana dedi ki, "Evlâdım! Eğer kalbinde hiç kimseye karşı hile olmadan sabaha ve akşama erişmeyi başarabilirsen bunu yap. İşte bu benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimi yaşatırsa beni sevmiş olur, kim de beni severse cennette benimle birlikte olur."

(T2678 Tirmizî, İlim, 16)

Sanırım şunu da ilave etmekte fayda olacaktır. Her işinde olduğu gibi Müslüman zan ederken de ferasetli olmak durumundadır. Zira ne insanlara körü körüne teslim olan bir anlayış ne de bütün insanları kötü yapan, kötü düşünen ön yargılı anlayış mü’mince değildir. Hüsn-ü zan beslemek, iyi kanaat sahibi olmak kadar muhatap olduğumuz insanlar ile münasebetlerimizde tedbirli olmakla da mükellefiz. Örneğin söz verir, söz tutar, söz alırız. Ama işlerimizi yazıya da dökeriz. Bu, muhataba olan şüphemizden değil, ölümlü ve unutkan bir varlık olan insana saygımızdan ötürüdür.

Rabbim hüsn-ü zan ile muamele etmeyi ve muamele görmeyi cümlemize nasip etsiz. Bizleri her türlü sû-i zandan muhafaza buyursun.

Selam ve muhabbetle.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum