1. YAZARLAR

  2. Nihat GÜR

  3. Zaman ve Mekanı Doğru Okumak
Nihat GÜR

Nihat GÜR

Yazarın Tüm Yazıları >

Zaman ve Mekanı Doğru Okumak

A+A-


Zaman ve mekan, hangisinin varlıkla ilgisi ve ilişkisi daha açık ve kolay anlatılabilir ve ya anlaşılabilir? Mekânın zamandan daha kolay anlaşılacağı zannedilir. Varlık ile mekan arasındaki ilişki, varlık ve zaman arasındaki ilişkiden daha somuta indirgenir. Zamanın soyut mahiyetine nispeten mekân daha somut kabul edilir.

 

Zamanı anlamak üzerine ciddi tartışma ve çabalar serdedilmişken, mekanın varlığı üzerine gerçekleştirilen tartışmalara çok da denk gelmediğimizi tahmin etmekteyim. Zaman ve mekan arasındaki ilişki ve ya ikisinin varlığı hakkındaki okumalarımız doğru yerden olmaz ise düşüncelerimizin havada kalacağından hiç şüpheniz olmasın.

İslam, zamanı sonsuzluk olarak anlamlandırır ve ifade eder. Ayet ve hadislerde insanın her anından hesaba çekileceği, zamanı ve mekanı nasıl kıymetlendirdiğinden sorguya çekileceğini okumaktayız. Zaman ve mekan idrak sorumluluğumuzun gerçekleşmesi varsıllığının zaruriyetinden ötürü insana verilmiş olan nimetlerin en büyükleridir diyebiliriz. Allah’ın (cc), Kuran-ı Kerim’in bazı ayetlerinde zamana ve mekanlara yemin etmesinden de anlıyoruz.

Asr Suresi’nde Allah, zamana yemin eder.

“Asra yemin olsun ki, İnsan mutlaka ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.”

Fecr, şafak, kuşluk, gece-gündüz vakitleri ile Kabe, Mekke, Tur Dağı, İncir ve zeytin beldeleri üzerine yemin eder.

Buradaki asıl amacım zaman ve mekan tanımı yapmak değil, değerler manzumemizi kıymetli kılacak olan bu iki değeri doğru okuyabilme ve anlamlandırabilmek için sarf edeceğimiz gayrettir.

Kavramları giriftleştirme çabası anlamlı değildir elbette. Basite indirgeyerek mahiyetinden uzaklaştırmakta idrak sürecimizi dumura uğratmakta ve doğru anlaşılmayı engellemektedir. Kavramların, vakıaların, varlığın olması gereken şekilde anlaşılması en doğru olandır. Bunun her zaman mümkün olmadığını bilmekle beraber, idrak işleyişimizde seviyeyi yüksek tutma çabasında olmalıyız.

Değer mücadelemizde zaman ve mekan her seviyede ve doğru idrak ile anlaşılmalıdır. Bu gerçekleşirse, tebliğ ve davetimizin anlaşılması ve genelleşmesi önündeki birçok ciddi engel kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

Zaman ve mekanın bizatihi kendisi değerli değildir. Onların değeri, doğru vakit ve doğru yerde yapılan ile doğru orantılıdır. Kadir gecesinin bin aydan hayırlı olması, Kur’an-ı Kerim’in o ayda inmiş olmasındandır. Allah bazen de belli zaman ve mekanları imtihan için kullanır. İsrailoğullarına belli yasakların konulduğu “Cumartesi” günü, savaşmanın haram olduğu “Haram Aylar” gibi misaller verilebilir.

 

Yaşam döngüsünde bazı mekanlarda bazı anlar kaçırıldığında ise telafisi mümkün değildir. Allah zamanın önemini kavramamız için Arafat’ta vakfeye dikkatleri çekiyor. Kıymetlimiz olan zamanı, doğru mekanda iyi değerlendiremezsek telafisi mümkün olmayabiliyor.

 

Yine bir misal verirsek, Cuma vakti. Allah, Müminlerin bir araya toplandıkları Cuma vaktinin, dünya nimetlerinden daha değerli olduğunu göstermek için bu vakitte alışverişin terk edilmesi gerektiğini buyuruyor.

 

Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. (Cuma suresi/9)

Bu minvalde; İslami sorumluluklarımızı ifa ederken mücadele sahasındaki ölçülerimizin verimli olabilmesi için lüzumlu olan önceliklerimizin sıralamasını doğru belirlemeliyiz. Mekanı ve zamanı hayatta yaşanılabilir kıldığımız nispette yol katedebiliriz. Yaşamın sorunlarına somut ve nitelikli çözümler ürettiğimiz vakit ciddi bir karşılık ile muhatap olacağız.

Mekanın müşahhaslaştırılmış (somutlaştırılmış) hali ile zamanın ruhuna uygun okumaları günlük yaşama sunmak zorundayız.

Gece ile gündüzün birbirini kovalamasında ve Allah’ın gökler ile yerde yarattığı varlıklarda, O´ndan korkan kimseler için birçok ibret dersleri vardır. (Yunus suresi/6)

Yaşam an içerisinde var olan seyrinin imkanlarına doğru bir akış gerçekleştirir. Anın problemleri ile boğuşan insanlar varoluşun gerçek anlamını idrak etmenin imkan ve zamanını ıskalayabilmektedirler. Bu nedenle, yaradılışı anlamadan yaşayan insanların idrak ve anlamlandırma durumlarını tahmin etmek çok da zor olmayacaktır.

Asıl problem de, bu insanların mekanı inşa ve disiplinize etme teşebbüsleri ve zamanın ruhuna kendi yaşam biçimlerini nispet etme gayretleridir. Bu gayretlerin karşısında İslami hüküm ile zamana renk vermesi ve mekanı inşa etmesi gerekenlerin genellikle ya seyirci ya da edilgen bir pozisyon tercih etmeleridir.

Hayatın birçok alanında öncü ve model olan Müslümanların anlatma ve yaşamsal örneklikleri halkın sahasına uygun bir seviyede olmamaktadır. Zaman ve mekan mefhumlarını halkın anlayacağı üslup ve yaşanılabilir örnekliklerle mukadder kılmak gerekir. Halkın tahlil edebileceği açıklık ve şeffaflıkta olmalıdır. Tahlil edilemeyenin terkip edilemeyeceği düsturu asli idrak kaidelerindendir.

Bugün İslam coğrafyasında yaşananları temaşa ettiğimizde bu durum acı bir hakikat olarak kendini göstermektedir. Doğru anlamlandırılamayan yaşanmışlıklarımızı doğru bir şekilde anlatamıyor ve tanımlayamıyoruz. Bu neden ile de bize ait olan coğrafyamıza/mekanımıza bizler değil başkaları kendi ruhlarını nispet etmektedirler.

Belki giyinişleri, simaları bizden olabilir ancak ruh ve idrak olarak tamamen İslami medeniyet değerlerimizden kopuk ve hatta düşman olan insanların tahlil ve teşebbüsleri ile renk almaktayız. İslam coğrafyasının kadim kavimleri uzun bir süredir hiçbir sorun ve yarasına çözüm geliştirememektedir. Gelişme, ilerleme, inşa etmeyi bırak, sürekli gerileme, çatışma, ötekileştirme girdabında tükenmişlik içinde gittikçe nefessiz kalmaya devam etmekteyiz.

İçinde bulunmuş olduğumuz hali idrak etme ve ibret alma gayreti yerine, birbirimizi imha etme, yok etme, ötekileştirme cihadının mücahidleriyiz. Hakikatimizi hakkaniyet üzere konuşan kaç insan, kaç hareket gösterebiliriz. Uzun bir zamandır bize dayatılan idrak usullerini ve tükenmişliği Vahiy süzgecinde eleyip kendi öz menzilimize hareket etmeyi başlatmalıyız. Bize ait olan öz değerlerimiz ile yaşamın güzelleştirilmesi istikametine yüzümüzü dönmeliyiz.

Yaşamın güzelleşmesi pratiğini coğrafyamızın tüm mekanlarına zamanın ruhuna uygun imkanlar ile geliştirmek mecburiyetindeyiz. Yanlış ve gereksiz olan düşünce ve yüklerden kurtulmak için yeniden hep birlikte iman etmeyi şiar edinmeliyiz. Baldıran zehiri düşmüşcesine dumura uğramış olan zihni ve fiili ataletimizi yeniden Kur-an ve Sünnet ile inşa etme imkanına kavuşturmalıyız.

Düşünce ve eylem babında yaşam deviniminin durağan olamayacağı, hareket halinde olacağı ve bu sebeple gelişmenin, ilerlemenin gerektirdiği imkan ve mekanları sürekli canlı tutma ve var etme mecburiyetinde olduğumuzu bilmekteyiz. Yapmamız gerekenleri yapmama ataletimizin inandığımız değerler muvacehesinde bizleri muazzam bir acı ile dürtüklememesi ilginç ve utanılası bir hakikattir. Hissettiklerimizi idrak ettiğimizden eminim, değerlerimizin, coğrafyamızın, mekanlarımızın bizim sessizliğimizin/dilsizliğimizin çürümüşlüğünde öğütülmesine hiç tepki vermeyişimizi anlamlandıramamanın zavallılığındayız.

Hakikati bu kadar berrak olan bu gerçekliğin karşısında Müslüman şahsiyetin ve ya hareketlerin duruş geliştirmemesi tam bir tükenmişliktir. İslami ve insani kaidelerimize göre bunu asla kabullenmemek ve kaim olan tüm değerlerimiz ile ortak paydalarımızda uzlaşıp duruş belirlemek gerekiyor. Aklın mekan ile kaimliği çerçevesinde içinde bulunduğumuz tükenmişliği ihata eden şartlara mukavemet etme sorumluluğunu ifa etmeliyiz.

Bizleri boğdukları, nefessiz bırakmaya çalıştıkları, bizi ayrıştırdıkları ana sorunlar bellidir. Bunlara İslami hükümlerimiz ile çözüm önerileri hazırlamakla başlayabiliriz. Mezhep üzerinden, kavim üzerinden, yapay sınırlar üzerinden bizleri ayrıştırıp kendi sistemlerine hizmet ettirmektedirler. İslam coğrafyasını ve insanlarımızı sömüren bu batıl ve zalim sisteme karşı kendi içimizden çözümler var etmek zorundayız. Hem dışarıdan hem de içimizden bu sistemin çarkının dişlisi olan tüm güçlere karşı yeniden bir sistem geliştirmeli ve bu çarkı kırabilmeliyiz. Yoksa her birimiz; devlet, hareket, cemaat hiç fark etmez bu sistemin menfaatleri için acı çekmeye devam edeceğiz.

Müslüman coğrafya; Şii-Sünni, Selefi, Vahhabi, tarikat, cemaat, hareket ve istikbar güçlerince İslam dünyasını ayrıştırmak için çizilmiş olan suni sınırlara kendi medeniyet değerleriyle somut çözümler geliştirmelidir. Kürd halkının hakları konusunda hakkaniyet üzere İslam coğrafyasının maslahatı içerisinde ortak bir akıl ortaya konulmalıdır. Emperyal aklın ve ya gücün bizleri ayrıştırarak sürekli coğrafyamıza müdahale etme bahanesi kıldıkları sorunları biz kendi içimizde çözüme kavuşturmalıyız.

Bunun için de, bizler zamanı ve mekanı doğru anlayacak okumalar ve istişareler geliştirmek mecburiyetindeyiz. Doğru akıl için de birbirimize değmek, konuşmak, kabullenmek ve tahammül etmek zorundayız. Bir mekan için zamanın ruhunu en iyi idrak edecek ve tanımlayacak olanlar o mekanın sahibi olan akıl ehlidir. Ortak akıl ile ortak maslahatı konuşacak ortamı var edebilirsek medeniyet bünyemize dahil edilen virüsleri kuşatıp temizleyebiliriz. Vaziyet belirlemeli ve mahiyetini tüm Müslümanların maslahatı üzerine inşa etmeliyiz.

Zaman ve mekan varlık toplamının veri tabanıdır, tüm varlık mekan ve zaman ile anlam kazanıyor ise o zaman ortak mekanda bulunanlar ortak bir akıl var etmek mecburiyetindedirler. Bu ortak akıl, adalet, tahammül, hak, birlik, kabulleniş ve paydaşlığı güçlü kılarak doğruya, güzel olana hizmet etmelidir.

Rabbim bizleri bu şuuru ve idrakı Vahiy merkezli inşa edecek bir olgunluğa ve paydaşlığa eriştirsin inşallah. Bizleri bu gaflet ve atalet çürümüşlüğünden KUR-AN aydınlığında iman ettiğimiz değerler ile hak menzile yürüyen adanmışlardan eylesin.

 

   

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.