1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Zaman algısı
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Zaman algısı

A+A-

dunyabulteni



Yanlış bir kanaate göre Müslümanlar ve hatta genelde Doğulu toplumlar kozmik zamanı, Batılılar matematiksel zamanı kullanır. Maddi ve ekonomik kalkınmanın temeli olan bilimsel bilgi ve teknolojinin gelişmesi matematiksel zaman bilincinin üretime ve gündelik hayata yerleşmesine bağlıdır; eğer teknolojik gelişme Doğu İslam toplumlarında görülmemişse, bunun bir sebebi ifadesini zaman kavramı konusunda Batı ile İslam arasında var olan bilinç farkında bulur.      

Zaman algısının medeniyetlerin âlem tasavvuruyla yakından ilgili olduğu doğrudur; alem tasavvuru, dünya, hayatın anlamı ve insanın varlıkla ilişkisinin zaman kavramıyla doğrudan ilgisi var. Şu var ki söz konusu tez doğru değildir; hem teorik hem pratik alanda test edilmeye ihtiyacı var.

Düşünüldüğünün aksine Müslümanlar zamanı sadece kozmik olarak kullanmazlar; kozmik zaman yanında matematiksel zaman kavramı da Müslümanların bilincinde önemli bir yer tutar. Kur'an—ı Kerim, "Güneş ve Ay'ın (belli) bir hesap ile olduğunu (55, Rahman, 5)" söyler. Namaz vakitleri tamamen kozmik değildir, söz gelimi namaz kılmanın haram olduğu üç vakit (güneşin doğuşu, tam tepedeki hali ve batış anı) bir kaç dakikalık zamandır. İki namaz arası vaktin geniş tutulmuş olması zamanın tümüyle kozmik olduğu anlamına gelmez.

Fakat ilginç olan şu ki Kur'an, "zaman" kelimesini kullanmıyor, "vakit" kelimesine yer veriyor. Kur'an "vakit" yanında "saat",   "dehr" ve "hîyn" denen başka zaman türevlerinden bahsediyor:"Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan(dehr) bir süre (hiyn) gelip geçti (76, İnsan, 1)."

Bunlar, hem İslam dininin hem Müslümanların matematiksel zamana yabancı olmadıkları gerçeğini gösterir. Buna rağmen kültürel olarak Müslümanlar gündelik hayatlarında, bir başkasına randevu verdiklerinde genellikle kozmik zamanı kullanmayı tercih ermektedirler. Mesela "Öğleden önce gel; akşam namazından sonra buluşalım" gibi. Modern kent hayatı geliştikçe kozmik zamandan daha dakik matematiksel zamana geçiş yaşanmaktadır. Zamanı kozmik olarak kullanmak, asla zamanı hovardaca, müsrifçe kullanmak demek değildir. Bu, iki kültür arasında çok daha derinlerde anlaşılması mümkün olan iki ayrı âlem tasavvuruna işaret eder.

Matematiksel zamanda randevu dakikaya ayarlıdır: "—Saat tam 15.30'da orda ol!" Kozmik zamana göre olan randevulaşmalarda belli bir dakika hesabı yoktur; buluşma zamanı için pek geniş sayılmasa da belli bir marj bırakılmıştır. Marj olabildiğince geniş olamaz; çünkü nihayet akşam ile yatsı arasında bir buçuk saatlik zaman farkı var. Akşam gelmesi istenen bir insan ezandan sonra en geç bir saat içinde randevu yerinde olmak zorundadır.

Matematiksel zaman kullanımının en açık ve titizlikle korunduğu alanlardan biri ibadetlerdir."Namaz mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır (4, Nisa, 103)." Cemaatle namazını kılmaya önem veren bir insan belli bir vakitte camide olmak zorundadır. Cuma namazları, bayram namazları ve hac ibadeti belli bir zaman dilimi dahilinde yerine getirilebilir: "Hilaller, insanlar ve hac için belirlenmiş vakitlerdir (2, Bakara, 189)." Matematiksel zamanın çok daha dakik kullanımı oruç ibadetini yerine getirmeye çalıştığımız Ramazan ayı boyunca gerçekleşir. İmsak ve iftar tamamiyle dakika sayımına bağlıdır.

Müslümanların tarihte zamanla ilişkisi nasıl ibadet merkezli kurulmuşsa, coğrafya algı ve bilgileri de ibadetten kopuk değildir. Bu insan ile zaman-mekan ilişkisini temellendiren farklı bir paradigmaya işaret eder. Ve bunu ancak teorik hesabına yapıp şu veya bu hipotezler geliştiren bilim adamları değil, ruhen tecrübe edenler tam anlamıyla idrak eder. Bir zamanın dakikalarını hesap ederken, aynı anda farklı bir ruhsal tecrübe yaşamak mümkündür, bunu iftar-zaman ilişkisinde somut olarak tespit edebiliyoruz.

Gün boyu susamış ve acıkmışken sofranın başında iftar anını beklemek insan bilincinin kendini idrak etmesiyle yakından ilgili bir şey. Sanki iftara yakın dakikalarda bir tür manevîleşiyor, kanatlanabilir hale geliyoruz; iftar öncesi zaman muhtemelen dünyevî tabiatımıza İlahî tabiatımızın en bariz ve hissedilir şekilde baskın çıktığı zaman dilimidir. Vücudumuzun genelinde bir hafifleme olur. Her bir organımız sırtındaki ağırlıkları atıyor, bedenimiz rahatlıyor. Cinsellik soyutlaşmış bir kavram; oruç zamanında nefes kesen bir kadın bile sadece kupkuru bir resimden, güzel bir tablodan ibaret kalıyor, tıpkı cansız ve fakat çok güzel bir kelebeğin koleksiyondaki duruşu gibi.

İftardan çok daha manidar olan imsak anıdır. Arapça "tutmak" demek olan imsak zaman içinde bize çizilmiş bulunan sınırı temsil eder. İmsak zamanda Allah'ın hudududur. Helal ve mubah olan bir yiyecek veya bir fiilin, sadece zaman, üstelik son derece matematiksel olan bir zamana girilmiş olması dolayısıyla haram olması. Yeme, içme, cinsel birleşme vb. her türlü beşerî ihtiyaç ve zevkin bir anda, zamanın ipince bir çizgisi üzerinde aniden ve tamamen kesilmesi hali. İsteyen, arzu eden nefsin kendini tutması, dizginlemesi mücadelesi. İmsak anında durmak, arzu eden nefsi tutmak ve ötesine gitmemek, zamanda dururken enfusta ilerlemek demektir.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.