1. YAZARLAR

  2. Hilâl Kaplan

  3. Yurtlar ve 'öğrenci evleri' tartışması
Hilâl Kaplan

Hilâl Kaplan

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

Yurtlar ve 'öğrenci evleri' tartışması

A+A-

Türkiye'nin son on yılda içinden geçtiği dönüşümün toplumsal alana sirayeti, belki de siyasal ve ekonomik alana sirayetinden bile daha hızlı gerçekleşiyor.

Zenginleşme ve şehirleşmenin yatay olarak artmasıyla beraber, aile yapısından komşu ve akrabayla ilişkilere kadar pek çok bağ geri döndürülemez şekilde biçim değiştiriyor ve zayıflıyor. Geleneksel mahalle kültürü içinde büyümüş ve İslâmî tedrisattan geçmiş bir Müslüman olarak Başbakan Erdoğan'ın pek çok meseledeki çıkışını da yaşadığımız toplumsal dönüşüme bu özneleşme sürecinin prizmasından verilen tepkiler olarak görüyorum.

Son süreçteki yurtlar ve 'öğrenci evleri' tartışmasını da buradan okumak gerekiyor. Ancak tartışmanın yurtlar ve öğrenci evleri kısmı ayrı ele alınmayı gerektiriyor.

Öğrenci yurtlarında alan kadın ve erkek öğrencilerin, sadece yemekhane gibi ortak alanlarda biraraya geldiği iddiası gerçeği yansıtmıyor. Yalnız hemcinslerinin olduğu bir ortamda kalmak isteyen öğrencileri rahatsız eden bu durumun denetlenmesi, geneli tatmin edecek bir nizama oturtulması hem doğal hem de her siyasî iktidar için müdahalesi meşru bir alandır.

İşin 'öğrenci evleri' boyutu ise düşündürücü... Tırnak içinde öğrenci evleri, zira hukukî olarak bunu bir tanıma oturtmak oldukça zor.

Nitekim Başbakan Erdoğan, grup konuşmasında şöyle söylemişti:

'Kişilerin özel müstakil evlerinde bir farklı kız, bir farklı genç ikisinin aynı evde kalması ne denli acaba uygun olabilir? Siz kızınıza, oğlunuza böyle bir şeyi hoşgörüyle karşılayabiliyor musunuz? Ama eğer bir yasal düzenleme olması gerekiyorsa biz, bu konuyla ilgili yasal düzenlemeyi de yaparız. Şu anda valiliklerin bu konuda inisiyatifleri varsa bu inisiyatifleri de kullanması gerekir...'

Yani Başbakan da 'özel ve müstakil' alana devlet müdahalesi bağlamında hukukî bir boşluk olduğunun farkında. Peki, ne türden bir yasal düzenleme yapılması öngörülüyor? Bu yasal düzenleme, öğrenciyle çalışanın aynı evde oturduğu durumları da kapsayacak mı? Ya da bırakın 18'i, 25 yaşını aşmış yüksek lisans-doktora öğrencilerini? Peki, bu yasal düzenlemeyle beraber, evinin denetime açık öğrenci evleri kapsamına alınmasını istemeyen pek çok evsahibi sebebiyle öğrencilerin ev bulmakta gittikçe zorlanacağı ihtimali düşünüldü mü? Sorular çoğaltılabilir.

Gelelim işin siyasî boyutuna... Yurtlar tartışmasında hiç kuşkusuz, toplumun ezici bir çoğunluğu Başbakan Erdoğan'la hemfikirdir. Peki, geniş kesimler bir yana, toplumun yarısını oluşturduğu düşünülen Ak Parti seçmeninin öğrenci evlerinin denetlenmesi gibi bir talebi var mıdır sizce? Öğrenci evlerini denetleyeceği için Ak Parti'ye oy verme ihtimali artan kaç seçmen çıkar acaba? Açıkçası, yurt değil ama öğrenci evi çıkışının, seçmen tabanını konsolide etme amacıyla yapıldığı argümanı da pek inandırıcı görünmüyor.

Ve en önemlisi İslâmî boyut... Ama bir dakika, 'İslâmî' diyemiyorum zira Başbakan Erdoğan bunu 'muhafazakâr demokratlık'la açıklıyor. Yani daha kendisini göğsünü gere gere 'Müslüman demokrat' olarak bile tanımlayamayan, bu yüzden kuyunun etrafından dolanarak 'muhafazakâr' demek zorunda bırakılan bir iktidar varken, biz öğrenci evlerinin denetimini tartışıyoruz... (Not: Avrupa'daki Hristiyan demokratlara kimse 'Ama biz de Hristiyan değil miyiz?' diye ağlamıyor.)

Biz yine de 'Millî Piyango' adı altında kumarı, fuhuş yasasıyla da fuhşu meşrulaştıran seküler bir devlette değil de İslâmî bir devlette yaşıyormuşuz gibi yapalım ve adına İslâmî boyut diyerek devam edelim:

İslâm tarihindeki yönetimlerin genelde zinanın kendisinden önce zinaya giden yolları engellemeye çalıştığını görürüz. Nitekim ayeti kerimede de sadece zina yapmak değil, zinaya yaklaşmak da yasaklanmıştır. Zira zinaya yaklaştıran yol, geri dönülmesi nefse çok zor gelen bir yoldur. Bu yüzden yönetimler kendi üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeden, halktan benzer bir sorumluluk bilinci beklememişlerdir (Bkz: Kıtlık zamanlarında hırsızlığın cezası) Ak Parti'nin bu sorumluluğu yeterince yerine getirdiğini söyleyebilir miyiz?

Hükümet, bu hususta pek çok güzel gelişmeye imza atmış olsa da, yapılanlar toplumun dönüşüm hızının yanında 'çok az ve çok geç' kalıyor ne yazık ki. Mesela gençlerin erken evlenmesinin önünde onlarca engel varken, genç evliliği teşvik paketi daha bu sene çıkarılabildi ve onda da bir hibeden çok borçlanma seçeneği öne sürüldü.

Aynı şekilde çoğu aile çocuğunu yurda vermeyi tercih etmesine rağmen, hızlı üniversiteleşmeye paralel bir yurt inşası hayata geçirilmedi. Yurtkur'un verilerine göre yurtlardaki toplam yatak sayısı 310.000; ancak mevcut üniversite öğrencisi sayısı 4.300.000. Öğrencilerin evlerde âdeta kalmaya zorlandığı bu denksizlik varken, söz konusu edilen türden rahatsızlıkların gerçekleşmesi şaşırtıcı değil maalesef.

Kaldı ki, evlere arka kapılarından girmenin bile haram kılındığı bir dine tabi olup, zina yapıldığı iddiasıyla evlerin basılmasının önünün açılması da ne derece İslâmîdir, anlamakta güçlük çekiyorum. Şayet bahsi edilen Denizli'de olduğu gibi içinde fuhşa teşvik ve/veya zorlanmanın olduğu bir durumsa, bu hususta zaten yasal düzenlemeler mevcutken, valiler tam olarak hangi inisiyatifi alarak nasıl hareket edecekler, bilemiyorum.

Neslin korunması noktasında Başbakan Erdoğan'ın hassasiyet ve kaygılarını paylaşan birisi olarak, hem İslâmî hem de seküler hukuk açısından sorunlu bir tartışma alanı içerisinde bulunduğumuzu belirtmeliyim. 

Önceki ve Sonraki Yazılar