1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. YSK'nın Kürt Sorunundaki Tahamülsüzl&uu
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

YSK'nın Kürt Sorunundaki Tahamülsüzl&uu

A+A-


Kürt sorununun çözümü için
samimi bir şekilde hareket ettiklerine inandığım Ak Parti iktidarı, kendisine karşı pusuda bekleyen güçlerle yeterince mücadele edemediğinin portresini çizmektedir. Başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere merkez yönetimin büyük çoğunluğunun Kürt Sorununu çözmek için çaba sarf ettiklerine inanıyorum. Sekiz buçuk yıllık iktidar sınavında geldiğimiz nokta elbette yeterli olmamasına rağmen, geçmişle kıyaslanınca epey yol aldığımızı görüyoruz. Kolluk kuvvetlerinin toplu gösteri yapan halka karşı katı ve sert tutumu elbette savunulamaz. Ama geçmişle kıyaslanınca farklılıkları görebiliyoruz.  Emniyet güçlerinin içerisinde sorunun çözümsüzlüğü için çaba sarf eden onlarca polis şefi  ve amiri bulunduğu gerçeğini unutmamalıyız. Buna rağmen Kürt halkının mazlumiyetini  bilen  ve çözüm için mücadele edenleri de unutmamalıyız. Bunlardan bir tanesi de milletin temsilcisinden şamar yediği halde müdahale etmeyen ve sakin tavırlarıyla hareket eden polis amirini örnek gösterebiliriz. Hangi birimiz kameraların ve astlarımızın içinde tokat yersek soğukkanlılığımızı muhafaza edebiliriz. Eminim ki çoğumuz daha sert bir karşılık vererek ortalığı daha çok alevlendirirdik. 

Son YSK kararını da hükümeti Kürt halkı nezdinde zalim, gaddar ve tahammülsüz gibi göstererek, bilinçsiz kitleleri sokağa taşıma hamlesi olarak okuyabilmeliyiz. YSK tarafınd
an oluşturulmaya çalışılan senaryo, Ak Partinin, Kürdistan coğrafyasında yükselen değerini BDP lehine dönüştürme hamlesidir. BDP; Kürt sorununun AKP eliyle çözülmesine karşıymış gibi bir portre çizmektedir. Birilerinin kendisine biçtiği rol ölçeğinde hareket etmektedir. Yargı içerisinde AKP den rahatsız olan kesimin faaliyetleri hala etkin. Önce bağımsızların adaylığını engelle, halkı sokağa dök, yık, yak ve öldür sonra da pardon yanlışlık oldu de. Bu halk artık bunları yutmuyor. Yapılanları iyi analiz etmeliyiz. Bu işten en fazla kazançlı çıkanlar kimler? Tabi ki başta BDP olmak üzere MHP ve CHP’dir. En zararlı çıkan ise AKP değil mi? AKP bile bile Kürdistan’da kendi aleyhine olabilecek bir uygulamayı neden başlatsın?  BTP; Kürt illerindeki oy potansiyelini arttırdı. Kürt çocuklarının yerlerde sürüklenmesi, demokratik çözüm çadırlarının tahrip edilmesi ve insanlık dışı uygulamalarla insanların gözaltına alınması Kürt kamuoyu nezdinde BDP’nin yıldızını parlatmıştır. Diğer yandan Orta Anadolu illerinde yükselen milliyetçi dalganın güvenlik güçlerinin düştüğü acziyeti  ( tokatlama olayı başta olmak üzere) bahane ederek MHP ye yönelmesinde etkili olacağı hesap edilmektedir. CHP ise yine her zamanki gibi çıkan yangında aşını pişirme derdinde. Cumhuriyetin kutsallarına vurgu yaparak oylarını yükseltme peşinde.

Yaşananları bu açıdan değerlendirdiğimiz zaman AKP iktidarına karşı tüm karanlık
şer güçlerin ittifakını görebilmekteyiz. Halkın acıları ve mazlumiyeti üzerinde timsah gözyaşları döken bu şer güçlerini iyi tahlil etmek zorundayız. Görünürde halktan yana olduklarını sandığımız bu kişi ve gruplar maalesef halka en büyük kötülüğü yapmışlardır.  CHP zihniyeti cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Başta Kürtlere olmak üzere, Anadolu coğrafyasının her tarafında katliamlar gerçekleştirmiştir. Halkı bir gece de cahil bırakıp binlerce değerli alimi sorgusuz sualsiz darağacında sallandırmıştır. Hamile kadınları diri diri keserek cenin halindeki bebekleri süngülerinin üzerine geçirmişlerdir.  Zulümden kaçan halkı mağaralara toplayarak canlı canlı yakmışlardır. CHP geçmişini temizlemeden, tüm halklardan özür dilemeden halk nezdinde hiçbir itibar elde edemeyecektir.

MHP ise ırkçı ve şoven çizgisiyle
bilinenin dışına zaten çıkamamaktadır.  Ama son gelişmeleri lehine çevirmek için şiddetlendikçe şiddetleniyor. Kürdistan coğrafyasından umudunu kesen bu malum parti milliyetçi kesimlerden oy devşirmek için her türlü hukuksuzluğu ve zulmü meşru gösterme peşinde. Bahçelinin suratına da yansıyan sert ifadeler AKP’yi zayıflatarak oylarını arttırma stratejisidir.  

BDP
yönetiminin ise adadan ve Kandilden bağımsız strateji belirleyemediğini görüyoruz. Böyle olunca da mazlum ve ezilenlerin temsilcisi olarak söylemler geliştirse de inandırıcı olamıyor.  Ada sakininin ve Kandilin muhalif düşüncelere ne kadar tahammül gösterdiklerini(!) anlatmaya gerek yok. Kurulduğu yıldan itibaren muhalif her kişiyi gayri insani yöntemlerle bertaraf eden bir örgüt profili ile karşı karşıyayız. BDP içerisinde farklı seslere tahammül edemeyen, onları törpüleyen veya seslerini kesen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Sorunun çözümü için görünürde adım atıldığı izlenimi verilmekte. Ama temelde çözüm bir şekilde engellenmektedir. Suçlu olarak sürekli mevcut hükümet gösterilmektedir. Dağlıca, Aktütün ve Tokat Reşadiye’yi iyi okumalıyız. Peyanis köyü  ve  dokuz gerillanın ateşkes süresinde katledilmesi olayları kime fayda sağladı acaba? BDP hak ve özgürlükleri bilinçsiz kitleleri sokağa dökerek elde edemeyeceğini anlamalıdır. Akan kanın durdurulması için daha ılımlı söylemlerle AKP ile meşru platformda bir araya gelecek formüllere destek olmalıdır. Statükocu zihniyete en fazla kurban veren bir parti olarak daha ılımlı söylemlerle çözümün ana merkezine oturabilir. Ama mevcut durum bunun tam tersine cereyan etmektedir. Sistemin iki ayrı mağduru olan BDP ve AKP ittifakı ile Kürt sorunu çözülebilir.  Son süreçte yapılması gereken çocukları ve gençleri sokağa serhıldan coşkusuyla dökmektense sağduyu çağrısı yaparak kitleleri demokratik çözüm yoluyla bilinçlendirmektir. AKP de söylemlerini BDP lehinde biraz daha yumuşatarak var olan ateşi söndürebilir.

On yıllardır coğrafyamızda ö
len gençlerin hesabını kim nasıl verecek? Biz Kürtler ne istiyoruz, kimden ne alacağız? Seksenden önce doğan herkesin hatırladığı seksenli ve doksanlı yılların kaotik ortamı nispeten yumuşamış durumda. O dönemlerde resmi dairelerde ve sokakta Kürtçe konuşmak yasak değil miydi? Değil resmi Tv kanallarında kasetlerde bile Kürtçe dinlemek suç idi. Kürt diye bir halk inkâr ediliyordu. Her türlü hukuksuzluk, insan hakları ihlalleri, faili meçhuller ve işkence sıradan işler halinde yürütülüyordu. (Bu işi yapanların şu an hangi kulvarlarda yarıştığını herkes biliyor.) Köy boşaltmaları, ölçüsüz askeri operasyonlar, sokağa çıkma yasakları, düşünce ve ifade özgürlüğünün engellenmesi  vb…  Tüm bu uygulamaların günümüzde geldiği nokta düşünüldüğünde bunu gelişme olarak görebiliriz. Bunlar yeterli mi? Değil elbet. Ama şu realiteyi de unutmamalıyız. Kürt halkının hak ve özgürlüklerini en az Türk halkının seviyesine çıkartacak partilerin de yine AKP ve BDP olduğuna inanıyoruz. Mevcutlar içerisinde bundan ötesi görülmüyor. AKP’nin yanlış politikaları, Kürt halkının haksızlıklarını görmezden gelme ve statükocu söylemleri olsa da, BDP’nin AKP ile yakınlaşmasından ve ittifakından başka yol görülmemektedir.

Yukarıda belirtilen tüm durumlara rağmen erdemli ve insani bir alternatif geliştirildiği
taktirde (Milliyetçi ve devletçi bir çizgiden uzak, Türk ve Kürt söylemlerinin yer almadığı bir oluşum) tüm Anadolu insanını kuşatan yepyeni bir oluşum ortaya çıkartılabilir. Merkeze insani mutluluğun oturtulduğu, farklı seslere ve renklere tahammülün gösterildiği, üstünlüğün, hizmette gösterilen performansla ölçüldüğü yepyeni bir alternatif hareketle tüm bu sorunların önüne geçebiliriz. O zaman da ne Kürt sorunu kalır ne de insan hakları ihlalleri. Dilleri, renkleri ve farklılıkları Allah’ın bir ayeti olarak algılamalıyız. Ancak bu şekildeki bir anlayış bizi azade ve mutlu kılar.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.