1. YAZARLAR

  2. Ali Bilmez

  3. YİTİRDİĞİMİZ HASSASİYETLER
Ali Bilmez

Ali Bilmez

Yazarın Tüm Yazıları >

YİTİRDİĞİMİZ HASSASİYETLER

A+A-

Geçen gün değerli bir dostum ortak mesajlaşma gurubumuzda bir söz paylaşmıştı. Okuduğumda, inancımızla yaşamımız arasındaki dengenin nasıl da bozulduğunu ve inancımızı yaşamak adına hassasiyetlerimizi her geçen gün ne kadar yitirdiğimizi düşündüm. Yaptığımız ve yapacaklarımızın acaba inancımıza, değerlerimize göre karşılığı nedir? Diye sorduğumuz, sorguladığımız zamanlar sanki çok eskilerde kaldı gibi. Küçük ve büyük günahlardan oluşan sağanak bir yağmurdan, denizin içinde şemsiye tutarak korunuyoruz. Boğazımıza kadar suya gömülüyken, korunduğumuz yağmur damlalarıyla övünüyoruz. İşin acı tarafı da bizi bu yanlıştan alıkoyacak söze, bize doğruyu anlatacak naza sahip çevremizde samimi dost kalmamış (bırakmamışız) veya gittikçe azalıyor maalesef. Onların yerini etiketlere, eylemsiz naralara ve tesirsiz sözlere sahip yığınlar alıyor gün be gün.

“Allah dostlarından bir zat, çamurlu bir yolda imtina ile yürüyordu. Ayağı kaydı, düştü, çamura bulandı. Artık serbest şekilde yürüdü. Haline şaşanlara; Günaha düşmeden önce, günahlardan sakınanların halidir bu. Bir kez günaha düştü mü artık aldırış etmeden yürür.”

Rahmetli nenemim köy imamlarına karşı büyük bir sevgisi ve saygısı vardı. Kendisi yetmişli yaşlarda ve hareket kabiliyeti kısıtlı olmasına rağmen torunu yaşındaki imam odaya geldiğinde önünde kalkar, yeni bir gelin gibi tülbendiyle ağzını kapatır ve ihtiramla hareket ederdi. Muhtemelen daha önce birçok imama defaten sorduğu fıkhi sorularını tekrar tekrar sorar ve büyük bir dikkatle dinlerdi. Hatta aynı soruları farklı imamlara sormasına, o küçük yaşlarımda birkaç kez şahit olmuştum. Tabi o zamanlar için bu davranışını gereksiz ve anlamsız bulduğumu da hatırlıyorum. Ancak şimdi anlıyorum ki eğer bazı konularda hassasiyetleriniz varsa ve bir şeylerden endişe duyuyorsanız bu sizin günlük yaşantınızın bir parçası olmak zorundadır. Zira yaşı, makamı, mevkii her ne olursa olsun, doğru yolda adımları sabit kılmak ve yapılan hatalardan dönmek için birilerinden nasihatler, telkinler, tembihler almak insanın doğal bir gereksinimidir.

Alışabilme, uyum sağlama yetisi bireyin hayata tutunabilmesi için büyük bir nimet olmasının yanı sıra içine düştüğü kötü durumlardan ve günah bataklıklarından kurtulabilmesinin önünde de büyük bir külfettir. Zira içinde bulunulan durum her ne olursa olsun zihin onu normalleştirme, nefis ise hoş gösterme eğilimindedir. Dolayısıyla rutin ve pasif iyiden, aktif ve daha iyiye yol almak, kötü olanı terk etmek ve kötülüklerden sakınmak için insanın her zaman ve zeminde yol gösteren bir dosta, nasihat edecek bir bilene ihtiyacı vardır.

En yakın sırdaşımız ve ayrılmaz dostumuz konumunda olan akıllı(!) telefonlarımızla artık istediğimiz her türlü bilgiyi alanında en uzman kişilerden, âlimlerden, mollalardan mekân ve zaman sınırlarına takılmadan dinleyebilir ve en kapsamlı kaynaklardan beslenebiliriz. Bunun için ayrıca birilerinin sözünü dinlemeye, nazını çekmeye, nasihatleriyle beynimizi şişirmeye, zamanımızı onun zamanına uydurmaya ne hacet var diyebilirsiniz… Sanırım bu şekilde diyen ve davrananlarımız da gittikçe çoğalıyor.

Ancak bu düşünce yapısının, azami gayret ve dikkatle üstesinde gelmemiz gereken çağımızın en sinsi hastalıklarından biri olduğunu düşünüyorum. Zira insanın içinde bulunduğu kötü durumun, üzerinde yürüdüğü yanlış yolun farkına varması ve bunları değiştirmeye yönelik çareleri üretmesi tek başına pek zordur ve hatta çoğu zaman mümkün değildir. Bu sebepledir ki modern zamanlar her branşta uzmanlar türetmiş ve modern insanlar da bu uzmanlara servetleriyle talepkâr olmuşlardır.

Eğer gerçekten inandığını yaşamak gibi bir kaygısı, endişesi varsa kişinin (Ki böyle olmalı. Aksi takdirde inancının aksini yaşıyordur ve buna alışmıştır) iyi ve doğru olanı ona anımsatacaklara, anlatacaklara, yakın durması elzemdir. Aynı şekilde onu kötülüklerden alıkoyacak, ondan hak sözünü esirgemeyecek birilerini de hayatının merkezinde, gündelik akışında bulundurmalıdır.

Rabbim, bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz günahlarımızdan dolayı bizlere tövbeyi anımsatan, isteyerek veya istemeden günaha giden yollardan bizi alıkoyan dostlardan mahrum etmesin. O dostlarımızdan gelecek sert-yumuşak her türlü hayırlı söze de kalbimizi ısıtsın, zihnimizi açsın inşallah. Âmin.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum