1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. YİTİRDİĞİMİZ DEĞERLERİMİZ 4: HİKMET
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

YİTİRDİĞİMİZ DEĞERLERİMİZ 4: HİKMET

A+A-

 

“Eğer Allah’ın senin üzerindeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, onlardan bir gurup seni şaşırtmaya mutlaka yeltenecekti. Ama onlar, kendilerinden başkasını asla saptıramazlar. Ve sana hiçbir şekilde zara veremezler. Allah, sana kitabı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın senin üzerindeki lütfu çok büyüktür.” (Nisa, 113)

            “Hikmet ve değerli bilgiler müminin yitik malıdır Onu nerede bulursa almaya daha hak sahibidir.” (Tirmizi, ilim 19; İbni Mace, Zühd 17)

            İslam bilginlerine göre hikmet; bilgeliktir, öğüt verici sözdür, gizil sebepleri öğrenme çabasıdır. Hikmet, sözcük olarak Arapça kökenli olup; tahkim, ihkam, ahkâm, hüküm, hâkim, hakim gibi kelimelerle aynı kökten gelmektedir.

Kindi, el-Harizmi, Şehristani, Amiri gibi İslam düşünür ve âlimleri felsefeyi, hikmet sevgisi ve hikmetin sistemli bir şekilde araştırılması olarak görürler. Farabi ise hikmeti; ‘en üstün ilimle en üstün şeyleri akıl etmek’ şeklinde tanımlar. İbn Sînâ; konuyu metafizik anlamda ilahi kaynağa bağlayarak hikmetin: Yönteminin bir şeyi her yönden düşünmek, amacının ise insanın ulaşabileceği nihaî sebepleri kavramak olduğunu söyler. Ünlü optik bilgini İbnü’l-Heysem hikmeti tanımlarken: ‘Bütün doğruları bilmek, yararlı bütün şeyleri yapmaktır.’der.

İbnü’l-Arabî’ye göre hikmet; ‘varlığın ilkelerinin yahut bu ilkelere dayalı sabit/kevni değişmeyen düzenin bilgisi’dir. Bu çok değerli özel bilgiler, hikmet sahibi olan kişinin davranışlarında/amellerinde somutlaşır. Hikmetli kişi, varlığın düzen ve işleyişinin hikmete uygun düştüğünü, yani her şeyin bulunması gereken doğal/tabii çizgiyi takip ettiğini bilir.

Yukarıdaki bilgiler ışığında konuya bakıldığında; İslami anlayışa göre hikmetin anlam ve önemi daha da net bir şekilde anlaşılmaktadır. Zira İslam, Allah(cc) tarafından insanoğlunun dosdoğru bir istikamete, huzurlu bir hayata,  üstün bir ahlaka, sağlam ve samimi insanlar arası ilişkilere, parlak bir istikbal ve istiklale ve nihayette Allah(cc)’ın razı olacağı bir geleceğe erebilmeleri için gönderilen yegâne dindir/hayat tarzıdır. Müslümanlar olarak bu dine/hayat pratiğine sahiplendiğimiz oranda iflah olur, aksi durum ve oranda ise iğfal/ifsad oluruz. Bu hal tarihi yaşanmışlıklarla da veciz bir şekilde gözlerimizin önüne serilmektedir. Burada ümmet/Müslümanlar olarak yapmamız gereken tek şey, bu gerçekleri idrak etmek,  ibret almak ve ona göre kendimize yeniden bir çeki düzen vermektir.

Hikmet ve değerli bilgiler müminin yitirdiği öz malı mesabesindedir. Demek oluyor ki; değerli bilgiler, insani hal, hareket ve meziyetlerin bir bakıma ifadesi olan hikmet,  evvelen müminler için elzem olmaktadır. Zira mümin, Allah(cc)’ın boyası ile boyanan, hem kendisini/nefsini ve hem de Rabbini bilen kimsedir. Öyle bir bilgi ki; bedenine, ruhuna sinmiş, o bilginin hayatta canlılık gösteren halidir. Haliyle bir müminin bilgisi, hikmeti aynı zamanda hayat biçimi, hayatının renk tonudur. Zira Aişe validemizi buyurmaktadır ya; ” Resulullah(sav)’in ahlakı Qur-an ahlakıdır.”diye! Zira Qur’nı bilen, O’na gerçekten inanan ve O’nun hükümlerini hayatının biricik kaynağı olarak alıp yaşayan Resulullah; elbette ki insanlığın timsali olacaktır. Rahman’dan gelen hayat kaynağını kendi hayatının yegâne şekillendiricisi olarak telakki eden, saf bir şekilde O’ndan beslenen Efendimiz,  elbette ki insanlığın itibarı, insanın insanlığını bulduğu nüve olacaktır ve de olmuştur. Efendimiz (sav), aynı zamanda iman edenler için hem ideal tip, hem örnek, hem de önder olmaktaydı. O’nun örnekliğini, önderliğini alan müminler de elbet ki insanlar arasında mümtaz yerini almış ve her biri insanlığın birer çoban yıldızı olmuşlardır. Ne zaman ki bu örneklik ve önderlik müminler arasında zaafa uğradı, ne zaman ki bu örnek ve önderliğinden Müslümanlar arasında gereken özen ve hassasiyet gösterilmez oldu; evet, işte o zaman müminler bütün bir yeryüzünde vardıkları konumlardan alaşağı oluverdiler. O hikmeti, o edebi, o adabı, o faziletleri yitirdiği andan itibaren öndelik de gitti, örneklik de gitti, kişilik ve haysiyet de gitti...

Bu gün ümmetin genel durumuna baktığımızda; yitirilen değerlerimizden birisinin de ne yazık ki “hikmet” olduğunu bütün acılıyla görmekteyiz. Evet, İslami değerlerimizi bir bir yitirmişiz! Dolayısıyla de kendi öz hasletlerimizden de bir bir sıyrılmış, uzaklaşmış ve bir keşmekeşliğin içine gafilce sürülmeye de devam etmekteyiz. Hal öyle olunca da yitirdiğimiz değerlerimizin hangileri olduklarını öncelikle bilmemiz gerekmektedir. Aynı zamanda bu değerlerimizi niçin kaybettiğimizi, nasıl kaybettiğimizi ve bu kaybetmenin sürecini ve sonuç olarak ne tür marazlıklara müptela olduğumuzu da bilmek, anlamak durumundayız. Bu değerlerimizi yitirmemizin sonucu olarak hangi süfliliklere düştüğümüzü, hangi badirelere mahkûm kaldığımızı, hangi saplantılara saplandığımızı da keza bilmek ve anlamak durumumuz vardır. Hem bu dünyalık ve hem de uhrevi anlamda düştüğümüz hazin durumu; hem insan olarak kendi indimizde ve hem de yegâne Rabbimiz olan Allah(cc) indinde ne tür kayıplara maruz kaldığımızı da hakeza bilmek ve anlamak durumundayız. Evet, bilmek, anlamak, kavramalıyız. Ki düşülen halden/yerden tekrar canlanıp kalkmaya azmedelim! Bu anlamda yitirdiğimiz en önemli hasletlerimizden biri olan “Hikmet” hasletimizi de olanca tazeliğiyle, özelliğiyle tekrar canlandıralım. Yeniden ilim ve hikmet zırhına gereğince bürünelim. İslami hassalar olan ilim ve hikmeti, hayatımızın yegâne mesnedi kılalım. İman kardeşliğini yeniden ilim ve hikmet temeli üzerin inşa edelim. İlmin ve hikmetin anlam ve öneminin farkına varalım ve nebiş(sav)’nin örnek ve önderliğini ıskalamayacak şekilde idrak yaşamımızda tahkim edelim. İslam adına İslam’a bulandırılmaya çalışılan her türlü bidat ve hurafeleri; Nebevi hassasiyet gereği yeniden tespit ve teşhis ederek, Qur-an ve Sünneti seniyeyi bütün berraklığıyla, bütün saffetiyle yeniden bizleri canlandıracak şekilde içimizde hakim ve hakem kılalım. Haliyle her birimiz en başta kendi nefsimizin muhasebesini, murakabesini yapmalı ve muahedemizi sağlam bir zemin üzerine oturtmalıyız. Özellikle ve öncelikle ibadetlerimizde, niyetlerimizde, insan ilişkilerimizde ölçülerimizi Qur-an ölçülerine ve Peygamber (sav)’in sahih sünnetine dayandırmalıyız. Bu konuda son derece hassa ve titiz olmalıyız.

Allah Resulü ne güzel buyurmuştur: "Faydası olmayan ilimden Allah'a sığınırım." (Müslüm, Zikir 73) İlim, edeb, ahlak, amel elhasıl müminin her hali Aallah(cc’ın rızasına matuf olmalı, indi ilahide insan fayda sağlamalıdır. Her daim ve her türlü iş ve ilişkilerimizde Rızai bari mutlaka hesabın en başında olmalıdır. Ki mümin olarak sağlam bir kulpa yapışmış olabilsin. Eğer böyle olunur ise müminler gerçek mecraına girmiş ve her daim hayır üzere olmuş olabilirler.

Yine Efendiler Efendisi ne güzel buyurmuştur : Mü’minin hayranlık verici bir hali vardır ki, başka hiç kimsede bulunmaz. O’nun her işi hayırdır. Eğer bir genişliğe (nimete) kavuşursa şükreder ve bu onun için bir hayır olur. Eğer bir darlığa (musibete) uğrarsa sabreder ve bu da onun için bir hayır olur. (Müslim, Zühd, 64) İşte Efendimiz her halimizi hayır üzere kılabilmenin en güzel yolunu göstermektedir, Âlemlere Rahmet olan rahmet önderi. O rahmet önderine ittiba edebilmek, O Rahmet önderini ahval ve efalimize mizan kılabilmek; hayır üzere olmanın yegâne garantisidir. Başkaca ölçü ve kıstaslar asla unutulmamalıdır ki; gaflete düşmenin, zelil olmanın, sefalete duçarlığın mutlak nedenleri olacaktır/olmaktadır.

            “Yasin. Yemin olsun o hikmetlerle dolu olan kitaba ki! Hiç kuşkusuz sen gönderilen elçilerdesin. Dosdoğru bir yol üzeresin. Aziz ve Rahmanın indirdiği yol üzeresin. Babaları uyarılmamış, tam bir gaflet içinde bir toplum uyarman için gönderildin.” (Yasin, 1-6)

Yine Resulü Ekrem şöyle buyurmaktadır: “Allahım! Faydasız ilimden, katına yükselemeyen amelden, korkmayan kalpten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım.” (Müslim- İbni Mace)

Rabbim yitirdiğimiz değerlerimize tekrar ermeyi, emrolunduğumuz üzere yaşamayı cümlemize müyesser kılsın. Âmin… Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.