1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. YİTİRDİĞİMİZ DEĞERLERİMİZ-1
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

YİTİRDİĞİMİZ DEĞERLERİMİZ-1

A+A-

“Allah’a ve elçisine itaat ediniz ki merhamet olunasınız.” (Ali İmran, 132)

“Ben Muhammed’im, Ahmed’im, mukaffi’yim (peygamberlerin izinden giden), Haşir’im (insanları etrafında toplayan), tövbe ve merhamet peygamberiyim.” (Müslim, Fedail, 126)

            Müslümanlar olarak asırlardan beridir pek çok güzide hasletlerimizi/ kendimize has özelliklerimizi kaybetmişiz/kaybetmeye de devam ediyoruz. Oysaki bu hasletlerimiz, insanca var olabilmemizin, insanca yaşayabilmemizin, insani şeref ve haysiyetimizi koruyabilmemizin, ümmet olabilmemizin, Rabbimize gereği üzere kul olabilmemizin bir bakıma Rabbani teminatlarıdır. Evet, ümmet olarak muhakkak ki yeniden yitirdiğimiz bu güzide değerlerimizin farkına varabilmeliyiz. Kendi aslımıza/asaletimize yeniden bir dönüşü gerçekleştirebilmeliyiz.

İslam ümmeti, aslında her yönüyle salah (iyi hal) üzere olan bir toplumdur. Bu salah üzere olma hali, kendi öz İslami değerlerimizde mündemiçtir. Kendi öz değerlerimizi yaşayarak koruyabildiğimiz sürece salah hal üzere olduğumuz/olacağımız gibi; bu öz değerlerimizi yaşantımızdan dışlayarak yitirdiğimiz zaman(lar)da ve oranda da, muhakkak ki ümmet olarak ifsada uğrar ve birbirimize karşı olan güvenimizi yitirir, dirlik ve düzenimizi, şeref ve haysiyetimizi kaybederiz.

Bilinmelidir ki, sonsuz merhamet, kudret ve ilim sahibi olan yaradanımız, insanları yaratırken insanlar için en güzel bir şekilde yaşayabilecekleri bir hayat nizamını da va’z buyurmuştur. Bu nizam, insanların sulh üzere yaşayabilecekleri/kalabilecekleri yegâne hayat düzeni/nizamı/sistemidir. İnsanoğlunun bu yasa çerçevesinde kalması, hayatını bu yasa çerçevesinde dizayn ve idame etmesi, insanın kendi hayrınadır. İnsan olarak başkaca yasalara/sistemlere başvurması ise, muhakkak ki kendi şerrine/zararına olur.

“Hüküm vermek yalnız Allah'a aittir. Kendisinden başkasına değil. Yalnız kendisine ibadet etmenizi emretti. İşte dosdoğru din budur! Fakat insanların çoğu bunu bilmezler."  (Yusuf: 40) 

Allah(cc)’ın hükmünün dışında hüküm arama ve ya hüküm kabul etme bahtsızlığı; insanoğlunun yaşayabileceği en büyük bahtsızlıktır. Zira yüce Allah(cc)’ın hükmünün dışındaki hükümlerin, sistemlerin, dünya görüşlerinin hiç birisi insanın fıtratına vakıf değildir, olması imkân dışıdır. Fakat Âlemlerin Rabbinin ahkâmı, insan fıtrat ile mütenasiptir ve fıtrat ile aynı menşelidir. İslam, insanın hayrınadır ve kurtuluşa, hakka ulaştıran yegâne sistemdir. İki cihanda da saadetin yegâne kaynağıdır.  Katı, barbar bir cahiliye toplumu olan Cahiliye dönemi Mekke toplumsal yapısını, dünya tarihinde eşi benzeri görülmemiş medeni bir topluma devşirebilmek; ancak ve ancak ilahi ahkâmın gerçekleştirebileceği/gerçekleştirdiği bir vakıadır.

İnsanın huzur, mutluluk ve felahı için Müslümanlar olarak sonsuz bir imkân ve nimet sahibiyiz. Ama gel gör ki bu imkan ve nimetin kıymetini yitirmiş durumdayız. Bundan dolayıdır ki; ümmet olarak bu gün mutluluk, huzur, güven ve istikameti tam anlamıyla yitirmiş ve ne hazindir ki cahiliye güruhunun dümen suyunda avarece hayat sürdürmekteyiz.

Dedik ya, yitirdiğimiz değerlerimizin başında, İslam ahlakı gelmektedir. Buna binaen Müslümanlar olarak insani hasletlerimizi de bir, bir yitirmiş ve Müslümanlar olarak birbirimize karşı görev ve sorumluluklarımızı da kaybetmekteyiz. Merhamet duygularımız gittikçe körelmiş, toplum sağlığımız bozulmuş, idraklerimiz tıkanma noktasına gelmiştir. İşin daha da beter olan tarafı, bu hazin hale geldiğimizin farkına bile varamayışımızdır. İslami ölçülerin yitirilmesi sonucunda ahlakı da, irfanı da, şefkati de, İslami kişilik ve haysiyeti de; evet, Müslümanlık adına anlamlı ve değerli her neyimiz varsa kaybetmekteyiz.

 Aslında her bir İslami hasletimiz; ümmet bilincimizi, birlik ve beraberliğimizi, varoluşumuzun anlamını perçinler. Bu hasletlerden biri olan Merhamet duygusu da her bir Müslüman’ın gerek kendi deruni dünyasında, gerek Müslümanlar arasındaki ilişkilerinde adilane bir dengeyi kurmasını sağlar. Merhamet duygusu, ümmet olarak toplumsal yapı taşlarımızın da yerli yerinde oturtulmasının teminatıdır.

Merhametin, bu gün Müslümanlar arasında olması gereken öneme yeniden sahip olmalı ve gelmesi gereken kıvama yeniden gelmelidir. Elbette ki bu da Müslümanların yeniden gereği üzere gayrete gelmesiyle mümkündür. Sonsuz merhamet sahibi Yüce Rabbimiz Mecid Kitabımızda merhametle ilgili olarak ayeti celilede şöyle buyurmaktadır.“(Ey Habibim) Müminlere (karşı tevazu, merhamet) kanadını indir.” (Şuara, 215)

Unutulmamalı ki, İslam’ın bütün cüzleri, birbiriyle sıkı sıkıya irtibatlıdır. İslam’ın herhangi bir cüzü ihmal edildiğinde, diğer cüzlerin kâmilen yaşanması imkânsızlaşır. Evet, merhamet için İslami ahlakın gerekli olan diğer cüzlerinin de Müslümanlar arasında hayat bulmalıdır. Mesela kibir, gurur, nefis, sui zan, kıskançlık, gıybet türünden İslam ahlakının kerih gördüğü hasletler, merhamet duygusunun gelişmesinin önüne engeller koyarlar. Diğer yandan ihsan, irfan, şefkat, sevgi, saygı, takva, hoşgörü...  ise, merhamet duygusunu beslerler. Bu tür duygular İslami bir toplumun ve kişiliğin oluşmasının zeminini oluşturur.

Merhamet, nefsi emmareye karşı bir kalkan olur, kalbi Rabbine bağlar. Merhamet, toplum bireyleri arasında bir kaynaşmanın, bir sevgi bağının kurulmasını sağlar. Merhamet, bencilliği yok eder ve kişi(leri) diğergam kılar. Zira merhamet, kalbi bir iştigaldir. Eğer kalp, iman ve irfan ile doygunluğa ulaşmamışsa; o kalpte merhamet beklenmemelidir. Eğer kalp, Allah(cc)’ın hükümlerine teslimiyet üzere değilse; o kalpten merhamet beklenmemelidir. Eğer kalp, varlık âlemine karşı ilahi bir bakış ve duyuşa sahip değilse; o kalpten merhamet beklenmemelidir. Eğer kalp, gerçek manada adalet sahibi değil ise; o kalpten merhamet beklenmemelidir.

Merhamet, hem kişisel mutmainliğin, hem de toplumsal mutluluk, huzur ve güvenin anahtarıdır. Merhamet ile kişi, kişiliğini güçlü ve dengeli kılar. Merhamet, toplum bireyleri arasında sevgi bağlarının kurulmasının köprüsüdür. Merhamet duygusu ile toplumda bulunan yetimler, öksüzler, kimsesizle, yalın ayaklılar, garip gurebalar kendilerini daha emin hissederler. Merhamet duyguları gelişmiş olan bir tolumda, toplumsal uyum gelişir, sınıfsal katmanların oluşmasının önüne geçilir.

Merhamet, elbette ki kuru bir sevgi gösterisi olmamalıdır. Veya merhamet, dar bir ilgi alanına da hapsedilmemelidir. Göstermelik merhamet, gizli bir merhametsizliği tetikler. Nefis daha da güçlü olarak deveye girer. Başa kakmalar meydana gelir ve toplumsal çözülmelere, kargaşalara yol açar. Dar anlamda merhamet dediğimiz ise; ebeveynin kendi çocuklarına karşı göstermiş olduğu merhamet (tabii ki bu merhametten ziyade, fıtri bir zorunluluk olmaktadır) veya yakın dost akraba muhabbeti anlamındaki merhamettir. Bu tür merhamet, aslı itibariyle bir çıkarcılık, bir tarafgirlik, bir kayırmacılık türünden toplumsal hastalıkların önünü açmaktadır. Öyleyse merhamet sınırlandırılmamalı ve özünden kopartılmamalıdır. Tam aksine merhamet, Rabbine teslimiyet üzere olan kalplerden gelen tatlı bir esintiye dönüşmelidir. Hayırlarda yarışınız vecizei nebiye matuf bir merhamet yarışı ve güzellik koşuşturması şeklinde olmalıdır…

Her konuda olduğu gibi merhamet konusunda da efendiler efendisi, Efendimizi örnek almalıyız.  Kendisinden şöyle rivayet edilir.“Müminler birbirlerine karşı muhabbet ve merhamette bir vücut gibidirler. Vücudun bir yeri rahatsız olduğunda bütün vücut rahatsız olup, uykusuz kalıp, onun tedavisiyle meşgul olduğu gibi, Müslümanlar da birbirlerine yardıma koşarlar.” (Buhari)

Merhamet, bunu zorunlu kılar. Merhamet olmasa, insanların birbirleriyle olan kardeşlik bağları çözülür, samimiyet ve sadakat yok olur. Merhamet ile ilgili olarak Efendimiz hakkında sahabelerden şöyle bir rivayet vardır.

“Efendimiz mescidde namaz kıldırırken, cemaatte çocuklar ve kadınlar da bulunurdu.

Resulullah, bize sabah namazı kıldırdı. Namazda iki kısa sura okudu. Ebu Said el Hudri sordu:

Ya Resulullah, bu gün daha önce hiç yapmadığınız bir şekilde namazı kısa kıldırdınız. Efendimizi cevaben şöyle buyurdu:

Geride kadınlar safındaki çocuk sesini duymadın mı? Annesinin onunla ilgilenmesini temin edeyim dedim.”

Rabbimiz her konuda olduğu gibi, merhamet konusunda da bizleri İslam ahlakıyla tezyin etmesi dua ve dileklerimle. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.