1. YAZARLAR

  2. Cihan AKTAŞ

  3. Yetmişinde bile zeytin dikebilmenin sebepleri
Cihan AKTAŞ

Cihan AKTAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Yetmişinde bile zeytin dikebilmenin sebepleri

A+A-

Geçen hafta sonu İstanbul-Trabzon arasında gidip gelirken senelerce gece ışıklarını görerek yakınlarından geçtiğim şehirde “Müslüman Kimliği ve Dünyevileşme” başlığını taşıyan bir sempozyuma katıldım. İki gün boyunca dünyevileşme çeşitli açılardan konuşuldu Çorum’da. Sunumlarda öne çıkan soru ise dünyevileşmenin hangi açılardan olumsuz veya makbul olduğuydu. İslamcıların siyasal iktidarına sahne olan yıllarda somutlaşan iktidar alanı sahneleri, “İslamcılar dünyevileşiyor” şeklinde ve genellikle olumsuz anlamında kullanılıyor. Beri taraftan siyaseti sorumluluk ister istemez dünyayla ilgili çoğu zaman denetimden çıkma riskini haiz bir dünyevileşme içermez mi?

Sempozyumun 2. oturumunda Vicdan Tekin’in ifade ettiği gibi, bu aslında insanın yeryüzü hayatı kadar eski bir mesele. Kabil, dünyevileşmenin olumsuz protipi değil mi?

Öyleyse dünyevileşmeyi şu şekilde tarif edebiliriz: Dünyaya hakkını vermeme, hayatı yanlış yaşama, dünya hayatını bir kabuğa indirgeme hatta putlaştırma, yani dünyaperestlik… Dolayısıyla dünyaya aşırı bağlılık olarak anlatılan şey aslında layıkıyla yaşamayı üstlenmeme nedeniyle dünya hayatını eksik yaşamak olarak da yorumlanabilir. “Ahiret korkusunu unutmak” diye anlattı Necdet Subaşı. Buna karşılık dünyaya sıkı sıkıya yapışmak çok doğru ve güzel bir hayat yaşamanın garantisi değil. “Çocuklarımız bizim hikâyelerimizde yaşamak istemiyorlar” diye izah etti Subaşı. Her kuşak kendi hikâyesini yazıp yaşamak istemez mi? Kaldı ki İslamcılık dalgasının aktörleri hayatı çocuklarının çocuklarına yetecek bir yoğunlukta tarife çalışmışlardı. Çok baskın, paradigmayla savaşan, bir bakıma dini değerler üzerine yeniden düşünmek için ayaklarını kendi zemininden çekmeyi göze almış bir kuşağın hikâyesidir söz konusu olan. Kaldı ki Vicdan Tekin’in ifadesiyle “Siz hâlâ orada mısınız?” sorusunu her kuşaktan duyabilirsiniz.

Ercan Yıldırım “rövanş dindarlığı”, “zafer dindarlığı”, “özel günler dindarlığı”, “seronomik dindarlık”… gibi başlıklar altında sayısız çarpıcı, hüzün uyandıran, düşündürücü örnek verdi ve bu örnekleri “Yeni İslamcılık”la ilgili tezahürler olarak tarif etti. Söz konusu birçok tezahür, özellikle tüketimle ilgili olanlar, yukarıda değindiğim gibi hem geniş imkânlara sahip olmakla çığırından çıkan hem de iletişim teknolojisiyle birlikte daha bir görünür hale gelen kadim eğilimler kuşkusuz. Ancak sahip olunanın teşhirindeki fütursuzluğun sınırları zorlaması veya ihlaliyle bir tahripkâr dünyevileşme alameti olarak yorumlanması da hiç yanlış olmaz. Gerçi bu şekilde küreselleşme etkili teşhirin ülkemizde sadece mütedeyyin kesimlere münhasır olmadığını da hatırlamak gerekir benzeri değerlendirmelerde. Elbette tüketim ahlâkı alanında daha dikkatli ve mutedil, kanaatkâr olduğu varsayılan mütedeyyin kesimlerdeki şimdiki sakınımsızlığın seküler kesimlerde dahi bir hayal kırıklığı meydana getirdiği görülüyor. İnançsız olduğunu öne süren kesimler bile bir tür toplumsal vicdan ihtiyacıyla daha kanaatkâr bir duruşta olmasını diledikleri mütedeyyinlerin markalarla, ciplerle, yolsuzlukla, lüks villalarla anılıyor olmasını esefle karşılıyor gibiler. Bunun yanında ahiret gününe imanın iktidar nimetleriyle baştan çıkmaya hiç de engel teşkil etmeyebileceğinin örneklerini bir “imanın sınavlarından biri” olarak değil de “imanın direncine dair hurafeler” bağlamında yorumlayanlar da elbette eksik değil.

İyi de o sahnelerde izlediğiniz “aşırılıklar” aslında ne kadar yeni ve ne kadarı yozlaşma söz konusu olduğunda sorgulanmaları adetten olagelmiş İslamcılığın yoldan çıkma istidadına yorulabilir? Asım Öz tam burada sıklıklanegatif tasvirlere yoğunlaşmanın gerçekte neler olup bittiğini görmeyi zorlaştıracağı konusunda uyarıda bulundu. Öz’ün her türlü gelişmede bir olumsuzluk arayan veya olguları kendilerini muaf kılan bir mesafeden değerlendiren İslâmcı yorumcular için bazen sarf edilen “kinik” nitelemesi yerine “buğz İslâmcılığı”  şeklindeki kavramsallaştırması bana çok açıklayıcı geldi ki bunu daha ziyade tek parti yıllarındaki İslâmcılık için kullanmanın doğru olacağını da  ayrıca belirtmişti.

Mesut Okumuş sekülarizm yerine kullanılan “dünyevileşmenin bizler için yeni bir kavram olduğunu hatırlattı. Mehmet Doğan Büyük Türkçe Sözlük’ün 1996 basımında şöyle açıklıyor kavramı: “Dünyayla ilgili şeylere yönelme, dinden uzaklaşma.”

Olumsuz dünyevileşme açık ki dünyaperestlik, İslami dünya görüşünü düzenleyen Tevhid ilkesini ihlal edecek şekilde dünya hayatını tek amaç bilme. Bunun karşısında yer alan dünya korkusu veya nefreti de “orta yol”dan şaşırtarak Tevhid’in amaçlarını ihlal eden sonuçlara götürüyor. Nazım Hikmet’in mısralarında dile gelen dünyayı ciddiye alma tutumu mümine ne kadar yabancı olabilir? ”Öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı yetmişinde bile, mesela, ZEYTİN dikeceksin.” Müminin asıl sınavı da yetmişinde bile “ZEYTİN” demeyi sürdürürken ahiret bilincini de güçlendirmek. DEVAMI


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.