1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Yerel Seçim, Genel Tercih ve Stratejik İttifak
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Yerel Seçim, Genel Tercih ve Stratejik İttifak

A+A-

     30 mart, yerel yöneticilerin seçileceği normal bir yerel seçim tarihi olmalıydı.

     Yerel seçimlerde belediye hizmetleri belirleyicidir. Bu nedenle partiler kadar ve hatta partilerden daha fazla adaylar etkili olur. Yerel seçimlerde hizmet faktörü parti ve ideolojinin önünde yer alır. Bu mahiyetteki bir yerel seçimin olabilmesi için ülkenin normal şartlarda olması, normalleşmiş olması gerekir.

     Ne var ki, Cumhuriyet tarihi boyunca çok kısa aralıklar hariç, bu ülke hiçbir zaman siyasi bakımdan normalleşemedi. Her ne zaman işler yoluna giriyor ümidi yeşerse, bu ümidin arkasından tekrar eskiye dönüşü sağlayan gelişmeler oldu. Çok değil, tam bir yıl önce Newruzda yeni ümitler yeşermişti. Savaşın yerini barışın alacağına dair emareler artmıştı ki, çok geçmeden ümitsizliği tetikleyen bir dizi gelişmeler yaşandı. Seçime doğru yaklaşılan her güne ortamı geren yeni bir hadiseyle uyanıyor oldu insanlar. İdeolojik saflaşmalar ve siyasi kamplaşmalar normal sınırların ötesine geçti.

     Böylesi bir atmosferde seçmenin önemli bir kısmı, büyük ihtimalle yerel tercihlerden ziyade ülkenin ve bölgenin içinde bulunduğu siyasi tabloya bakarak oy kullanacak. Seçim yerel, tercihler genel olacak. Yani partiler ve ideolojiler belirleyici olacak.

     Seçmeni genel tercihe yönelten ve büyük ölçüde de haklılık payı olan yaygın bir algı var: Belediye seçimlerini kazanan, cumhurbaşkanlığı ve genel seçimi de kazanır. Bu kanaatin aksi de şu: Belediye seçimlerini kaybeden cumhurbaşkanlığı ve genel seçimi de kaybeder. Bu denklem, yerel seçimlerin hizmet faktöründen ziyade siyasi bir tercih temelinde şekilleneceğini gösteriyor. Eski Türkiye ve yeni Türkiye tercihi söz konusu olacak. Ülkeyi 2002 öncesine götürmek isteyenlerle ülkeyi 11 yıldır sürdürmeye çalıştığı yeni güzergahında ilerletmek isteyenlerin yarışı olacak. Bu yarışın taraftarları sadece ülkeyle sınırlı değil. Çok geniş bir coğrafyada, Amerika kıtasından Pakistan'a bu iki tercihin arkasında duran devletler ve milletler var. Devletlerin çoğunluğu eski Türkiye'den yana iken, Müslüman halkların ekseriyeti yeni olarak gördükleri Türkiye'den yana. Saflaşma böyle geniş bir yelpazede olunca, AK Parti'nin eksik ve yanlış siyaset ve icraatları büyük ihtimalle önümüzdeki üç seçime de fazla yansımayacak.

     Algının devamı da var: Yeni Türkiye'yi engellemek için demokrasi dışı her yöntem denendi ve neticeye ulaşmadı. Yeni Türkiye bütün badireleri seçim desteğiyle atlattı. Eğer seçimde ciddi bir gerileme olursa bütün güçleriyle eskiye dönüş için harekete geçilecek.

     Amerika'nın doğrudan veya dolaylı desteğini aldığı kuvvetle tahmin edilen Hizmet Hareketinin Ak Parti ve Kürd sorunu çözümünün karşısında yer alması, “Bu hizmetin bekaası için gerekirse Türkiye feda edilir. 5 bin savcı o kadar hakim, onbinlerce polis ve asker şehit olmaya hazır. Kayıplar önemli değil. Türkiye’deki mücadelede ABD’nin yanında yer alırsak güçlü çıkarız” şeklindeki bu yapıya ait yaklaşımların açığa çıkması, seçmen nezdinde eski Türkiye ile yeni Türkiye meselesinin uluslar arası bir boyut kazandığı kaygılarını güçlendirmektedir.

     Oslo sürecinden beri yargının siyasi bir eğilim içine girmiş olması da önümüzdeki üç seçimi etkileyecek. Zira yargı, Oslo sürecinden beri başta çözüm süreci olmak üzere, demokratikleşme, dış politika ve kalkınma hamleleri üzerinden siyaseti yargılamaya başladı. Yargının siyaseti yargıladığı yerde, hizmet eksenli olan yerel seçimle ilgili siyasi bir tavır almak da kaçınılmaz olur. Çünkü yerel seçimlerde hedef tahtasına oturtulan siyasi iradenin aleyhine yaşanabilecek aşırı bir iniş, toplumda algı kırılmalarına yol açar ki, bunun siyasi sonuçları özgürlük ve barış yanlıları için ağır olabilir.

     Türkiye'nin son on yılda yaşadığı süreç, "eski" ve "yeni" ayrımını görülebilir hale getirdi. Bu ayrım, bundan sonraki tüm seçimlere, özellikle de yakın zamandaki üç seçime etki edecektir. Zira AK Parti iktidara geldikten bu yana eski Türkiye ve yeni Türkiye farkı kitleler tarafından fark edilmeye başlandı. Ne var ki geçen 11 yılda AK Parti dışında yeni Türkiye ufkunu taşıyan yeni partiler doğmadı. Bu durum devam ettikçe her türlü seçim partiler arası seçimden çok eski ile yeni arasındaki bir seçime dönüşecek. Nitekim 30 mart yerel seçimleri de bu anlamda bir referanduma dönüşmüş durumda. Hem de eski Türkiye ile yeni Türkiye arasında bir referanduma. Muhalefetin ülkeye bir gelecek vaad edememesi, inşacı bir dil kullanamaması, ideolojik kampanya yürütmesi, kimlikler üzerinden rekabete girmesi, iktidara nitelikli, objektif ve derinlikli eleştiriler getirememesi milletin yakın tarihe ilişkin hafızasındaki kötü anıları hatırlatıyor ve seçmenin bu yerel seçimde genel tercihte bulunmasına zemin hazırlıyor.

     Siyasi partiler de bu yerel seçimin referandum mahiyeti taşıdığını dillendiriyor. Önce AK Parti, arkasından da diğer partiler aynı söylemi seslendirmeye başladı. Anlaşılan yerel seçimin referandum havasında geçmesi, bütün partilerin işine geliyor. Siyasi partiler ve toplum, eski ve yeni bağlamında kutuplaşma eğilimi içinde seçime gidiyor.

     Eski ve yeni eksenindeki kutuplaşma, geçmişteki kaos ve darbe dönemlerinin geri gelebileceği endişelerini tazeliyor.Yakın mazideki darbeleri hafızasına not eden halk, ABD, İsrail ve Batı desteğiyle siyaseti yeniden dizayn etme teşebbüslerinden ötürü yerel seçimde belediye başkanı adayından ziyade darbe tehdidini dikkate alarak AK Partiye oy verebilir. Siyasi koşullar, yerel tercih yerine genel tercihi zorlayabilir.

     Eski ve Yeni Türkiye ayrımındaki temel konulardan biri Kürd sorununun çözümü meselesidir. Bu bağlamda AK Parti ve BDP, yeni Türkiye'yi temsil ediyor. Zira sorunu çözmek isteyen ve çözme kabiliyeti olan iki partidir. Diğer tüm partiler, karşı tarafta, eskinin yanında yer almaktadır.

     Kürd sorununun çözümü, adı geçen iki parti arasında bir tür ittifakı zorunlu kılıyor. Bu iki parti yakın işbirliği içine girmeden sorunun çözümü neredeyse mümkün olmayacak.

     Çözüm süreci başladığından beri de en büyük risk altında olan yine bu iki partidir. Zira sorun çözülmez ve eskiye dönülürse mezkur iki parti de en ağır faturayı ödeyecekler arasında yerlerini alacaklar. İstemeseler de kabul etmeseler de bir tür kader birliği içindedirler. Sorunun çözümü ve çözümsüzlüğün akıbeti, bu iki partinin ittifakını zorunlu kılmaktadır. Bu ittifak, bir tür Kürd-Türk ittifakıdır.

     Kürd sorununun çözümü ve Türkiye'nin geleceği, Kürd-Türk ittifakına bağlıdır. Bu ittifakın siyasal arenadaki ilk yansıması, AK Parti-BDP stratejik yakınlaşması şeklinde tezahür eder. Muhtelif nedenlerle bu ittifak, bugüne kadar olması gereken düzeyde gerçekleşmedi. Eğer yerel ve genel seçimde Türkiye genelindeki seçmen AK Parti ve BDP'yi tercih ederse, bu tercih, söz konusu iki partiyi stratejik yakınlığa zorlayabilir ve bu ittifakın zeminini güçlendirebilir.

     AK Partinin doğuşundan beri Kürdistan'ın oyları bu iki parti arasında paylaşılmış durumdadır. Bu seçimde de neticenin değişmeyeceğini sanıyorum. Kürd oylarının bu iki parti arasında bölünmesinin nedeni, Kürdlerin mütedeyyin ve özgürlükçü olmasıdır. Kürd sorununda farklı düşünseler de özgürlükten yana olma her iki partinin ortak özelliği, dine yakın ve dine rezervli durma da iki partinin farklı özellikleridir.Dindar Kürdler, BDP'nin dine karşı olan rezervlerinden ötürü Ak Partiye oy veriyor. Eğer BDP, aynı zamanda dindar Kürdleri de temsil edebilseydi, Kürd oyları tam bir blok halinde BDP'ye giderdi.

     Kürdlerin kahir ekseriyetinin bu seçimde de AK Parti ve BDP'ye oy verecek olmasının bir nedeni de, siyaseti dizayn etme çabalarıyla çözüm süreci arasında bir bağın olduğuna inanmalarıdır. Ocak ayında Genar'ın yaptığı araştırma, Kürdlerin %90'nın 17 aralık operasyonunu AK Partiye karşı yapılmış olarak gördüğünü belirliyordu. Bu sonuç, Kürdlerin operasyona karşı bir tavır geliştirdiğine işaret ediyor. Doğrudan veya dolaylı olarak operasyon ile çözüm süreci arasında bir ilişki kurduklarını düşündürtüyor. Bu süreçte Barzani, Öcalan ve Erdoğan'ın birlikte hedef alınması da bu çıkarımı güçlendiren emareler hükmünde sayılıyor.

     Kürd halkının neredeyse toplamı ve Anadolu insanında büyük bir kısmı barıştan yana tavır alırken eskiye dönüşü arzulayanların oluşturduğu AK Parti karşıtları, PKK'nin yeniden silahlı mücadeleye başlaması yönündeki arzularını bir şekilde açıktan ifade ediyorlar. Amaç, hem AK Partiyi zayıflatmak, hem de BDP'yi terör yanlısı gösterip siyasetin dışına iterek eskiye dönüşü sağlamak. AK Parti gider ve çatışmalar yeniden başlarsa, askeri vesayet geri gelir, vesayetten mahrum kalan çocuklar da eski güvenli limanlarına geri dönmüş olurlar. Bu  amaçlarına ulaşmak için Kürd gençlerinin ölmesi gerekiyor. Zaten onların çoğu için en iyi Kürd ölü Kürdtür. Yoksa Kürdleri sevdikleri için silahlı mücadeleyi teşvik ediyor değiller. AK Parti ve BDP'nin seçimlerde gerilemesi, eskiyi arzulayanları daha bir cesaretlendirmiş olacak. Bu sebeple barış yanlısı olan bu iki partinin yerel ve genel seçimden güçlenerek çıkması genelde ülke için özellikle de Kürd halkı için önem arz ettiğini söylemek yanlış olmasa gerek.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum