1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Yenilenemeyen Anayasa ve Başkanlık Sistemi
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Yenilenemeyen Anayasa ve Başkanlık Sistemi

A+A-

 

 

 

 


 

     Sanal medyadaki ilk yazılarımı fitrat.com'da yazmıştım ve ilk yazılarımdan birinin konusu yeni anayasa idi. (10 Ekim 2007) Sonraları da bir çok kez aynı konuya ilişkin yazılar yazdım. O günden ve yıllar öncesinden bugüne nice yazarlar, gazeteciler, akademisyenler ve politikacılar aynı konuyla ilgili yazılar yazdı. Ama anayasa bir türlü esastan yenilenemedi. Ekseriyetin şikayetçi olduğu eski anayasanın gölgesinde, ekseriyet yeni anayasayı tartıştı ama yenilenme talebini tartışan ekseriyet, ortak aklı üretip anayasaya dönüştüremedi.

     Şimdi 2016'dayız ve yine anayasa tartışmaları.

     Yeni anayasa üzerinde konsensüs sağlanamamasının iki önemli nedeni vardır.

     Birinci neden: Herkese özgürlük ortak paydasında buluşma imkanının hasıl olmamasıdır, kendi zaviyesinden özgürlük talebiyle herkese özgürlük zaviyesi arasındaki farkın kapatılamamasıdır. Bu duruma, çoğulcu ve heterojen olan toplum için özgürlük alanlarının genişletilmesiyle ilgili homojen ve tekilci yaklaşımların varlığını koruması neden olmaktadır. İdeolojik, etnik ve mezhepsel bakış açıları, homojen ve tekilci yaklaşımlardır. Tekilci yaklaşımlar, çoğulcu sonuç üretemez.

     Mevcut anayasanın katı laiklik yorumundan yana olanlar, yeni anayasa tartışmalarında laikliği kırmızı çizgi olarak ilan ediyorlar.

     Türk milliyetçileri de milliyetçilik ve Türklük kavramını kırmızı çizgileri olarak bildiriyorlar.

     Sonuçta iki kesim birlikte anayasanın ilk dört maddesi kırmızı çizgidir ve değişemez diyorlar.

     Bu bakış açıları, kesret/çokluk halinde olan toplumun ihtiyaç duyduğu genişlikte bir anayasa üretemez veya üretmekte çok zorlanır.

     Bir defa anayasalar, ilahi yasalar değildir; beşerin kendi toplumlarının ve devletlerinin salahı için öngördükleri doğru veya yanlış yasalardır. Beşerin yönetime dair koyduğu ilkeler, ebedi olmaz, 'değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez' türünden bir vasfı haiz olamaz. Dolaysıyla anayasalarda kırmızı çizgi de söz konusu olamaz. Herkes elinde kırmızı kalemle işe başlarsa, sonuçta uzlaşarak bir anayasa yazmak yerine herkes birbirinin üzerini kırmızı kalemle çizer.

     Sıfırdan yepyeni bir anayasa yazmak, çoğulcu ve değişken olan her toplum için bir zarurettir. Değişime uğrayan hayatın yeni ihtiyaçlarını karşılamak için yeni anayasa bir zorunluluktur. Kaldı ki mevcut anayasa, evveliyatından itibaren topluma giydirilmiş deli gömleği gibiydi ki, otuz yıl içinde hep tamir edilerek durum idare edilmeye çalışıldı. Normal şartlarda ortak akılla hazırlanmış bir anayasa değildi.

     Meclisteki eğilimler dikkate alındığında herkes için özgürlük alanlarını genişletecek bir anayasa üzerinde yeterli çoğunluğun sağlanması güç gözükmektedir. Zira özgürlük konularının ana eksenini din-devlet ve etnik konuların başındaki Kürd meselesi oluşturmaktadır. Din-devlet ilişkileri, laiklik, Kürd meselesi de milliyetçilik kırmızı çizgilerine takılmaktadır. Bu durumda en iyimser olanı, 330 sayısını bularak referanduma gitmektir. Yeni anayasa meselesini Meclis değil, millet çözer. Vekilin sorunu çözemediği yerde, en doğrusu müvekkilin devreye girmesidir. Ne var ki, müvekkilin devreye girebilmesi için de 330 vekil şartı vardır ki, bu da çözülmesi gereken ayrı bir konu.

İkinci neden: Yeni anayasanın yazımını engelleyen ikinci neden de başkanlık sistemini öngören değişikliklerin de yeni anayasaya eklemlenmek istenmesidir.

     Yeni anayasa ve başkanlık konuları, özgürlükler açısından birbiriyle bağımsız, sistemin işleyişi açısından birbiriyle ilintili iki ayrı konudur. Ak Partinin başkanlık konusunu yeni anayasa içinde ele almak istemesi, muhalefetin yeni anayasa sürecine mesafeli durmasına neden olmaktadır.

     Bu sorun, evleviyet ve muraccah kriterleriyle çözülebilir. Özgürlük eksenli bir anayasa, öncelikli ve tercihe değerdir. Başkanlık sistemini dışarıda tutarak anayasayı öncelemek ve bu yolla konsensüs aramak, doğru olanıdır. Ne var ki, geçen yıllar bize başkanlık sistemi kenara konsa bile, sözünü ettiğimiz kırmızı çizgilerden ötürü ortak bir buluşmanın olmayacağını gösterdi. Laikler ve Türk milliyetçilerinin kırmızı çizgileri, bariyer olmaya devam ediyor. Üzerinde uzlaşı sağlanan 60 maddenin de Meclise gelmesine onay vermediler. Çünkü değişime açık değillerdir.

     Her şeye rağmen, AK Partinin başkanlık konusunu ayırarak anayasa konusu üzerinde bir kez daha samimi olarak uzlaşı araması, doğru olanıdır. Yeni anayasa üzerinde uzlaşı sağlanırsa, başkanlık sistemi yeni anayasadan sonra tekrar gündeme getirilebilir ve yolları aranır.

     Başkanlık sistemi: Doğu toplumlarının kültür ve medeniyetleri dikkate alınırsa, demokratik yönetimlerin bir türü olan başkanlık sisteminin doğu toplumları için daha uygun olduğu sonucuna ulaşılabilir. Şahsen yıllardır buna inanan biriyim. Çünkü parlamenter sistem çok daha fazla uzlaşı kültürünü gerektiriyor ki, bu da doğu toplumlarında yoktur. Bu yüzden koalisyon hükümetleri ya kurulamıyor veya çok kısa ömürlü oluyor. Kurulsa bile başarılı olamıyor. Türkiye, bu bakımdan zengin bir deneyime sahiptir. Yakın tarihteki demokrasi tecrübesi, başkanlık sisteminin parlamenter sisteme oranla daha iyi veya en azından daha az zararlı olacağını gösteriyor.

     Başkanlık sistemi, güçlerin ayrılığı ilkesine yakırı olan bir sistem de değildir. Demokrasinin beşiği olan Fransa'da yarı başkanlık, demokrasinin örneği olarak gösterilen Amerika'da tam başkanlık, İslami yönetim olan İran'da tam başkanlık, Sosyalizmin varisi olan Rusya'da yarı başkanlık sistemleri uygulanmaktadır.

     Dolaysıyla başkanlık sistemine itiraz edenlerin, 'olmaz' diye kılıç çekmek yerine neden olamayacağını izah etmeleri gerekir. Ne var ki, başkanlık sistemiyle ilgili itirazlar, çoğunlukla şahıs eksenli yapılmaktadır. Başkanlık sisteminin şahıs bağlamında değerlendirilmesi, sığ veya hedef saptırıcı bir yaklaşımdır. Zira sistemlerin ömrü, şahıslara göre çok daha uzundur. Eğer konu şahıslar üzerinden tartışılırsa, başkanlıklarda bir kişi en fazla iki kez üst üste seçilebilirken, parlamenter sistemde bir kişi beş kez de başbakan olabilir daha fazla da. Recep Tayyıp Erdoğan başkan olacak diye bir sisteme karşı çıkmak, konunun ciddiyetinden uzak bir yaklaşımdır. Kaldı ki, Erdoğan'ın başkan olacağını kim söylüyor? Darbeci Kenan Evren'in 82 anayasasına, anayasanın onaylanmasıyla kendisinin de cumhurbaşkanı olacağını koyması gibi bir şart mı var? Böyle bir koşul olmadığına göre, bu itirazda bulunanlar, başkanlık sistemine geçilmesi halinde halkın onu seçeceğini öngörüyor olmalarından olsa gerek. Halkın ekseriyetinin, birini başkan seçmesine itiraz ediliyorsa, o zaman itirazın delilleri fark eder. Burada itiraz, halkın ekseriyetinin tercihinedir, başkanlık sistemine değil. Eğer aynı öngörüye kendileri için sahip olsalardı, aynı itirazda bulunurlar mıydı?

     Başkanlık sistemiyle ilgili itirazların temel nedeni, Erdoğan değildir. Temel neden, itiraz edenlerin tercihleriyle halkın çoğunluğunun tercihleri arasındaki çatışmadır. Birçok toplumda olduğu gibi, Anadolu-Mezopotamya bölgesindeki halklar da daima orta yoldan yanadır. Muhafazakardır, mütedeyyindir ve uç noktalara mesafelidir. Eğer başkanlık sitemine geçilirse, Türkiye'de hiçbir zaman için laikliğin katı yorumundan yana olanlar, sol ideolojiden yana olanlar, etnik üstünlüğü savunanlar, mezhebi ayrımcılığı himaye edenler başkan olamaz, iktidara gelemez. Kehanette bulunmuyorum. Toplumsal katmanların ait olduğu kültür ve medeniyetin kodlarını, toplumsal eğilimi, uzak ve yakın tarihteki toplumun siyasi reflekslerini dikkate alarak söylüyorum. Esasen başkanlık sistemine itiraz edenler de bu gerçekleri biliyorlar ve bildikleri için itiraz ediyorlar ama itirazlarının gerçek nedenlerini gizleyerek hüsn-ü ta'lilde bulunuyorlar. Yani gerçek nedeni gizleyerek kendileri açısından daha uygun düşen bir nedeni öne sürüyorlar.

     Başkanlık sistemine güçlü itirazların uç noktalardan gelmesi, tek başına iktidar olma şansı olmayanlardan gelmesi, itirazlarının gerçek nedenlerine ışık tutuyor.

     Seçilecek kişi üzerinden başkanlık sistemine itiraz edilecekse, itiraz edenlerin tartışmayı çoğunluğun tercihinin ne anlama geldiği ile ilgili konudan başlatması daha doğru olur. Biri çıkıp ben bu milletin çoğunluğunun tercihini makbuliyet ve meşruiyet şartı olarak görmüyorum, çünkü bu milletin doğru tercih yaptığına inanmıyorum; bu millet Erdoğan ve onun gibilerini başkan seçer, onun için parlamenter sistem bize daha uyar demesi, mertçe olur ama siyaseten kimse böyle bir çıkışı göze alamaz ama çoğunluğun desteğini alamayanların böyle düşündüğünü de hepimiz biliyoruz.

     Demokrasi, cumhuriyet ve çoğulculuğu savunmak ile, halkın çoğunluğunun görüşünü muteber saymamak, yanlış görmek, kabul edilemez bir çelişkiyi kendi içinde barındırıyor. Halkın ekseriyetinin tercihini makbul görmeyenlerin, doğal olarak demokrasi, cumhuriyet ve çoğulculuğa karşı çıkması gerekir. Çünkü birbirini nakzeden, yekdiğerini dışlayan iki yaklaşım bir arada savunulamaz. Başkanlık sistemini savunurken de ona karşı çıkarken de tutarlı olmak zorunluluğu vardır. Halkın ekseriyeti, siyasal erki belirleyen temel unsur olarak kabul edilmişse, halkın tercihine katılmasak da kabul etmek ve saygı duymak zorundayız. Halkın tercihi orta yoldan yana da olsa en uç noktadan yana da olsa, sağdan da olsa soldan da olsa, fark etmez. Halk birini seçmişse, makbuliyet şartı hasıl olmuş demektir.

     Başkanlık sistemi için gerekli olan anayasal değişimler olmadan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın fiili olarak yarı başkanlık uygulamalarına gitmesi, hem anayasa açısından hem de işleyiş ve siyasi etik açısından sorunlu uygulamalardır. Parlamenter sistemin öngördüğü yetkilere sahip başbakanların yarı başkanlık sistemindeki başbakanlar gibi olmaya zorlanması, halkın onay vermesi halinde uygulanacak olan başkanlık sistemine de peşinen zarar vermektedir. Bu uygulamanın sorunsuz olabilmesi için başbakan olacak kişinin peşinen ve fiilen yarı başkanlığı benimsemiş olması gerekir ki, fiili sistem, buna uygun düşmemektedir.

     Öte yandan cumhurbaşkanının halk oyuyla seçilmesi de cumhurbaşkanlarının eskisi gibi olmasına uygun değildir. Esasen cumhurbaşkanını halkın seçmesiyle ilgili anayasa değişimi ya olmamalıydı veya devamı olan başkanlık sistemi uygulanmalıydı. Bu durum bu şekilde devam edemez. Ya geriye dönüş olacak, yani cumhurbaşkanını parlamento seçecek ki, geriye dönüş zordur veya başkanlık sistemine geçilecek ki, bu da kolay olmayacak.

     Yeni anayasa ile beraber sistem tartışması da kaçınılmaz noktaya gelmiştir. Özgürlükçü anayasa hazırlansa bile, icraya müdahil mevcut iki başlı olan sistem, yürüyemez. İcra tek elde olmak zorunda. Ya tam başkanlık ya da tam parlamenter sistem. Seçilmiş cumhurbaşkanlı ve seçilmiş başbakanlı bir idare olamaz. O yüzden yeni anayasa kadar sistem arayışları da tartışılmak ve bir sonuca ulaştırılmak zorundadır.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum