1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. YENİDEN KARDEŞ OLABİLMEK!
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

YENİDEN KARDEŞ OLABİLMEK!

A+A-

Şüphesiz bu  (İslâm), tek bir din olarak sizin dininizdir. Ben de rabbinizim. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının.” (Müminun. 52)


Cahiliye Araplarının çeşitli inançları vardı. Aynı şekilde çeşitli Rableri de! Öyle bir inanç karmaşası ki; kişi sıkıştığında veya ihtiyaç duyduğunda tapınmakta olduğu Rabbini (putunu) dahi yiyebiliyordu! Böyle inanç karmaşası ve çıkmazları içinde olan insanoğlunu, Âlemlerin yegâne Rabbi bir tek dine ve bir tek Rabbe çağırıyordu!

Bu iş elbette ki kolay olmayacaktı. Asırlardan beri toplumda yer etmiş olan cahiliyeyi, onca  hayat ve inanç tarzını değiştirmek, insanları içine yuvarlanmış o cehalet çukurundan hidayet tepesine çıkarmak elbette ki meşakkat gerektirecekti, zahmet gerektirecekti, hatta çile gerektirecekti. Bütün bunlar, Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Efendimiz Muhammet (sav)’in omuzlarına yüklenmişti. Evet, O, içinde dünyaya geldiği cahiliye toplumunu değiştirecek, onları cehalet çukurlarından, hidayet tepelerine çıkaracak ve sonra da bu kutlu çağrısını bütün dünyaya yaymaya gayret edecekti!

Rabbani direktifler doğrultusunda atılmasın gereken adımlar tek tek atılıyordu. Efendiler Efendisi evvela Hıra Nur’da halvete çekiliyor, deruni mesafeler kat ediyordu.

Bilahare kendi nefsini ve Rabbi ile bağı/bağlantısı gereken kıvama getiriliyordu. Daha sonra ailesine, yakın akrabalarına, uzak akrabalarına ve kabilesine bu mesaj ulaştırılıyordu!

Bu yepyeni mesaja kalbini açanların olduğu gibi, toplumun ekser çoğunluğu olumsuz karşılıyor ve ölçüsüz derecede tepki veriyordu. İşte bu noktada zahmet başlıyor, çile çekiliyor ve zorluklar üst üste geliyordu! Bu zorluklarla beraber yeryüzüne de Rahmet yayılıyor ve cehaletin kaleleri bir bir yerle bir ediliyordu!

Ne yazık ki bu hidayet tepelerinde yer alan ve yeryüzüne bir rahmet gibi yayılan Müslümanlar, kısa bir süre sonra tekrar dünya şatafatına dalmaya başladılar. İslam’ın değer verdiklerini değersiz ve İslam’ın değersiz gördüklerini de değerli görmeye başladılar. İslam toplumu, insanlığın hidayet çağrıcıları iken; kendileri bizzat dalalete müptela olmaya başladılar. (Olmayanları tenzih ediyorum.)

Şu anda dünya Müslümanlarının ahvaline baktığımızda, yüreğimiz burkulmaktadır! İslam’ın tarif buyurduğu Müslüman ile bizlerin/günümüz Müslüman dünyasının neredeyse hiç bir bağı kalmamış hale gelmişiz! Ve bu ilahi sesleniş tıpkı cahiliye döneminde olduğu gibi, günümüzde de biz Müslümanlara aynen hitap buyurmaktadır!

“Şüphesiz bu (İslâm), tek bir din olarak sizin dininizdir. Ben de rabbinizim. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının.” (Müminun. 52) 

 İlahi ferman böyle buyurmaktadır: Evet, din tek birdir! Rabb, yalınızca Yüce Allah(cc)’tır! Hayatınıza yön vereniniz, ahlakınıza şekil vereniniz, her türlü insani ilişkilerinizi düzenleyeniniz, hak ve hukukumuzu belirleyeniniz ortaksız olarak ALLAH’TIR!

Yani bir bakıma ayette buyrulmaktadır ki; ey Müslümanlar! Sarpa sarmayın! Batıl yollara sapmayın! Size vahyetmiş buyurduğum din-i Mübin’i olduğu gibi anlamaya, kavramaya, inanmaya ve yaşamaya azmedin! Başka başka tasavvurlar peşine düşmeyin! Daha önceki toplulukların saplandıkları türden veya benzeri cehalet kuyularına maruz kalmayın/saplanmayın! Evet, dininiz bir tek din olan “İSLAM”DIR. Ve Rabbiniz de bir tek Rabb olan “ALLAH(cc)” TIR! Sakın ola ki gaflete düşmeyin, uyanık olun!

Şüphesiz ki Allah(cc)’ın din-i Mübin’i, bir tek dindir. Bu din,  insanoğlu da dahil, bütün kâinatın yegâne nizamıdır. Bütün kâinatın; bu nizam ile şekillenip, bu nizam ile düzenli bir hayat sürdürdüğü gibi, bu nizam, insanlığın felah olacağı yegâne yaşama tarzının da adıdır. Bu hayat tarzı; düşüncesiyle, inancıyla, tasavvuruyla, insan ilişkileriyle; insana, çevreye, tabiata bakış açısıyla, fert ve toplum telakkileriyle vs bütün yönleriyle tamamen İlahidir. Bu din, kendisine herhangi bir beşeri müdahaleyi asla kabul etmez. İslam,  insan da dahil, istisnasız bütün kainatın/beşeriyetin sadece kendisine tabi olmasını,  emir ve yasaklarına teslim olmasını, kıstasları dahilinde yaşamasını talep/emreder.

O halde bu din/nizam, kendisine teslim olanlardan, yani Müslümanlardan ne tür taleplerde/emirlerde bulunmaktadır? Ki bu talepler/emirler muvacehesinde yaşayan fert ve toplumlara esas kurtuluşu, gerçek huzur, güven ve saadeti garantilemektedir!

“Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona (ihanet etmez), zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu tahkir etmez. Takva şuradadır (eliyle göğsünü işaret etti)! Kişiye şer olarak, Müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir. Her Müslümanın malı, kanı ve ırzı diğer Müslümana haramdır.” (Müslim Birr-10)

Günlük hayatımızda efendimizin ölçüleri ne kadar yer almaktadır? Unutmayalım ki bizler; Kur-an’ın ve dolayısıyla Efendimizin hayatımızda yer ettiği kadar Müslümanız! Aksi halde kuru ve cafcaflı kelime oyunlarıyla Müslüman olunamaz ve olamayız!

İstikametimizi Kur-an ile belirlemediğimiz zaman; bizlere iblisiler, müstekbirler istikamet belirlerler. Aklımız gider, kalplerimiz katılaşır, gözlerimiz kararır! Birlik ve beraberliğimiz biter, kardeşliğimiz yok olur! Haktan yana hiçbir şeyi göremez, duyamaz, anlayamaz ve idrak edemez hale geliriz. Günümüz Müslümanlarının hayatına baktığımızda (bilinçli ve sadık Müslümanları tenzih ederim), genellikle sıraladığımız bu menfi özellikleri görmekteyiz maazallah! Kardeşlik hukukunu göz önünde bulunduranlar, mümin kardeşine güven verenler, kardeşini dünyalık hırs ve çıkarlarına tercih edenler üzülerek ifade edelim ki yok denecek kadar azalmış bulunmaktadırlar! Oysaki Müslüman bir toplumda bu tür erdemli insanların, toplumun kahır çoğunluğunu oluşturmaları gerekir!

Allah Resulünden rivayet olunur:

Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, akrabasını görüp gözetsin” (Buharî, İlim, 37)

 “Faziletli işlerin en üstünü senden ziyareti kesen akrabanı ziyaret ederek ilişkiyi sürdürmendir” (Ahmed, III, 438)

Şu anda toplumumuza baktığımızda görüyoruz ki akrabaların ekseri kısmı sılayı rahmi rafa kaldırmışlardır. İman etmenin gerektirdiği merhametten, yakınlıktan, ülfetten eser görülmemektedir. Birbirlerine karşı şefkat kanatlarını germenin yerine, birbirlerine diş bilemekte, birbirlerine kem gözlerle bakmaktadırlar.

"Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.” (Müminun suresi, 8)

“ Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların güvende olduğu, Mümin ise insanların malları ve canları hususunda kendisine güvendiği kişidir” (Tirmizi, İman,  cilt 4,  2627 )

Müminler, birbirlerine karşı güven içinde olmaları şart iken; ne yazık ki bu gün toplumumuzun fertleri birbirlerine karşı son derece şüphe duymaktadırlar. Güven, samimiyet ve yakınlıktan söz edilememektedir. Dünya malı hırs ve sevgisi, gözleri ters çevirmekte, dünyaya olan tamahlık, iman kardeşliğinin önüne bir set gibi çekilmektedir.

Müminler, birbirinin derdiyle hemdert olması gerekirken; maazallah pek çok kimse başka birinin derdini kendisi için bir mutluluk vesilesi olarak görebilmektedir. Bencillik, kıskançlık, başını alabildiğince gitmekte, kıskançlıklar iman kardeşliğini bir fare gibi kemirip bitirmektedir.

“Bir kulun kalbinde iman ile haset bir araya gelmezler.” (İbni Maca, Cihad, 9)

Kalbimizden müminler olarak birbirimize karşı hasedi, nefreti, kini, kıskançlığı, çekememezliği, ötekileştirmeyi yok etmek; kardeşliği, sevgiyi, saygıyı, ülfeti, huşuyu, tevazuu güveni yerleştirebilmek ve geliştirebilmek dileklerimle!

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.