1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Yeni yüzyılın krizi
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni yüzyılın krizi

A+A-

Medyatik bir telkin olsa da 2000 yılına girerken herkeste dünyamızın yeni bir dönemin eşiğine adım atmakta olduğu hissi uyandırıldı. Zaman dilimlerine kurtuluş inancı ifadesini Yahudi ve Hıristiyan teolojilerinde bulur. Bizce zaman, tek tek insanların, ilahi sünnetlere göre işleyen toplumların ve belli devirlerle ömrü belirlenmiş kainatın eceli geldiğinde son bulur.

Çokça söylendiği üzere yerküremiz büyük bir köy görünümünde. Herkes, her toplum ve her ülke diğerine bağımlı hale gelmiş/getirilmiş durumda. Hiç kimse, kendini dünyanın diğer kesimlerinden en uzak köşede oturup bağımsız kararlar alıp yaşayamaz. Nasıl başkalarının attığı adımlar bizim hayatımızı belli düzeylerde ve ölçeklerde etkiliyor ve duruma göre sarsıntıya uğratıyorsa, bizim de attığımız ve atacağımız her adım bir başkasının hayatını derinden etkileyebilir, sarsıntıya uğratabilir.

Bu durumda çok daha sorumluluk gerektiren bir perspektife sahip olmamız ve söz konusu sorumluluk perspektifinden olaylara bakıp gerekli ahlaki ortak tutumları takınmamız gerekir. Tabii ki bu, dile getirilmesi kolay olsa bile aslında hiç de sanıldığı kadar kolay bir şey değildir. Her şeyden evvel sağlam güvenilir ve verimli bir alt zemine ihtiyacımız var. Ancak bu sağlam ve sağlıklı zemin üzerinde karşılıklı iş birliğine, hoşgörü ve kültürel alış verişe girişebilir. Bundan da tabii ki yararlı sonuçlar çıkarabiliriz.

Yeryüzü gezegeninin hiç ardı arkası gelmeyen silahlanma yarışı, iç savaşlar, yoksulluk ve zenginlik temelinde süren kutuplaşma çevrenin sorumsuzca tahribi sonucunda ekolojik dengenin derin bir sarsıntı geçirmesi ve canlı hayatın neredeyse bütünüyle tehdit altına girmesi hiç kuşkusuz gelecek yüzyılın en önemli insanlık sorunları olma özelliklerini korumaya devam edecektir. Sadece bunlar da değil. Uyuşturucu alışkanlıklarının artıp yaygınlaşması, alkolizm, sokak çocukları, sıcak ev ortamından uzaklaştırılan yaşlılar ve kimsesizler, cinsel sorunlar, tüketim kültürü, artık hastalık kategorisinde ele alınan obezite, dünyanın hemen hemen her yerinde sonu gelmeyen insan hakları ihlalleri, siyasi baskılar, dinleri ve dini yaşama taleplerine yönelmiş laisist hoşgörüsüz tutumlar, kimlik siyasetleri, çatışmalar vb sorunların önemini ve ağırlığını da unutmamak lazım.

Öyle anlaşılıyor ki 21 yüzyıl insanın eski bir özlemi olan “cennet” olmayacaktır, hatta eğer gerekli iş birliği ve karşılıklı sorumluluk bilincinde bir zayıflama olursa, geride bıraktığımız iki yüzyıldan da daha kötü de olabilir.

Modern zamanlarda tek tek insanlar arasında ve yüz yüze görüşme zayıftır. İlişkiler daha çok makro düzeyde, sanal ortamlarda ve uluslararasında sürüyor. Ulusları temsil edenler de tabii ki siyasi diplomatik askeri ve iktisadi elitlerdir. Oysa yeni küresel vizyon birebir ilişkileri ve karşılıklı tanıma çabasını zorunu ihtiyaç olarak öne çıkarmaktadır. Bu açıdan yerel yöneticilere de yeni görev ve sorumluluklar düşmektedir. Yerel yöneticiler sadece kendi yerel sorunlarıyla ilgilenmekle yetinemezler, çünkü karşılıklı ilişki ve bağımlılık yerel ve yöresel bütün alanları diğer çok daha geniş ve evrensel alanlara bağlamış bulunuyor. Yerel yöneticiler ulus devleti kendi yerel ölçeklerinde yeniden üretecek olurlarsa, ulus devletin emredici ve taşıyıcı araçlarını tekrar etmekten başka bir şey yapmış olmayacaklar.

Bu bakış açısından hareketle, her kültürden dinden ve coğrafyadan olan insanların bir araya gelip ortak sorunları tartışma masasına yatırmalarında büyük fayda var. Fakat şahinlerin en yüksek perdeden nara attıkları dünyada tefekküre ve tearufa davet eden sesler duyulmuyor.

Beşeriyeti neyin kesin olarak tam ortasından böldüğü konusunda ortak bir kanaate sahip değiliz. Hiç kimse Rudyard Kipling gibi “doğu doğudur batı batıdır” diyebilecek durumda değildir. Doğu ve batı elbette sadece coğrafi değil, aynı zamanda kültürel kavramlardır. Her ne kadar dünyamızda başlayan ve giderek hızı artan küreselleşme doğu batı ayrımında köklü değişimler meydana getirdiyse de, hala bu her iki kavram iki ayrı çağrışıma sahip bulunmaktadırlar. Doğu ve batı hala bazı bakımlardan dominant özelliklerini koruyor olmalarına rağmen, modern kriz her iki dünyayı derinden etkilemektedir. Kipling aynı şiirin devamında “Dünyanın iki tarafından iki güçlü adam bir araya gelse bu ayrılık ortadan kalkar” demişti. Öyle anlaşılıyor ki, şimdiye kadar bu güçte iki adam çıkmadı ama iki tarafı ortak sorunlarda birleştiren modern ciddi ve derinlemesine bir kriz çıktı.

Bu da gösteriyor ki yeni kültürel ve düşünme biçimlerini öne çıkaran söz konusu küreselleşme trendinin farkında olarak içinden geçmekte olduğumuz krize uygun makul, herkesçe kabul edilebilir çözüm arayışları içinde olmamız ve bu arayışı bir ölçüde geleneksel “doğu batı ikilemi” dışına çıkarak sürdürmemizde zaruret var. Her şeyin yolunda gitmediğini, sahip olduğumuz muazzam bilimsel birikim ve teknolojik ilerlemeye rağmen hala çok önemli alanlarda ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunduğumuzu kabul etmemek gülünç bir Poliannacılık oynamak olur. Dün olduğu gibi bugün de yersiz inatlaşma, ön yargılarda ısrar en büyük düşmanımızdır Karşılıklı alış veriş diyalog ve hoşgörü ise gelişmemizin teminatı sayılır. Atılması gereken ilk anlamlı adım birbirimizi anlamak üzere karşılıklı ve iyi niyete dayalı bir çaba içine girmektir. Bunun öncülüğünü vicdanını ve aklını koruyan diğerleri yanında, belki de onlardan önce zengin bir irfan mirasına sahip Müslümanların yapması gerekirken, neden İslam dünyası bir cinnet hali yaşıyor?


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.