1. YAZARLAR

  2. M. Şakirê Koçer

  3. Yeni Savaş Düzenine Hazırlık Yapılıyor Gibi
M. Şakirê Koçer

M. Şakirê Koçer

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni Savaş Düzenine Hazırlık Yapılıyor Gibi

A+A-

Sabahın doğuşunun habercisi olan horoz gırtlağını çatlatırcasına art arda öter.

Kuytu ve karanlık çalılardan çıkıp gelen kurnaz tilki hemen horozun kümesinin kapısına gelip kapısını çalar ve horoza seslenerek şunu der:

Değerli dostum, can kardeşim, sen gecenin karanlığının son bulduğunu, sabahın doğuşunu müjdeliyorsun o güzel davudi nağmelerinle, ne güzel. Ben de senin bu güzel sesinle uyandım. Senin bu güzel sesin, sadece gecenin karanlıklarından beni çekip çıkarmadı. Aynı zamanda sana bir müjdeyi vermeye de cesaretlendirdi. Biliyor musun can kardeşim, bütün hayvanat barıştı. Artık aralarındaki savaş son buldu. Herkes can ciğer dost oldu. Barış şölenleri, törenleri ve merasimleri tertiplenmekte, sevinç naraları atılmakta, düşmanlık lanetlenip birlik beraberlik tezahüratları yapılmakta. Yoksa o güzel nağmeleri sen terennüm ederken bütün bu olup bitenleri duymadın mı? Hele bir çık dışarı, aydınlık gündüzlerin habercisinin karanlık kümeslerde ötüşüne gönlüm razı değil. Hem sana hiç mi hiç yakışmaz. Değerli dostum hemen hazırlan ve süslen. Çabucak barış yemeğine yetişeyim, pardon yetişelim.

Horoz hilebaz tilkinin bütün söylediklerini can kulağı ile dinledi ve tilkiye şöyle bir cevapla karşılık verdi.

‘’Hayvanlar arasındaki barışı bana haber verdiğin için seni ve bu barışı kutluyorum. Bu kutlu barışın müjdesini sen bana ulaştırma şerefine eriştin. Ben de bu müjde ve haberi komşumuz karabaşa ulaştırma şerefine ereyim. Oda gelsin üçümüz beraber barış şölenine gidelim.’’ der ve gırtlağını yırtarcasına ‘’karabaş karabaş’’ der ve seslenir. Horozun bu akılüstü zekası karşısında tilki neye uğradığını şaşırır ve hızlı bir şekilde karanlık çalılara dalar kaybolur.

***

Şimdi bu fabl ile asıl neyi anlatmak istediğime geleyim.

Şu anda hemen hepimizin gündemi barış. Ne güzel barışı istemek, barışı konuşmak barışla yatıp kalkmak. Acaba bu iyimserliğimiz karşılık bulur mu? Doğrusu bu hususta ciddi endişelerim var. Bu barışın yepyeni ve yıkıcı bir savaşın ön koşulu ve zaruri bir gereksinimi olduğunu ve yeni başlatılacak savaşta cephelerin tanziminin söz konusu olduğunu kanaatini taşıyanlardanım. Dünyayı yönetenlerin özellikle batılı devletlerin kararını verdikleri ve öteden beri devreye de koydukları bir savaş tanzimasyonu söz konusu. Bu savaşta asıl düşman ve asıl bertaraf edilmesi gereken ve düşünülen İslam dininin siyasal iktidarıdır. Bu siyasal iktidar mevcutsa, yıktırılması. Onu talep eden bir askeri güç varsa zayıflatılıp etkisiz hale getirilmesi. Öteden beri yürüttükleri savaş çizgilerinin de bu noktaya uzandığı ve bu hedefe doğru yol aldığı da bilinen bir gerçekliktir. Herkes dünya yeniden şekilleniyor diyor. Dünyanın yeni siyasi, kültürel ve sosyolojik dengeleri oluşuyor diyor. Bu doğru ama kime göre?

Bu değişim ve dönüşümün asıl aktörleri kimlerdir? Hangi merkezler bunu belirliyor? Bunlar dünyanın barışını mı sağlayacak yoksa insanlığın, özelde Ortadoğu nun, daha özelde bizlerin felaketini mi netice verecek? Öteden beri ve bu gün olduğu gibi bütün bunları tanımak ve sorgulamak gerekmiyor mu? Barışı dillendirenler gerçekten barışa inanıyorlar mı? Barışı dillendirenler barış için umut bağladıkları ve barışa referans olarak yeni Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Taslağı hiç şüphesiz insanın gerçek tanrısı ve Müslümanların da inandığı tek tanrı olan Allah a dayandırmadıklarına ve dayandırmayacaklarına göre, ki Kuranı Kerimden mülhem bir anayasa taslağı olmayacağı açık. Hal böyle iken acaba yeni anayasa taslağı acaba hangi sahte tanrıların, batıl ve merdut kararlarının bileşkesinden oluşacak.

Bir diğer ismi barış olan İslam ın bağlayıcı kurallarına kendilerini bağlı kabul etmeyen ve İslam a dayandırmadan anayasa taslağını hazırlayanlar, acaba hangi dinden ilham alıyorlar? Yahudilikten mi, Hıristiyanlıktan mı, Masonluktan mı yada hangi batıl inanç ve düşüncelerden? Doğaları gereği savaşçı, müfsit ve insan kanına doymayan bir tarihin vampir, haydut ve çıkar şebekelerinden oluşan yeni varisleri olan bu günkü dünya egemenleri, özellikle batılı devletler ve bunların çete başı olan ABD nin dünyada, özelde Ortadoğu da alevlendirdiği bir savaşta cephe dizaynına hazırlık yaptığı bir zamanda, model, stratejik ortak ve İslam aleminde ön karakol görevini üstlenmiş Türkiye nin artık PKK ile çatıştırılıp güçlenmesini geciktirmek, müstakbel savaşın sahte tanrılarına çok da makul gelmiyor olacak ki; barışın diyorlar. Ne de olsa PKK da onlar gibi İslam düşmanlığına kendini şartlandırmış bir kanlı örgüt. Bu aşamada natüralist güçlerin bir şekilde anlaşması ve güç birliğine gitmeleri onlar için bir kazanç olarak görülmekte. Yoksa neden bu savaşın otuz yıl sürmesine ve elli bin cana mal olmasına engel olmadılar.

Otuz yıl boyunca bu savaşı körükleyenler ve devamını sağlamaya çalışan bu haydut devletler, şu günlerde Türkiye Devletini ve Kürdistan İşçi Partisini barışa çağırmaktalar ve barış hakemliğine soyunmaktalar. Eğer batılı eşkıyalar barışta bize hakem olacaksa vay halimize. Vay Kürdün ve Türkün haline, vay Müslümanın ve Ortadoğulunun haline, vay dünya halklarının başına gelenlere. Ne imiş demokrasi imiş, demokratik cumhuriyet imiş, miş, miş. Demokrasi tarihinide, kendilerini demokrasi dinine nispet eden bu günkü dünyayı da artık bizler çok iyi tanıyoruz. Koyun postunda gizlenen kurtların dini, orman kanunlarından müteşekkil din. Güçlülerin hukukunu, hilebazların çıkarını sağlayan din. İşte bu dinin mensupları bizlere barışta hakem olacak.

Ağlamak mı lazım gülmek mi? Kestirmek zor. Elbette barış. Artık masum insanlar ölmesin. Analar ağlamasın. Yurtlar harap olmasın. Fakat barış mı gelecek yoksa daha büyük savaşlara mı sürükleneceğiz? Doğrusu bunu kestirmekle mükellefiz.

kocer_571@hotmail.com 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.