1. YAZARLAR

  2. Müfid YÜKSEL

  3. YENİ Ortadoğu
Müfid YÜKSEL

Müfid YÜKSEL

Yenişafak
Yazarın Tüm Yazıları >

YENİ Ortadoğu

A+A-

     Suriye ve Mısır başta olmak üzere Ortadoğu, katliamlar düzeyinde kaos ortamına sürüklenmiş durumda. Aslında yüz yılı aşkındır bölgede huzurun esamisi okunmuyor. İkinci Dünya Harbi'ne kadar işgaller altında kalan bölge, daha sonra uzun süren askerî diktatörlükler devri yaşadı. Petrol ve doğalgaz başta olmak üzere dünyanın enerji kaynaklarının önemli bir kısmını barındıran bölge hiç mi hiç rahat bırakılmadı, bir türlü huzur verilmedi. 19. asrın 'Düvel-i Muazzama'sı 20. yüzyılda bölgeye her türlü müdahalede bulunabildi ve bulunmaya da devam ediyor. Kuzey Atlantik'in iki yakası, Ortadoğu'nun iki yakasının biraraya gelmesine bir türlü izin vermiyor, yakasını bırakmıyor. Bölgenin boğazı sıkılmaya devam ediyor.

     "Rebîu'l- Arab" (Arap Baharı) denen, süregelen olaylar zinciri, artık yön değiştirerek bölgeyi gittikçe kan ve ölüm denizine sürüklemektedir. Büyük devletlerin, denizaşırı güç dengelerinin hesaplaşma ve güç gösterileri bu bölgede gerçekleşmeye devam etmektedir. Bölgenin yapısı, Müslümanlar'daki stratejik manevra kabiliyeti, donanım ve yetişmiş kadro yoksunluğu her zaman bu müdahalelere elverişli zemin hazırlamaktadır. Bu yüzden bir türlü bu müdahaleler savılamamaktadır. En son Mısır'da İhvân (Müslüman Kardeşler) idaresine yönelik darbe ve süreli katliamlarla gerçekleşen operasyon kanlı bir kaosu bölgeye yayma eğilimindedir. Suriye'de olduğu gibi Mısır'da da suların ne zaman durulacağı kestirilememektedir. İhvân hareketinin uzun vadeli stratejik manevra kabiliyetinden yoksunluğu, çeşitli alanlarda paralel güç odağı oluşturmada yetişmiş kadrolardan mahrum oluşu, böyle bir darbeyi öngörememesi veya önleyememesini getirmiştir. Bir aydır sebatla meydanlarda gösterilebilen direncin / direnişin darbeyi etkisiz bırakabilecek bir sonuca ulaşıp ulaşmayacağı da henüz meçhul. Meydanlarda toplanan kalabalıkların darbeyi geriye çevirecek bir yöne kanalize edilecek bir strateji yoksunluğu bariz bir şekilde göze çarpmaktadır. Oysa ki, İhvân hareketinin , 85 yıllık tarihi ile birçok tecrübi birikimi bünyesinde bulundurması gerekmez miydi? Üstelik, Cemâl Abdünnâsır döneminden beri birçok darbeye, acıya, zulme maruz kalmış olmasına rağmen..

     Kürt hareketlerine baktığımızda ise, çok daha ayrıntılı ve ince stratejiler uygulanabildiğini, toplumsal dinamiklerin ve nabzın çok daha stratejik bir biçimde elde tutulabildiği görülmektedir. Örneğin, Suriye'de son dönemlerde PYD'nin ön alması ve son olarak da PYD ile En- Nusra / Ed- Devle örgütleri arasında Seré Kanî (Raselayn) üzerindeki güç çatışmasında, iki ay içinde ortaya çıkan "Rojava" kavram ve söylemi... Bu kavram ve söylemin, sanki yüzyıllardır Kürtler arasında kullanılıyormuş gibi, Kürtler'in yeni kuşaklarında hemen yer etmesi ve adeta zihinlerinde kazınması, stratejik manevra kabiliyetinin derecesini göstermektedir. Bununla bile karşılaştırdığımızda İhvân hareketinin 85 yıllık bir hareket olmasına karşın, Sinâ'daki olaylar ve Baltacılar karşısında bile manevra gerçekleştirememesi, toplumun / kamuoyunun nabzını elinde tutamaması ciddi anlamda sorgulanmalıdır. Bu olaylar sadece büyük devletlerin, süper güçlerin müdahale gücü ve kabiliyeti olarak değerlendirilip, algılanamaz. İslam dünyasında siyasal İslamî akım ve hareketlerin neredeyse tümünün öteden beri strateji, bilgi - donanım yoksunluğu ve yetişmiş kadro yetersizliği ortadadır. Elbette böyle bir durum hemen kısa vadede talep edilemez. Ancak uzun yıllara dayanan geçmişe sahip, birçok tecrübeler yaşamış örgütlenmelerden, siyasal yapılardan böyle birşey beklemek ve eleştirmek de kesinlikle hakkımız. Mısır'da İhvân dışında siyasal bir alternatifin olmadığı ve kesinlikle desteklenmesi gerektiği de aşikar. Ancak, bu yılların ve geçmişin de olumlu ve olumsuz yönleri ile sorgulanması gerekir. İslam'ın bölgedeki geleceğini ilgilendiren konularda sorumluluk bilinci ile davranılması gerektiği, stratejik hataların tekrarının bedelinin ağır ödendiği de tecrübe ile sabit. Bu yüzden İslâm'ın bölgedeki geleceğini karartacak adımların atılmasının ne büyük bir vebale müncer olacağı görülmelidir. İslam adına çıkmış hiçbir siyasal yapının / örgütlenmenin, Mısır ve Suriye'dekiler başta olmak üzere, İslâm'ın bölgedeki geleceğini tehlikeye atacak adımları sorumsuzca atma lüksü bulunmamaktadır.

     Olayın Türkiye boyutuna gelince, Türkiye'nin Ortadoğu'daki olaylardan bağımsız olabileceği düşünülemez. Türkiye'yi güneyindeki tüm bölgelere yabancılaştıran, Anadolu'ya hapseden resmî ideolojiye dayalı Misak-ı Millîci söylem ve politikaların başından beri bu coğrafyaya hayır getirmediği, zarar verdiği bilinmektedir. Dolayısıyla Türkiye'nin bir zamanlar, hem Lozan'ın tarafı olan Batı dünyasının ve hem buna dayalı resmî ideolojinin haram kıldığı Ortadoğu'ya tekrar açılmaması, bağlarını kurmaması mümkün değildi.

     Ancak, diğer yandan Suriye ve Mısır'daki olayların Türkiye'yi olumsuz yönde etkilememesi neredeyse mümkün görünmemektedir. Batı'da, Kuzey Atlantik'in her iki yakasında, Ortadoğu'ya yönelik yeni konsept değişiminin Mısır'daki darbeye yol açtığı savı gözönüne alınırsa, bu konsept değişiminin Türkiye'yi de kapsamadığı düşünülemez. Gezi olaylarının ikinci aşamadaki gelişim süreci de bu konuda zaten önemli ipuçları vermektedir.

     Bu konuya devam edeceğiz.

     YENİ ŞAFAK

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.