1. YAZARLAR

  2. Yıldız RAMAZANOĞLU

  3. Yeni Dünyada Gezi Alemi
Yıldız RAMAZANOĞLU

Yıldız RAMAZANOĞLU

Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni Dünyada Gezi Alemi

A+A-

     Dünya küçüldü sözü, günümüz dünyasında yaşanan bir gerçekliğe dönüştü. Hem seyahat eden insan sayısının çokluğu yüzünden müşahede alanımız, bireysel olarak yaşanan yüzölçümü genişledi hem de iletişim imkânı sayesinde bütün dünya birbiriyle irtibatlı hale geldi.

     Bu yüzden küreselleşme insanlığın kaçınılmaz olarak geldiği bir nokta. Globalleşmenin ne olduğunun tartışıldığı 2000 yıllarında internette dolaşan Lady Diana'nın Ölümü cevabını yabana atmamak lazım: İngiliz prensesi, bir Mısırlı işadamıyla birlikte Belçika yapımı İskoç viskisi içmiş, Alman şoförün kullandığı, Alman yapımı bir arabadalar. Japon yapımı bir motosiklet kullanan İtalyan paparazzi tarafından takip edilirken kaza yapıyorlar. Kazadan sonra Amerikalı bir doktor, Brezilya yapımı ilaçlarla tedavi etmeye çalışıyor, kaza haberi sana Tayvan teknolojisinden esinlenen Bill Gates'in kurduğu teknoloji ile bir Türk'e ulaştırılabiliyor.  

     Küreselleşme yeryüzünde emeğin, bilginin, kültürün dolaşıma açılacağını, birimizde ne varsa herkeste olacağını, nihayet küresel adalete varılacağını vaat ediyordu. Dünyanın her yerine demokrasi götürmek, insan haklarını her yerde geçerli kılmak, küresel barış eşitliği yaratmak, hedeflenenin bu olduğu söyleniyordu. Sonuç sermayenin küreselleşerek insanı esir alması, milyonlarca insanın açlıkla savaşması ve temiz suya bile ulaşamaması, küresel adaletsizliğin daha da yaygınlaşması oldu.  

     Küreselleşme karşıtları dünyayı bir avuç kibirli otoritenin yönetmesine, milyonlarca insanın susturulmasına karşı mücadele veriyorlar. 2011'de Avrupa'da ve Ortadoğu'da yaşanan ayaklanmalar mevcut sistemin daha fazla gidecek yerinin olmadığını gösterdi. Dünya hızla büyük bir değişime gidiyor, kimse bunun dışında kalamaz. Gelecek için tasarlanan projeler daha o vakit gelmeden zayıf ve küçük görünmeye başlıyor. Yeni gelecek hızla bize doğru yaklaşırken dünya insanları durumun güçlüğünün farkında. Bu yüzden yaşananları analiz etme konusunda büyük sorunlarla karşı karşıyayız. Şimdiki varlığımız ve birikimimiz durumu değerlendirmede yeterli değil. Bazı insanlar yaşanan gerçekliği anlamak için gerekli anlama düzeyinin giderek yitirildiğini bile düşünüyorlar. Bunları göz önüne almayan analizler hakikatle buluşamayacaktır.  

     Öte yandan bütün ayrışmalara rağmen insanlar birbirlerine yaklaşıyorlar. Dünya Sosyal Forumu mesela. Yeryüzünün bütün iyiliği de hoşnutsuzluğu da bu zeminde bir araya gelebiliyor. Artık dünyanın ortak kaderi için buluşmalar daha da önem kazanacak. Küresel dünyada eşitsizlik ve adaletsizlik yaygınlaşırken karşı koyma istenci de globalleşti. Dünyayı yönettiğini sananlar büyük ölçüde adalet duygusundan yoksun ve yönetmekten aciz. Şiddetin tamamen aradan çekildiği, güvenlik politikalarının iyice geriletildiği, hiçbir korku olmadan herkesin fikrini söyleyip katılabildiği, herkese yer olan bereketli adil bir dünya ütopyası gönülleri sardı.

     Serveti küçük bir azınlığa veren, küresel sömürgecilikle nereye kadar gidilebilir. Artık çıkarlar bütün insanların çıkarları olarak tanımlanacak ve çıkarlar tek parça olup bütün insanlığı ilgilendirecek. “Asrın idrakini İslam'a söyletmek” diye bir şey olacaksa eğer, hiç kimsenin tekelinde olmayan, üstünlük iddialarının yerle bir olduğu, insanın, tükettiğiyle değil özündeki yüce varoluşla tanımlandığı bir dünyanın kurulumuna hizmet etmek olacaktır bu. Bu rüyayı gerçekleştirmek, imkânsızı mümkün kılmak için İslami tecrübeyi seferber etme zamanı. Modern dünya düzeni insanların ortak duygu ve değerleri benimseyeceğini öngörüyordu. Allah'ın inayeti küçümsenince insanın dar ruhu tecelli etti, insan haklarından belli biçimde yaşayan insanların haklarının anlaşılması gerektiği bir noktaya geldik. Ötekilere savaş açıldı. Bireyselleşme, ele geçirme, sermayeyi hakim kılma gibi sonuçlarla karşılaştı dünya. Öyle çatışmacı bir yapıydı ki çocukluğumuzda yıldızlararası savaşlar çıkacağını düşünüp korkardık. Daha güvenli bir dünya umulurken seküler ahlakın bunu sağlamada ne kadar yetersiz olduğu görüldü.  Bir imkân olarak İslam'ın vaat ettiği esenlik ve güvenlikten söz etmenin elbette zamanı ama bunun için dingin bir ortam lazım. Öfke ve kaygı ortamın ana hissiyatı olunca kalıcı fikirler, kurucu düşünceler üretmek mümkün olmuyor.    

     Harekete geçen insani itirazlar kalpleri umutlandırmıyor, Gezi'dekiler mesela, Sırrı Sakık'ın da işaret ettiği, sandıkta yenişemedikleri iktidar partisini farklı yollarla nasıl devirebiliriz diye harekete geçen adamlardan berîyiz diye haykırsaydı keşke. Eylemcilerdeki İslam karşıtlığı ürkütüyor ekranlardan bile. Buyurganlığa karşı ses çıkaranların buyurganlığı, seçilmiş insanlara karşı kullanılan dayatmacı ve emir kipindeki cümleler dünyadaki hakiki iyilik zincirine eklemlenmekten uzak bir harekete işaret ediyor. Özellikle de Ankara eylemcilerinin yüzlerinde okunan gücü ele geçirme ve kendi tahakkümünü kurma arzusu insanda yılgınlık yaratıyor, bu fasit daireden çıkabilecek mi ülkem, bölgem, gezegenim diye. Parklarda herkese eşitlik ve adalet isteyen kimi gençlerin duyguları da hiçe sayılıyor. Slovaj Zizek'in dışarıdan gözlemlediği gibi protestocuların tanımlanabilir herhangi bir gerçek hedef peşinde olmadıklarını mı kabul edeceğiz, yoksa toz duman dağılınca her kesimden ontolojik bir sistem analizi çıkacak mı?  

     Bu dünyada artık kimse bir Afrikalı'ya ikinci sınıf vatandaş olduğunu söyleyemez, Türkiye'de Kürtler'i asimile edemez, başörtülü bir kız üniversiteye giremez demeye kimse cesaret gösteremez. Artık insanların yaşanan hak ihlallerini “devletteki dengeler”le gerekçelendirmesine de tahammül yok. İnsanların bir gecede örgütlenebildiği yeni dünyanın diline ve hızına aşina olmayanlar adalet için hızlanmayanlar elenecek kaçınılmaz olarak.

     ZAMAN

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.