1. YAZARLAR

  2. Ergun BABAHAN

  3. Yeni bir tek parti dönemi
Ergun BABAHAN

Ergun BABAHAN

Ergun BABAHAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Yeni bir tek parti dönemi

A+A-

Yeni bir tek parti dönemi

Recep Tayyip Erdoğan, Cumhuriyet’le özdeş olan Çankaya Köşkü’nün kapısına kilit vurup yeni Başbakanlık binasını kullanacakmış. Bunun anlamı açık, Başbakan ile aynı mekanı paylaşan Erdoğan, fiili başbakan olmaya devam edecek, yeni atanacak olan başbakan sadece göstermelik kalacaktır.

Bakanlar ve başbakan yardımcılarıyla sürekli aynı ortamı paylaşacak olan Erdoğan, hükümet kararları üzerinde bire bir etkili olacak, maden lisanslarından ihalelere kadar her konuda tek karar verici olmaya devam edecektir. Meşhur telefon konuşmalarında vurgulandığı gibi, Türkiye’de iş yapmak isteyen işadamları ‘‘Kucağa oturmaya’’ devam edeceklerdir.

AKP’nin önümüzdeki bir yıllık performansına bağlı olarak Türkiye’yi önümüzdeki en azından 5 yıllık dönemde tek partili bir yönetim biçiminin ve tek liderin yöneteceğini söyleyebiliriz.

Mustafa Kemalin çağdaş uygarlık düzeyi hedefinin yerine muhafakazar bir toplum yaratma hedefini koyan Recep Tayyip Erdoğan, eğitimden turizme kadar her alanı bu şekilde organize etmeye çalışacaktır.

Aslında Erdoğan’ın kafasındaki modelin Arap şeyhliği Dubai benzeri bir toplumsal model kurmak olduğu açık. Şeyhin yerini cumhurbaşkanının aldığı, içkinin turistlere mahsus olmak üzere 5 yıldızlı otellere kapatıldığı, kalkınma adına her türlü çılgınlığın yapılıp doğanın ırzına geçildiği, insan hakları ve hukukun askıya alındığı bir toplumsal düzen.

Göstermelik bir din anlayışla, dinin temsil ettiği tüm temel değerlerin ayaklar altına alındığı, din kisvesi altında büyük bir yağma yaşandığı, kendine bağlı işadamlarının hızla zenginleştirildiği bir toplumsal model.

Kızdığı veya hoşlanmadığı gruba bağlı bankaların batırıldığı, muhalif görünen işadamlarının maliye müfettişleri vasıtasıyla sürekli taciz edildiği, kendisine eleştirel duran medya kuruluşları ve temsilcilerinin susturulduğu bir düzen.

Kadının ikinci plana itildiği, kadınlara tek temel hak olarak başörtüsünün göründüğü, kadının çocuk makinesi olarak değerlendirildiği bir toplumsal düzen.

Köyden göç eden orta sınıfların kent yaşamına alıştıkları ama geleneksel değerleri tam terk edemedikleri toplumlarda muhafazakar değerlerin öne çıkması kaçınılmaz. Türkiye’de bu muhafazakarlaşmaya bir de otoriterlik eklendi.

Kendini başöğretmen olarak gören Erdoğan, aslında inkar ettiği Mustafa Kemalin bir kopyası.

Türkiye’nin kentli muhalefeti, Kürtler ve Batı ile olan ilişkileri böyle bir toplumsal bir modelin, hiçbir engele takılmadan yoluna devam etmesine ne kadar izin verecek?

Bunu zamanla göreceğiz…

Ancak, cumhurbaşkanı seçilip mazbatasını alan Erdoğan’ın Anayasa ve yasa hükümlerini hiçe sayarak başbakanlık koltuğunda oturmaya devam etmesi, muhalif kesimleri şeytanlaştırmaya sürdürmesi ve parti içinde farklı görüş ifade edenleri hain ilan etmesi, toplumsal muhalefeti iplemeyeceğinin açık göstergesi.

Yıllarca askeri vesayet sisteminin gücüne dayanan muhalefet anlayışı iflas etmiş durumda. Sıkıştığında topu askere atarak krizleri çözmeye alışan anlayış, Türkiye’yi muhalefetin işbirliği temelinde anlaşmasını engellemeye devam ediyor.

CHP’de yaşanan kriz, bunun açık bir dışa vurumu.

Kongre sonrası CHP’nin nasıl bir yönetim biçimine kavuşacağı, Kürt muhalefetiyle işbirliği yolunu seçip seçemeyeceği Türkiye’nin yakın geleceğini etkileyecek unsurlar. Kürt muhalefetini yok sayan bir CHP, 2015 seçimleri sonrasında AKP ile HDP arasında yeni bir anayasa konusunda varılacak olası bir mutabakatın başlıca sorumlusu olacaktır.

Çocuklarımızın geleceğini belirleyecek bir yıla giriyoruz, o kesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.