1. HABERLER

  2. MAKALELER

  3. Yeni bir Soğuk Savaş dönemi
Yeni bir Soğuk Savaş dönemi

Yeni bir Soğuk Savaş dönemi

Yirmi yıl önce Sovyetler Birliği’nin çökmesi ve Varşova Paktı’nın dağılmasıyla birlikte Moskova’nın Amerika Birleşik Devletlerine (ABD) uzun süreden beri askeri ve ideolojik tehdit unsurunu ifade ettiği dönemin sonuna geldiğini gösterdi.

A+A-
 
Yeni bir Soğuk Savaş dönemi
Prof. Melvin A. Goodman
Yirmi yıl önce Sovyetler Birliği’nin çökmesi ve Varşova Paktı’nın dağılmasıyla birlikte Moskova’nın Amerika Birleşik Devletlerine (ABD) uzun süreden beri askeri ve ideolojik tehdit unsurunu ifade ettiği dönemin sonuna geldiğini gösterdi. Sovyetler Birliği’nde görev yapan ABD Büyük Elçisi George F. Kennan’ın “çevreleme doktrini” gereği desteklenen politikaya uygun olarak Rusya’nın Batı Müttefiklik Sistemi siyasi ve ekonomik mimarisine demirlenmesi yerine, o zamandan beri işbaşına gelen ABD yönetimleri yalnızca Kremlin ile aralarına mesafe koymakla kalmadılar, aynı zamanda, Kuzey Atlantik Teşkilatının (NATO) faaliyet alanı sınırını Rusya’nın burnu dibine kadar çekme politikasını uyguladılar. Bugün Kırım’da yaşanan krizin esas nedeni tam da bu politikadır. 
 
ABD yönetimi şimdilerde, NATO’nun faaliyet alanında genişleme yapılmasıyla, Sovyet askeri gücünün Almanya’dan çekilmesinden sonra ABD askeri gücünün Doğu Almanya’yı aşarak Doğu Avrupa’da konuşlandırılmayacağı konusunda dönenin ABD Dışişleri Bakanı James Baker’ın 1990’da Sovyetler Birliği Dışişleri Bakanı Eduard Shevardnadze verdiği garantiye ihanet etme suçunu işliyor. Bill Clinton ve George W. Bush yönetimleri eskiden Varşova Paktı üyesi olup, Sovyetler Birliğine dâhil sekiz devletin ABD desteğiyle NATO’ya üye olmaları sürecinde ABD’nin verdiği taahhüdü görmezlikten geldiler. Obama yönetiminin de Kırım’da yaratılan krizinde James Bakar döneminde verilen taahhüde riayet etmeyerek dış politikasının bu jeopolitik bağlamını görmezlikten geldiği anlaşılıyor. 
 
İki Almanya’nın birleşmesi sürecinde Rusya’nın tarihsel hafızasına ve İkinci Dünya Savaşı’nda yaşanan büyük kayıplara rağmen,  Almanya’nın NATO’ya dâhil olması konusunda Sovyetler Birliği Devlet Başkanı Mikhail Gorbachev’un yaşadığı zorlu dönemde katkı olması anlamında Başkan Bill Clinton’ın görünüşe göre herhangi bir takdir yetkisi olmadı. Sovyetlerin dış politikasında birkaç gurur kaynağından birisi, ABD ve İngiltere’nin Batı Cephesindeki zaferi Alman Savunma Gücünün (Wehrmacht) yenilgiye uğratılmasıydı. Alman ordusunun dörtte üçü Doğu Cephesinde savaşıyordu ve Almanya kayıplarının dörtte üçü de zaten Doğu Cephesinde olmuştu. ABD diplomat ve akademisyenleri, özellikle Gerorge Kennan gibi Avrupa politikası ve Sovyetler Birliği konularında uzman figürler NATO’nun genişlemesi kötü bir stratejik politika olduğu konusunda Başkan Clinton’ı ikna edilmesinde üstün gayret gösterdiler. Dönemin Savunma Bakan Yardımcısı Bill Perry’nin de dâhil olduğu üst düzey yönetim kademesindeki üyeler Başkan Clinton’ı stratejik hatasından vazgeçmesine çaba gösterdiler. Ancak, Clinton’ın, 1990’da Sırbistan’a karşı askeri güç kullanırken, Rusya ile Sırbistan arasındaki eskiden beri süre gelen tarihsel bağları hakkında bilgiye sahip olmadığı anlaşılıyor.
 
Başkan Bush, stratejik caydırıcılık politikasında, Kaliforniya ve Alaska’da milli bir füze savunma sisteminin konuşlandırılmasında köşe taşı niteliğinde olan Anti-Balistik Füze Antlaşmasını yürürlükten kaldırarak, eskiden Sovyet Cumhuriyetleri olan Estonya, Letonya ve Litvanya’nın NATO’ya girmesini destekleyerek Rusya liderliğinin ötekileştirilmesi sürecine katkıda bulunmuştu. Bush yönetiminin çok yönlü diplomasi ve silahların kontrol altına alınması konularını hafife alması ve aynı zamanda güç kullanma konusundaki kararlılığı, özellikle Irak’a karşı gereksiz yere savaş açılması gibi, Rusya liderliği ve birçok Avrupa ülkesi liderini öfkelendirdi. Başkan Bush, milli füze savunması ve Doğu Avrupa’da bölgesel füze savunması Rusya’yı hedef almayacağını, ancak, kimliğiyle ilgili herhangi bir tanımlama yapılmayan “Dünya’da en az sorumluluk hisseden devletlere” yönelik olacağını açıklamıştı. Tabii ki, Kremlin’de hiç kimse bu açıklamaya değer vermedi. 
 
Bush yönetimi yeni muhafazakâr Amerikan toplumuna hoş bir rahatlama sağlamıştı ve aynı zamanda Rusya’ya karşı da bir uyarıydı. Görev başına tayin edilen ve Rusya devletine derin bir tehdit savuran Amerikan sağ kanat ideologları arasında Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Savunma Bakanları Donald Rumsfeld ve Robert Gates, CIA Direktörü Porter Goss, Pentagon’da görev yapan bilge şahsiyetler; Douglas Feith, William Luti ve Abram Shulky gibi kişiler vardı.  
 
Robert Gates, yazdığı “Görev” başlıklı anılarında, “Rusya’nın mutlu olmasına yarayacak bir konunun, benim yapılacaklar işler listesinde” kesinlikle yer almadığından dolayı Rusya ile ilişkilerde herhangi bir gelişme konusuna muhalefet ettiği için kendisiyle gurur duyduğumu belirtiyor. Gates, Rusya’nın askeri görevli akranlarıyla karşılaşması sırasında çocuksu ve huysuzca bir notu, “bu çocukları gerçekten ne kadar sevmediğini hatırlamak bile istemediğini” ifade eden Dışişleri Bakanı Condoleeza Rice iletmişti. Başkan Bush NATO’nun faaliyet alanı Ukrayna ve Gürcistan’a kadar uzanmasını desteklemiş ve ABD’nin Gürcistan’a askeri destek vermesi 2008’de Gürcistan ve Rusya arasında geçen beş günlük savaşta önemli bir rol oynamıştı. 
 
Başkan Obama başlangıçta ABD’nin Rusya ile olan ilişkilerinde “reset” düğmesine basılması yönünde bir miktar kredi edinmişti. Ancak, kısa süre sonra söz konusu düğmenin yalnızca sembolik olduğu ve iki devlet arasındaki ilişkilerin kurumsallaştırılması yönünde herhangi bir adım atılmadığı anlaşıldı. Obama yönetimi Polonya’da ABD jet savaş uçakları üssünün kurulmasının yanı sıra bölgesel ileri teknoloji füze savunma sisteminin Polonya ve Çek Cumhuriyetine konuşlandırılmasını desteklemekle dönemin ABD Dış İşleri Bakanı Baker’ın verdiği taahhüdü görmezlikten geldi. Obama yönetimi, Polonya’da kurulu bulunan üsse ilave jet uçakları konuşlandırmak için Kırım krizini kullanıyor ve devriye savaş uçaklarının manevra alanını Baltık devletleri hava sahasına kadar genişleme yapma hesabını yapıyor. 
 
Şimdilerde Rusya’da ABD Büyükelçisi bulunmuyor. Dışişleri Bakanı John Kerry meslektaşı Rusya Dışişleri Bakanı ile birlikte kamuoyuna açıklama yaparken yanında üst düzey herhangi bir ABD’li uzman yoktu. Kerry’nin Avrupa konularında sorumlu Bakanlık Yardımcısının Kiev ile ilgili geçen ay yaptığı sert bir açıklaması Foggy Bottom’daki (Washington D.C.) diplomatik yetersizlikten dolayı ikili görüşmelerin daha kötüleşmesine neden oldu. 
 
Küba’da 1962 yılında meydana gelen füze krizi sırasında Sovyetler Birliğinde görev yapan ABD eski bir Büyükelçisinin araya girmesiyle Moskova’ya diplomatik temsilcilik yeri verilmesi halinde Kremlin’in de uçak savar füzelerini ve bombardıman uçaklarını Küba’dan geri çekme yolunu arayacağını ve böylece iki ülke arasında olası bir askeri çatışmanın önüne geçileceği konusunda Başkan Kennedy ikna edilmişti 
 
Obama yönetimi yaşanan Kırım krizinde, mevcut anlaşmazlığa bir çözüm yolu bulma çabası içinde olmak yerine, yönetime eleştiri getiren sağ-kanat politikacı ve siyasi uzmanlarıyla gereksiz bir yere uzlaşma yoluna girdiği anlaşılıyor. ABD’nin, NATO faaliyet alanında daha fazla genişleme yapmama yönünde garanti vermesi ve Rusya’yı etrafı kuşatılmış Ukraynalılara çok yönlü ekonomik yardım programına davet etmesi halinde, Başkan Viladimir Putin de muhtemelen Kırımda mevcut askeri varlığında azaltma yoluna gidecektir. Bu arada ABD’nin Kırım’da yeni bir askeri adım atması, seyahat yasağının getirilmesi ve Rusya’ya karşı ekonomik yaptırım uygulama yoluna gidilmesi tarzındaki yeni tutumlar Kırım’da mevcut durumda değişiklik olması konusunda olumlu herhangi bir katkı sağlamayacaktır. Bu tarz hareketler Ukrayna’daki mevcut krizin sadece daha da ağırlaştırılmasına yol açacak, ABD ve Rusya yönetimlerinin silahların kontrol altına alınması, silahsızlanma, nükleer silahların yayılmasını önleme, terörizme karşı mücadele gibi önemli jeopolitik konularında görüşme yapamayacakları kanaatinin uyandırılmasına neden olacaktır. 

Çeviren: Nizamettin Karabenk / basnews

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.